Abbas Sayar – Yılkı Atı

Abbas
Sayar – Yılkı Atı


Çiftin tutağına olanca gücüyle çöktü:

-Dooovaah, diye bağırdı.

Duyduk, rüzgâr efendi duyduk. Kış geliyor
diyorsun. Hoşgeldi, sefalar getirdi.

Bu gün aklım Dorukısrak’a takıldı. Çifte
gittim geldim, onu düşündüm. Dışarda kış geldim diyor. Ahırdaki saman belli. Saçkı
belli. Ben öküzlerin, tay’ın arpasına ortak edemem. O bu yıl başının çaresine
bakacak. O, bu yıl “yılkılık…”

Hasan kızmıştı. Başına bir taş vurdu. Kısrak
şahlanmak istedi. Ayakları kalkmıyordu. Hafifçe kişnedi. Tepeye doğru döndü ve
yürüdü. Sağ kaşının üstünden sızan kan göz kıyısından burun çene boşluğu
arasına indi…

Çarparcasına evin kapısına başını vurdu.
Bir “küt” sesi yayıldı her bir yöne. Bir daha, bir daha vurdu.
Açılmıyordu yine kapı.

Seni geçmişi kınalının malı… Yediği boka
bak namussuzun… Kapıyı kırıp da içeri girecek aklınca… Hööst, höst…

Tay, üç yaşına değince dillere destan oldu.
Gençti o zaman İbrahim. Saatlerce tayla ilgilenir, “aman, beli incinir,
boy atmaz” diye binmezdi.

İşte Dorukısrak’ın gençliği böyle başladı.
Kaza yarışlarına girdi. Çoğu kez birincilik ikincilik aldı. Beyler gibi
beslendi. Bir dediği iki olmadı. Bu altın çağ beş yıl sürdü.

Sekiz yaşına basınca günlerin türküsü
değişti. Artık, koşamıyordu. Koşsa da derece alamıyordu.

Bir at arabaya koşulmaya görsün. Kredisi
beş paralık oldu demektir. Artık o at değil, sıra malıdır.

Çilkır bir at soluk soluğa Kısrak’a
yaklaştı. Kısrak, görmemezlikten geldi. Boynunu biraz daha uzattı. Umut ve yaşama
isteği dolu bir kişneme bıraktı.

İki türlü yılkı atı olur. Hatta üç türlü.
İki türlüsü can yongası, bir türlüsü gözden çıkmışı, hesaptan düşülmüşü,
defterden silinmişi…

Yel uluyordu. Kar tozuyordu. Gök, un
eliyor, yel onu keyfine göre oynatıyordu. Gavuruna çarpıyordu kar. İplik iplik giriyordu
atların gözlerine. İğne iğne batıyordu. Gözleri kırpık kırpıktı hepsinin.

Kar tozuntusu ardında üç canavar gördüler.
Üç boz kurt, üç iri, üç korkusuz kurt duruyordu karşılarında.

Yaman bir boğuşma oluyordu. Atların
kişnemeleri, kurtların çenilemeli ulumaları ovayı titretiyordu.

Ayaklan artık kendisini taşımıyordu. Yerler
kısmen kar, kısmen buzdu. Nalsız tırnakları hiç bir ses çıkartmıyordu. Bir
otluk çarptı gözüne. Altı kuruydu. Günler öncesi köyünde gecelediği otluk
gibiydi. Otluğun altına girdi. Birden ön dizleri ve boynu üstüne yıkıldı. Arka
ayaklan yıkılışına uydular. Sağ böğrünü soğuk toprağa dayadı ve öylece kaldı.
Başı sağ yanına düştü, nerdeyse yere değecekti.

Kısrak binbir güçlükle Hıdır Emmi’nin
ahırına sokuldu. Hıdır Emmi yaşlı gözüküyordu. Ama dinçti. Atın ahıra
getirilişinde en çok güç harcayan o oldu.

Kurt ulumaları…

Üç zayıf yılkılığın peşine düşen üç kurttan
biri Çilkır’ın peşinde idi.

Atın boğazından el çeken kurt, kanlı
dudaklarını yaladı. Dikleşti, boynunu uzattı, başını boşluğa kaldırdı. Uzun
uzun uludu. Ve Çilkır’ın başı toprağa düştü.

Dorukısrak dördüncü günü önüne konan otu,
arpa kırmasını yedi. Soluğu derinleşmiş, sıcaklaşmıştı. Gözlerindeki kızartı geçmiş,
göz akı yeniden görünmüştü. Başı dikti. Gövdesindeki güçsüzlük sona ermişti.

Dorukısrak üç gündür ahır dirliğinin altını
üstüne getirmişti. Huysuzluğu her geçen gün artmıştı.

Kısrak gitmek ister. Yabancı yerdeyim, der.
Beni bırakın, der.

Doru’nun köyden ayrılışı törenli oldu.

Hep birlikte harman yerine geldiler. Hıdır
Emmi yuları çıkardı.

– Haydi yavrum, dedi. Allah yolunu açık
etsin, canavarın şerrinden korusun…

Yılkılıklar, gurbetten kardeşleri
dönmüşcesine sevindiler. Doru’yu kişnemelerle selamladılar, karşılık aldılar.

Atlar, ölüm günü sabahından sonra bir daha
Çilkır’ın leşini göremediler. Zira, Aygır hiç bir gün atları o vadiye yanaştırmadı.
Bu yüzden Dorukısrak sevgili eşinin cesedini göremedi. Böylesi daha iyi oldu.
Bir daha göreceği umudunu yüreğinden söküp atmadı.

Nisan yaklaşırken atların terhis emirleri
geldi.

