55.TANRI TASAVVURUNUN PSİKOLOJİK YANSIMALARI

Bir Tanrı tasavvuruna sahip olmak, insanın din ve Tanrı ile ilişkisini belirlediği gibi, kendisiyle, diğer insanlarla, toplumla, doğayla ve evrenle ilişkisini de belirlemekte, bunlara ilişkin bir bakış açısı kazandırmaktadır. Hatta insanın bilim, sanat, siyaset, tarih, kültür, ekonomi, spor ve benzeri diğer bütün alanlardaki düşünce ve yorumları, bu tasavvurun oluşturduğu bakış açısının etkisiyle şekillenebilmektedir.
Tanrı tasavvurunun çok çeşitli yansımaları olabilir. Burada temas edilen psikolojik yansımalar, Tanrı tasavvurunun dinî, felsefî veya sosyo-kültürel içeriğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Mesela, farklı dinî geleneklere mensup bireylerin tasavvurları arasında ya da Giriş kısmında kısaca bahsedilen Teizm ile Ateizm arasında psikolojik yansıma farkı olacağı gibi, sosyal hayata yansıma bakımından da farklılıklar görülebilecektir.

Tanrı tasavvurları, öncelikle iç ve dış gerçeklikler arasında köprü görevi yapar. Olumlu veya yardımsever bir Tanrı tasavvuru, derûni gerçekliği desteklemek suretiyle dış gerçeklikle daha fazla ilişki kurabilmeyi sağlayan benlik duygusunu güçlendirir. Yardımsever Tanrı tasavvuru, endişeyi dindirerek, yalnız başına var olmaya katlanma yeteneğini geliştirip, daha büyük ve daha güçlü bir varlığa bağlanma duygusu temin eder ve temel güveni destekler. Olumsuz bir Tanrı tasavvuru ise endişeyi tahrik edip, temel güvensizliği besleyebilir. Mesela, eleştirel veya talep edici bir Tanrı, yetersizlik hissi uyandırabilir. Olumsuz Tanrı tasavvurları, olumsuz yansıtmada bulunmaya neden olur ve genellikle olumsuz sonuçlara yol açar. 
Olumlu bir Tanrı tasavvuru, kutsalla ilişki kurma konusunda duygusal bir açıklık oluşturarak, ruhsal deneyim için bir çerçeve sağlar ve ruhsal gelişimin devamını teşvik eder. Sağlıklı ve normal bir ruhsal gelişim için, olumlu Tanrı tasavvurları önemli işlevlere sahiptir. Tanrı tasavvuru, duygusal ve bilişsel olarak insanın benlik algısına paralel olarak seyreder. Bu tasavvur, kişinin kendini nasıl algıladığına bağlı olarak olumlu ya da olumsuz şekilde yapılanabilir. Tanrı tasavvurları ile ruh sağlığı arasındaki ilişkileri konu edinen birçok araştırmada, olumsuz Tanrı tasavvurlarının ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri açıkça görülmüştür. Olumsuz Tanrı tasavvurları, ruh sağlığı ile doğrudan ilişki içerisindedir. Yani, Tanrı tasavvurları ne kadar olumsuzsa, ruh sağlığı da o kadar bozuktur (Murken, 1998).
Ülkemizde, üniversite öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmaya göre (Yapıcı 2007), Allah ile içsel temas kuran, O’na sığınan, O’na güvenen ve O’nu sık sık hatırlayan gençlerin ruh sağlıklarının diğerlerine göre daha iyi düzeyde olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan, kendi acziyetlerinin, çaresizliklerinin, güçsüzlüklerinin şuuruna vararak Allah’ın yardım ve desteğini isteyen gençlerin, günlük hayatın akışı içerisinde maruz kaldıkları yoğun stres, depresyon ve umutsuzlukla daha rahat başa çıkabildikleri, dolayısıyla intihar olasılıklarının daha düşük olduğu tespit edilmiştir.
