Abdülaziz bin Suud Kimdir, Hayatı, Suudi Krallığının Kurucusu

23

Abdülazîz b. Abdirrahmân b. Faysal (Riyad 2 Ara­lık 1880 -9 Kasım 1953) Bugünkü Suudi Arabistan Devleti ve Krallığı’nın kurucusu.

Suudî hanedanına mensup olması do­layısıyla İbn Suûd diye de anılır. Küçük yaşta özel hocalardan di­nî bilgiler ve Kur’ân öğrendi. 1891’de Hâil Emîri Muhammed İbnü’r-Reşîd ve kabilelerinin Riyad’ı işgal et­meleri üzerine babası ile beraber Ku­veyt’e sığındı. Bu sırada Osmanlı Devleti tarafından kendilerine aylık 60 lira ma­aş bağlandı. On yıl kadar burada kal­dıktan sonra, İbnü’r-Reşîd’e karşı baş­latılan ayaklanmalardan faydalanarak Riyad’a geldi ve 15 Ocak 1902’de bura­yı ele geçirdi. Ardından, babası Abdurrahman’ın hak ve salâhiyetlerinden fe­ragat etmesiyle Vehhâbî emîri oldu.

Abdülazîz, daha sonra İbnü’r-Reşîd’e karşı mücadelesini sürdürdü. Kuveyt emîrinin de desteği ile bu mücadelede başarılı oldu ve Arap kabilelerini etrafı­na topladı. 13 Nisan 1906’da amansız düşmanı İbnü’r-Reşîd’in emîrini mağlûp ederek öldürdü. Osmanlı Devleti’nin bu­rada emniyet ve asayişi sağlamak için giriştiği mülkî ve askerî ıslahat başarılı olmadı. Abdülazîz, Osmanlılar’la çatış­maktan kaçınarak 1907’den itibaren Necid bölgesindeki Arap aşiretleriyle uğraşmaya başladı. Ancak Mekke Emîri Şerif Hüseyin Paşaya karşı yaptığı mü­cadelede başarı kazanamadı. Ayrıca Bedevîler’den oluşan bir toplum mey­dana getirmek için bazı teşebbüslere girişti. Bedeviler’i Vehhâbîliğin yaygın olduğu tarım bölgelerine yerleştirdi. Yaptığı düzenleme sonunda, her biri 10.000 nüfuslu 150 koloni teşekkül et­ti. Bunların mensuplarına ihvan deni­yordu. 1912’de kurulan bu Vehhâbî teş­kilâtı. Arap yarımadasında milliyetçiliği yerleştiren ilk hareket oldu. Abdülazîz bu kuvvetlere dayanarak 1913’te Necid mutasarrıflığının merkezi olan Lahsâ’yı ele geçirdi. Bu durum karşısında Os­manlılar, 1914 ilkbaharında onu Necid valisi ve kumandanı tayin etmek zorun­da kaldılar.  Ab­dülazîz, yapılan anlaşma ile dış işleri ha­riç tamamiyle bağımsız oldu. İngilizler’le münasebetlerini sürdürerek I. Dünya Savaşı’nda Osmanlılar’a muhalif bir ha­reketin içine girdi. Savaşın başından iti­baren İngiltere ile anlaştı. Osmanlı pa­dişahının “Cihâd-ı ekber” ilânına hiç al­dırış etmedi: fakat Osmanlı davasına sadık kalan İbnü’r-Reşîd ailesiyle uğraş­tığı için de İngilizler’e doğrudan yardım­da bulunamadı. Abdülazîz, Ocak 1915’te İbnü’r-Reşîd ile yaptığı savaşta yenil­giye uğradı. 1915-1916 yılları boyunca Acmân aşiretlerinin isyanını bastırmak­la meşgul oldu ve bu sıkıntılı dönemde İngilizler’in ve Kuveyt Şeyhi Mübarek b. Sabâh’ın yardımlarını gördü. 26 Aralık 1915’te İngilizler’le bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma ile yabancı müdahalesine karşı kendi istiklâli tanındı ve garanti altına alındı. İngilizler, İbnü’r-Reşîd’e karşı kendisine aylık 5000 İngiliz lira­sından başka silâh yardımında da bu­lundular. Abdülazîz, İngiltere’nin deste­ği ile Osmanlılar’a baş kaldırarak 2 Ka­sım 1918’de krallığını ilân eden Mekke Emîri Hüseyin’i tanımadı. İngiliz hükü­meti, Şerif Hüseyin’e Tâif’in doğusun­daki hurma vahasını işgal yetkisi verdi ve Abdülazîz’e de burayı terketmesi için ikazda bulundu. Abdülazîz bu ikaza uy­madı ve 26 Mayıs 1919’da Şerif Hüse­yin’in kuvvetlerini yendi; Haziran 1920’de de Asîr’i işgal etti. Daha sonra bü­tün Orta Arabistan’ı idaresi altına aldı. Türkiye’de hilâfetin ilgasından sonra, 6 Mart 1924’te Şerif Hüseyin’in kendisini halife ilân etmesi üzerine de 8 Eylül’de Tâif’i bir baskınla ele geçirdi. Ardın­dan 17 Ekimde Mekke kan dökülme­den alındı. Böylece Hicaz bölgesi Vehhâbîler’in eline geçti. Ürdün ve Irak sı­nırlan ile ilgili olarak İngilizler’le an­laşmalar yaptıktan sonra. Hâşimîler’in elinde kalan şehirlerden Medine ve Cidde’yi de aldı. Bu zaferlerden sonra 10 Ocak 1926’da Hicaz kralı ilân edildi.

Abdülazîz’in Cebelişemmer bölgesi ile Hicaz’da birbirini takip eden fetihleri sayesinde Vehhâbî Emirliği, Basra kör­fezinden Kızıldeniz’e kadar uzanan Ha­remeyn’i de içine alan bir devlet haline geldi. İngilizler de 20 Mayıs 1927’de imzalanan Cidde Antlaşması ile onun bağımsızlığını tanıdılar. 1932’de ülkenin adı Suudi Arabistan Krallığı oldu. Melik Abdülazîz, II. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı, ancak müttefiklere meyletti; ar­dından Birleşmiş Milletler ile Arap Birli­ği teşkilâtlarına girdi.

Abdülazîz b. Suûd dirayetli bir kraldı. Ülkesini, kendi zekâ ve kudretini kul­lanarak geleneksel esaslara göre ida­re etti. İleri teknolojinin önemini kav­ramakta gecikmedi. 1936 ve 1939’da petrol imtiyazlarını Amerikalı şirketle­re verdi. Bu şirketler 1944’te Arabian-American Oil Company’yi (ARAMCO) kurdular. Melik Abdülazîz, çok muhafa­zakâr bir cemiyette bu suretle Amerikalılar’ın işlettikleri petrol sanayiini ku­rarak ölümüne kadar günlük üretimi 1 milyon varile, senelik geliri de 200 mil­yon dolara çıkardı. Petrol gelirleri hızlı kalkınmayı temin etti. Yol, su, elektrik, havaalanları, limanlar, radyo istasyonları, telefon şebekeleri, okullar, hastahane ve demiryolları bu sayede meydana geldi. Birçok kadınla evlenen Melik Ab­dülazîz’in, öldüğü sırada hayatta otuz beş oğlu vardı. 9 Kasım 1953’te ölü­münden sonra yerine Prens Suûd geçti.

Diyanet İslam Ansiklopedisi