Oğlum, aygır kısrakla avlanır. Yılkılık
atlar da en tezinden yavrularıyla…

Yapılacak iş şu: Tayın gemini çıkart, anasının
yanma… Birbirini tanırlar hemencecik. Koklaşırlar, kişnerler. Tüm bir dünyayı
unuturlar. O zaman yanaşıp yuları kısrağın başına atarız. Gerisi kolay.

Tay şüpheli birkaç adımdan sonra kişnedi ve
dört nala geçti. Yılkılıklara yaklaşınca anasını gördü, heyecanlandı, durdu. Süreli
bir kişneme bıraktı. Doru da tayını tanımıştı. Ana oğul koşarcasına birbirine
yaklaştılar.

Mustafa usulcacık yanaştı. Karın hizasına
geldi atın. Elindeki yular ipini boynuna attı, ipin iki ucunu birleştirdi. Her
şey oldu bitti sandılar. Kısrak, hırslı bir kişneme attı, şahlandı. Çocuk havaya
uçar gibi oldu. At birden döndü. Yulardan kurtulmuştu.

İbrahim olanlara şaşırıp kaldı. Kısrak
üstüne yürüyünce korktu. “Höst, höst” diye feryat etti. Atların başlarını
alıp gidişine alık alık baktı.

Abbas Sayar 1923’te Yozgat’ta doğdu. Yılkı
Atı, Abbas Sayar’ın ilk romanıdır ve 1970′te yayınlanmıştır, TRT 1970 Sanat
Ödülleri yarışmasında başarı ödülü almıştır. Eserde ana kahramanlar atlardır,
insanla tabiatın, atların ilişkisi ele alınmıştır. Eserde üzerinde durulan ana
konular tevekkül, yoksulluk, tabiat, geleneklere bağlılıktır.

Anadolu’nun yoksul köylerinden birinde, İbrahim,
tarlada çift sürmektedir. Köyde kış, acı yüzünü göstermeye başlamıştır.
İbrahim, bu yılki mahsulünü düşünür. Saman da, ürünler de kıt kanaat ancak
yetecektir. Samanları düşünen İbrahim, Dorukısrak’ını hatırlar.

Köyde öküzlerini suladıktan sonra İbrahim
eve döner. Büyük oğlu Mustafa’ya Dorukısrak’ı dağlara sürmesini söyler.
Dorukısrak’in artık yılkı atına salınma vakti gelmiştir.

Mustafa ve küçük kardeşi Hasan,
Dorukısrak’a atlayıp dağlara sürerler. Bir de taş atarak onun incinmesine neden
olurlar. Dorukısrak’ı kovalarlar. Onlar köye dönünce Dorukısrak, yuvasından ve
tayından uzak yerlerde tek başına kalakalır. Karanlık çökünce köye döner.
Ahırının kapısını zorlar, kapı açılmaz.

Dorukısrak sonraki gün de aynı şeyi yapar.
Artık gündüzleri kimse görmeden sürüye karışıp tayını sevmekte, akşam da
Mustafa ve Hasan’ın taşlamaları yüzünden dağa kaçmaktadır. Üçüncü gün, İbrahim
Dorukısrak’ı döver. İbrahim, ona yarışlar kazandıran, tay veren, yıllarca
yanından ayrılmayan bu atı, artık işe yaramadığı gerekçesiyle istememektedir.

Bir gün sonra, Tombak Emmi, İbrahim’in emri
üzerine Dorukısrak’ı bir köylüye verir. Köylünün adı Kaşifinoğlu’dur. Kaşifinoğlu,
Dorukısrak’ı çok uzaklara götürür ve bırakır. Dorukısrak’ı tayını çok özlediği
için yine ahırını bulur, komşular onun İbrahim’in atı olduğunu anlayınca ona
acır. Dorukısrak artık çok yıpranmıştır, köye son defa bakar ve köyü terk eder.

Doru, yapayalnızdır artık. Çok acıkmakta
fakat ot bulamamaktadır. Dolaşırken kendisi gibi yılkıya salınmış bir atla
-Çilkır’la- karşılaşır. Birlikte ovaya inerler. Ovada onlar gibi 7-8 at daha
vardır. Bütün atların koruyucusu olan atın adı Demirkır’dır. Doru da onlara
katılır.

Bir gün, Dorukısrak’ı kıskanan Çilkır’la
Aygır kavga ederler. Çilkır yenilince gururu kırılır, herkese küser. Kış
gelmiştir, her yeri kar kaplamıştır. Kurtların hücumuna uğrarlar, Aygır hepsini
kurtarır.

İbrahim, Doru gittikten sonra çok
asabileşir. Dorukısrak’ı düşünmekte fakat arasa da bulamamaktadır. Köylüler de
ettiğini bulduğunu düşünmektedir.

Havanın çok soğuk olduğu bir gün,
Dorukısrak hastalanır, bir köye doğru gider. Hıdır Emmi adında biri ona acır,
bakar ve onu iyileştirir. Dorukısrak, köyde emniyette iken arkadaşlarına yine
kurt saldırır ve Çilkır’ı öldürürler. Dorukısrak’a çok iyi bakılmaktadır. Bu
iyi insanlar, iyileşince onu törenle köyden gönderirler.

Artık mart ayı gelmiş, kış yerini bahara
bırakmıştır. İki atı yılkı tüccarları zorla götürürler. İbrahim de bahar
gelince tek başına da olsa Dorukısrak’ı bulmaya karar verir. Ovaya iner.
Dorukısrak’ını bulur. Tayı annesinin yanına gönderir, böylelikle Doru’nun
geleceğini zanneder. Tay ve Dorukısrak tam aksine koşmaya başlarlar, bir süre
sonra gözden kaybolurlar.

İbrahim yaz kış onları arar, fakat bulamaz.