Tanrı tasavvurları, huzur, mutluluk ve anlam kazanma tarzında, insanın kendisini, diğer bütün ilişkilerini ve içinde bulunduğu şartları dengelemeye imkân tanır. Tanrı tasavvurları, bu dengeleme eylemine çeşitli şekillerde katkı yapabilir. Bizi yarattığına inandığımız Tanrı’nın, aynı zamanda bizi karmaşık bir evrende yapayalnız bırakmadığına, bizi gördüğüne de inanırız. Yalnızlık duygusunu ve ayrılık acısını bu şekilde hafifletir, Tanrı’yı her an yanıbaşımızda olan ve bizi seven güçlü bir dost olarak tasavvur ederiz. Ya da bu süreci, tersine çevirebiliriz. Olumsuz bir Tanrı tasavvur ederek huzursuz ve mutsuz olabilir veya anlamsızlık duygusu yaşayabiliriz. İlişkilerimizde güvensiz ve kavgacı, içsel hayatımızda kaygılı olabiliriz.
Bu dünyanın geçici olduğuna ve bir öte dünya hayatı buluduğuna inanan ve Allah’ın her şeyin evveli ve ahiri olduğunu tasavvur eden insan, yaptığı işlerin hesabını vermek ve layık olduğu karşılığı görmek için (Bakara 2/281), Allah’ın huzuruna mutlaka çıkacağına (Bakara 2/28) ilişkin bir farkındalık geliştirir. Yaptığı her şeyi bu bilinçle yapar. Aynı şekilde, kendisine yapılan haksızlık veya adaletsizliklere de bu bilinçle yaklaşır. Bu olumlu tasavvur, sonsuz bir üzüntü ve keder duygusunun oluşmasına engel olur.
Tanrı tasavvurlarının, düşünce ve duyguların oluşmasında, başkalarının ve sosyal çevredeki olayların yorumlanmasında temel ve vazgeçilmez bir etkisi olduğu yaygın şekilde kabul edilen ve öz-tutum, öz-değer, öz-güven, öz-saygı (izzet-i nefs) gibi isimlendirmelerle ifade edilen öz-kavramı ile yakın bir ilişkisi vardır. Öz-kavramına yüklenen anlam ve değer, Tanrı tasavvurları üzerinde de etkili olmaktadır. Hıristiyan kültüründe yetişmiş gençler arasında yapılan araştırmaların birçoğunda, yüksek öz-saygı ile olumlu (koruyan, kollayan) Tanrı tasavvuru arasında; düşük öz-saygı ile de olumsuz (cezalandıran, öç alan) Tanrı tasavvuru arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu belirtilmektedir.
Ülkemizde gerçekleştirilen araştırmalarda da aynı sonuçlar elde edilmiştir. Mesela, bir araştırmada, düşük öz-saygı ile olumsuz (cezalandıran, gazap eden, öç alan) Allah tasavvurları arasında; buna karşılık yüksek öz¬saygı ile olumlu (kontrol eden, herşeyden sorumlu olan, yaratan, dirilten) Allah tasavvurları arasında olumlu bir ilişki bulunmuştur (Kuşat, 2006).
Tanrı tasavvuru, işbirliği ve uyum ile de irtibatlıdır. Gençler üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, “yardımsever, güçlü, koruyan, sağlam, kararlı, ölümsüz” gibi niteliklerden oluşan olumlu bir Tanrı tasavvuruna sahip bireylerin, problemlerini çözme konusunda Tanrıyla işbirliği içerisinde ve psikolojik olarak daha uyumlu oldukları bulunmuştur. Buna karşılık, olumsuz bir Tanrı tasavvuruna sahip olan ve problemlerini çözme konusunda başına buyruk davranan bireylerin katı, asabi, endişeli oldukları ve psikolojik olarak uyum bozuklukları sergiledikleri tespit edilmiştir. (Schaefer ve Gorsuch, 1991).
