50.Tanrı Tasavvurları

Tanrı düşüncesi, insanlığın temel bir kavramıdır ve insan hayatının en önemli ve en vazgeçilmez gerçekliklerinden birini oluşturur. İnsanoğlunun dünya serüveni içerisinde başka hiçbir düşünce, Tanrı düşüncesi kadar güçlü bir etkide bulunmamıştır. Her dönemde ve hemen her yerde, nasıl tanımlanmış ve adına ne denmiş olursa olsun daima bir Tanrı fikri bulunagelmiş; en ilkelinden en gelişmişine kadar bütün dinler şu ya da bu şekilde bir Nihaî Hakikat tasavvuruna sahip olagelmiştir. Bütün dinler ve inançlar bu Tanrı, Nihaî Hakikat veya Mutlak Gerçeklik tasavvuru etrafında tesis edilmiş, hayatın diğer bütün alanları bu tasavvurun güçlü etkisiyle şekillendirilmiştir.
İnsan, hayatını sürdürebilmek, anlamlandırabilmek, ilişki kurabilmek, inanmak ve bağlanmak için tasavvur etmek zorundadır. İnsanın tasavvur kapasitesi, onu biyolojik bir makine, sırf bir algı kutusu olmaktan çıkarmış, tarih yapan, kültür ve medeniyet kuran bir varlık haline getirmiştir. Din ise, bu kapasiteyi genişletmiş ve ona bir yörünge kazandırmıştır.
Tasavvur, anlama, kavrama, ilişki kurma gibi bütünüyle insani bir çabadır. Mutlak Varlık ya da Nihaî Hakikat tasavvuruna sahip olan dinî sistemler, insanın bu çabasını dikkate alarak çeşitli tasavvurlar geliştirmiştir. Ayrıca vahiy kaynaklı dinler, mensupları için inanıp bağlanacakları Varlığın niteliklerini geniş kapsamlı bir şekilde ortaya koyarak, bu çabayı genellikle teşvik edip desteklemiş ve yönlendirmiştir. Ancak aynı dine mensup olan ve aynı Tanrı’ya inanan insanlar bile, birbirinden farklı tasavvurlara sahip olabilmektedirler. Çünkü “Tanrı’ya inanan insanlar, yalnızca O’na imanın gücünde değil, O’nun mahiyetinin nasıllığında da birbirlerinden çok farklıdırlar.” Bu farklılığın Tanrı’dan değil insandan kaynaklandığı açıktır. Çünkü farklılık aslında insanın algılarına bağlı olarak var olmaktadır. İnsan Tanrı’yı, Tanrı’nın olduğu gibi değil, sadece insanî terimlerle düşünüldüğü veya tecrübe edildiği gibi tanımlayabilmektedir.

İnsanın bütün psikolojik özellikleri, ondaki tasavvur dünyasına imkân veren sembolik düşünme kapasitesinden doğar. Bu kapasiteyle kurulan tasavvur dünyası, insanın fizik ötesini tasavvur etmesine de imkân sağlar. Dolayısıyla insan, Nihaî Hakikat’in veya Tanrı’nın varlığını, isim, sıfat ve fiillerini sembolik planda soyut olarak düşünüp tasavvur edebilir. İnsanın Nihaî Hakikat tasavvurunu besleyen ve şekillendiren birincil kaynak, mensup olduğu dindir ve tasavvurları bu kaynak çerçevesinde bir anlam ifade eder. Yahudi, Hıristiyan, Müslüman veya başka bir dine mensup olmanın anlamı, 169
kendi Mutlak Gerçeklik tasavvurunun diğerlerinden farklı olduğuna inanmaktır. İnsanın toplumu, kültürü ve kullandığı dil de Nihaî Hakikat veya Tanrı tasavvurunun şekillenmesinde etkilidir.
Konuyla ilgili bilimsel yayınlara ve makalelere ulaşmak için http://dem.org.tr/ded/ ve http://dinpsikolojisi.org/ adreslerine başvurabilirsiniz.
Dinin en vazgeçilmez unsuru olan Tanrı kavramından söz ettiğimizde, bireyin üzerinde, ötesinde, ondan farklı ama onunla irtibatlı bir yaratıcı hissi ve düşüncesinden söz ediyoruz demektir. Bu varlığa inanma, bağlanma ve onu tasavvur etme, insanın kendi iç dinamikleriyle bağlantılı olduğu gibi, mensubu bulunduğu din ve kültür ile de yakından alakalıdır. Dolayısıyla, Tanrı tasavvuru, hem insanın hem de bağlı bulunduğu din, gelenek ve değerlerin tanınıp anlaşılması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Din tecrübesi içerisinde en merkezi noktada bulunan Tanrı tasavvuru konusu, başlangıcından itibaren Din Psikolojisi’nin önemli inceleme ve araştırma alanlarından birini teşkil etmektedir. Tanrı tasavvurunun daha çok benlik ile ilişkilendirilerek kavramlaştırılması, Tanrı-insan ilişkisindeki insanî beklenti ve ihtiyaçları yansıtmaktadır. Din Psikolojisi, yöntemi gereği “aşkın (müteâl) olanı araştırma dışında tutar”. Yani Tanrı’nın varlığı, yokluğu, tanımı, tavsifi, tasviri gibi konularda yetkisiz veya tarafsızdır. Dolayısıyla Din Psikolojisi ancak ve sadece insanın Tanrı, Mutlak Varlık veya Nihaî Hakikat olduğuna inandığı şeyle ilişkisine yoğunlaşabilir. Din Psikolojisi’nin görevi, Tanrı’yı ispat etmek, tanımlamak, tavsif veya tasvir etmek ya da insanın bu konudaki yeterliliğini iddia etmek değil; Tanrı-insan ilişkisi çerçevesinde, insanın inanıp bağlandığı Tanrı tasavvurunu anlamaya çalışmaktan ibarettir. Din Psikolojisi’nde tanrı tasavvurunun oluşumu, gelişimi ve şekillenmesinde etkisi ve katkısı bulunduğu düşünülen bütün etkenler dikkate alınmakta; bu çerçevede ana baba imajlarının etkisi, Tanrı tasavvurundaki kültürel farklılıklar ve bu tasavvurun psikolojik yansımaları da incelenmektedir.