Abdülhakim Arvasi Kimdir, Hayatı, Eserleri

25

Abdülhakim Arvâsî, (Van Başkale 1865 – Ankara 27 Kasım 1943). Mutasvvıf, Nakşibendî-Hâlidî şeyhi.

Ba­bası Seyyid Mustafa Efendi’dir. Soyu anne tarafından Abdülkâdir-i Geylânî’ye ulaşır. Hülâgû Bağdat’ı istilâ ettiğinde (1258) Musul’a hicret eden ataları daha sonra Urfa ve Bitlis’e, oradan da Mısır’a gitmişlerdi. Ailenin büyük oğlu Molla Muhammed bir süre sonra Van’a gelip şehrin güneyinde yüksek dağlar arasın­da bir köy kurmuş, bu köyde büyük bir dergâh ve iki katlı bir cami inşa ederek oraya Arvas adını vermişti. Kâdirî tari­katına mensup olarak faaliyet gösteren ve “Arvas seyyidleri” diye tanınan aile, altı yüz elli yıl varlığını devam ettirerek bugüne ulaşmıştır.

Abdülhakim Arvâsî, ibtidâî ve rüşdiyeyi Başkale’de okudu. Daha sonra Irak’ın çeşitli bölgelerindeki tanınmış âlimlerden icazet alarak Başkale’ye döndü (1882). Kendisine miras kalan servetle bir medrese yaptırdı ve zengin bir kütüphane kurdu.  Bu  medresede yirmi yıla yakın ders okuttu. 1880’de intisap ettiği Hâlidiyye tarikatı şeyh­lerinden Seyyid Fehim’den Nakşibendiyye, Kübreviyye. Sühreverdiyye, Kâdiriyye ve Çiştiyye tarikatlarından hilâfet aldı (1889). Tarikat silsilesi Seyyid Fehim, Seyyid Tâhâ vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi’ye ulaşır,

Abdülhakim Arvâsî, I. Dünya Savaşı’nın başlarında Ruslar’ın Başkale’yi is­tilâ etmesi ve Ermeniler’in silâhlanarak müslüman halkın mallarını yağmalama­ya başlamaları üzerine, hükümetin em­riyle, yüz elli kişilik ailesiyle birlikte da­ha emin bir yere göç etmek zorunda kaldı. Bağdat’a yerleşmek amacıyla yo­la çıkan aile, Revândiz-Erbil yoluyla Mu­sul’a ulaştı. Burada iki yıla yakın bir süre kaldı, İngilizler Bağdat’ı işgal edin­ce oraya gidemeyip ailesinden sağ ka­lan altmış altı kişiyle birlikte Adana’ya geldi. Adana’nın da düşman eline geç­mesi ihtimaline karşı Eskişehir’e göç etti. Nisan 1919’da İstanbul’a geldi. Bir süre Evkaf Nezâreti’nce Eyüp’teki Yazılı Medrese’de misafir edildikten sonra yi­ne Eyüp’teki Kâşgari Dergâhı şeyhliğine tayin edildi. Medresetü’l-mütehassisîn’de tasavvuf tarihi dersi okuttu. Dergâh şeyhliğinin yanı sıra ay­rıca Kâşgarî Camii’nin imamlık ve vaiz­lik görevi de kendisine verildi. Tekkeler kapatılana kadar bu görevlere devam etti. Daha sonra tarikat faaliyetlerini bı­rakarak eve dönüştürdüğü dergâh bi­nasında tasavvufi sohbetlerle meşgul ol­du. Menemen hadisesi ile alâkalı görülerek tutuklandı ve Mene­men’e gönderildi. Ancak olayla ilgisi ol­madığı anlaşıldı. Soyadı kanunu kabul edilince Üçışık soyadını aldı. Beyoğlu Ağa Camii ve Beyazıt Camii’nde dersler verdi. Cumhuriyet döneminin önemli fi­kir ve sanat adamlarından Necip Fazıl Kısakürek’in kendisiyle tanışıp sohbet­lerinde bulunması, aydın çevrelerde de tanınmasını sağladı. Eylül 1943’te sı­kıyönetimin emriyle İzmir’e gönderildi. Bir süre sonra Ankara’ya gitmesine izin verildi. 27 Kasım 1943’te vefat etti. Kabri Ankara’da Bağlum Mezarlığı’ndadır.