İnsanlar kendilerini çaresiz, yetersiz veya tehdit altında hissettikleri zaman Tanrı’ya yönelebilirler. Bu durumda Tanrı tasavvuru, bütün bu çaresizlik, yetersizlik ve tehditlerin üstesinden gelmeyi, onlarla başa çıkmayı kolaylaştırıcı veya bunları telafi edici bir işlev görebilir. Ancak bu tür bir telafi edici Tanrı tasavvurunun dinamiği çok boyutludur ve değişik sonuçlara yol açabilmektedir. Zira bu tasavvurla ilişkilendirilen çaresizlik, yetersizlik ve tehdit durumları kalıcı ve sürekli olmadığı için önceki yaşantılara dönme ihtimali söz konusu olduğu gibi; bu tür durum ve deneyimler farklı tutum ve davranışlara, farklı yönelimlere ve farklı Tanrı tasavvurlarına da sevk edebilmektedir.
Tanrı tasavvurları, Tanrı ile ilişkimize aracılık eden geçiş nesneleri olarak da işlev görür. Temel ayrılık anksiyetesi olarak düşünülebilecek olan varoluşsal endişe, ya Tanrıyla ilişkinin benliği destekleyen huzuruyla iyileştirilir ya da Tanrısız bir dünyada tek başına yaşama duygusuyla kötüleştirilir. Tanrı tasavvurları olay ve şartlara ilişkin algıların yapılan¬masına katkıda bulunur. Beklentileri renklendirir ve hayat şartlarının sonuç¬larını etkiler.
Tanrı tasavvurları, zaman zaman olumlu veya olumsuz birtakım atıfların veya yüklemelerin kaynağı da olabilmekte; mesela, savaş, deprem, yangın, sel, kaza gibi olaylar veya hastalık, ölüm, başarısızlık gibi durumlar karşısındaki atıf ve yüklemeler, Tanrı tasavvurlarının niteliğine bağlı olarak şekillenmektedir.
Tanrı tasavvuru birden fazla ise, ya herhangi biri hayatın farklı bir noktasında, tutarlı bir dünya görüşüne katkıda bulunarak ağır basabilir ya da başka bir zamanda çatışan tasavvurlar kendiliğinden harekete geçip karmaşaya yol açabilir. Tanrı tasavvuru da dâhil derûnî tasarımlar, ilişkisel bakış açısının ana temellerinden biçimlenir. Tanrı tasavvuru, Tanrı ve dünya ile bir barış ve uyum halinden; öfke, yalnızlık ve âleme karşı olunan bir hale yayılan temel yönelimleri hem etkiler hem de bunlardan etkilenebilir.
Yetkin veya Kadir-i Mutlak bir Tanrı tasavvuru, her şeyin nedenini açık¬lamak için güçlü bir referans kaynağı sağlar. Sebeplilik zinciri, O’nun sonsuz kudretinin tasarrufunda bir anlam ifade eder (Zümer 39/62-63). Her şey onunla izah edilir (Necm 53/42). Tanrı’yı her şeyi yaratan, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, her şeyi gören gibi yetkin vasıflarla tasavvur eden insan, böylece varlığın bütününü açıklayıp anlamlandırabilir. Çünkü “insan, kendi güvenliği için, reelin bütüncül açıklamasının mümkün olduğuna inanmaya muhtaçtır.” (Gusdorf, 2000) Bu tasavvur, ahlakî değelerin de kaynağıdır. İnsanın, böyle bir tasavvur sahibi olmadan kendi içindeki, insanlararası ilişkilerdeki ve dünyadaki düzeni sağlaması güç gözükmektedir. 
Kadir-i Mutlak Tanrı tasavvuru, olumsuz anlamda ikili bir anlayışın oluşmasına yol açabilir. Bu tasavvur, bir taraftan insanın her türlü müdahalesini boş kılan bir kaderciliğe, diğer taraftan her türlü sebeplilik bağının kaybolduğu tam bir pasif dünya anlayışına götürebilir. Günümüz dünyasının post-modern şartları, Kadir-i Mutlak Tanrı tasavvurunun olumsuz şekillerinden, daha çok ikincisini yansıtmaktadır. Çünkü inanç, estetik ve etiğin pozitivist ve kapitalist değerler tarafından sürekli aşındırıldığı, geleneksel değer ve bağların koparıldığı günümüz dünyasında insan, geçmişinden habersiz, hâlihazırda endişe, kaygı ve stres yüklü ve geleceğinden umutsuz bir haldedir. İnsanlık kaçınılmaz bir çevre felaketine doğru sürüklenmekte, dünyanın pek çok yerinde adaletsizlik, açlık, sefalet, hastalık, sömürü, şiddet ve güvensizlik yaşanmaktadır. Benlikler dönüşmek¬te, her yerde insanın “kendine yeter”li olduğu propagandası yapılmakta, narsisizm hızla yayılmaktadır. İnsan, “her şeye gücü yeterlik” ve “büyüklenmecilik” yanılsamasına düşmüş durumdadır. Halbuki Kadir-i Mutlak Tanrı tasavvurunun hedefi, insana ve dünyaya ne müstakil bir güç, ne de mutlak bir acziyet atfetmemektir (Draz, 2000). Gaye, insanı, modernitenin iki aşırı ucunu teşkil eden bu tavırlara düşmekten korumak; ona ne tabiat karşısında sınırsız bir güç atfetmek, ne de varoluşçuluk gibi insanın zayıflığını ve seçme hürriyetini bir zorunluluk olarak görüp bundan nihilist sonuçlar çıkarmasına yol açmaktır.
Varoluşunu Tanrı’ya teslim etmeyi, O’na kesin olarak bağlanmayı içeren ve normal çerçevede seyreden bir teslimiyet anlayışı olumlu bir Tanrı tasavvuruna, buna karşılık aşırı teslimiyetçi bir Tanrı tasavvuru, kaderciliğe veya olumsuz anlamda bir tevekkül anlayışına yol açabilmektedir. Bu durum insanı pasifleştirip; onu, iradesi ve benliği bulunmayan bir varlık haline getirebilir (Güler, 1998).
Son olarak, İslam kültüründe, insanın tasavvurlarına belirli bir çerçeve sağlayan Allah’ın isimleri (el-esmâü’l-hüsnâ) ve vasıfları, insanın Allah’ı tanıması ve onunla bağlantı kurması bakımından önemli işlevler üstlenir. İnsanın ulûhiyet anlayışını aydınlatma amacını taşıması açısından bütün bu isim ve sıfatların insanla münasebet halinde olduğu söylenir. Bu sebeple, ilâhi isim ve sıfatların insana yönelik anlam ve özelliklerinin güçlü yönlendiriciliği vurgulanır. Bu isimler, Allah’ın yücelik ve aşkınlığını ifade edip insanlarda saygı hissi uyandırmanın yanısıra, kalplere huzur ve sükûn verir. Bu yüzden bir Müslüman’ın hem dinî hayatı hem de Allah tasavvuru, aşkınlık ile içkinlik, korku ile merhamet, adalet ile affedicilik, cezalandırılma korkusu ile Allah’ın bize sevgisine dayalı merhamet ümidi kutupları arasındaki ritmik bir harekete dayanır (Nasr, 2001). İslam toplumlarındaki Allah tasavvurlarını yüzyıllardır besleyen ve özetleyen “korku ile umut arasında” olmak tabiri, gerçekte psikolojik bir dengeye işaret etmektedir. Korku ile umut arasındaki gerilim, insanı uyanık tutar, bütün düşünce ve eylemlerinde ona bir ölçü ve denge sağlar.

Esmâü’l-hüsnâ, Allah’ın güzel isimleri demektir. Bu tabir, Allah’a mahsus olan bütün isimleri ifade eder. Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde ve hadislerde geçen bütün ilahî isimleri kapsar. İslam geleneğinde bu isimler ve anlamları önemli bir yer tutar. Bu isimler, gündelik hayatta çeşitli işlevler icra eder. Müslüman birey için bunlar, sevgi, güven, emniyet, merhamet, şefkat, adalet gibi birtakım psikolojik ihtiyaçların giderilmesine imkân sağlayan bağlantı noktalarıdır. Allah tasavvuru genelde bu isimlerle şekillenen müslüman bir bireyin, başta kendisiyle olmak üzere bütün ilişkileri bu farkındalık doğrultusunda gerçekleşir.