42.ERGENLİK DÖNEMİ DİNDARLIĞI – Dindarlığın Gelişimi

696

Çocukluk dönemi dini, ergenlik dönemi duygusal ve entelektüel ihtiyaçlarını tatmin edebilecek durumda değildir. Bunun nedeni, bilişsel gelişim başta
olmak üzere ergenin gelişen diğer özellikleri ve değişen çevresidir. Dinî gelişim konusunda en çok bilimsel araştırma ergenlik dönemi üzerinde yapılmıştır. Yapılan araştırmalar, ergenlerin bazı açılardan çocukluk döneminden daha dindar, bazı açılardan ise dine karşı daha mesafeli davranmaya başladıklarını göstermektedir. Zira bu dönemde ergenler, bir taraftan dinî ilgi, pratik, diyalog ve tartışma konusunda yüksek düzey göstermelerine rağmen diğer taraftan aynı zamanda daha fazla şüphe, geleneksel veya lâfzî dinî öğretileri daha az kabul eğilimi göstermektedir. Bu eğilimler sonucunda bazı ergenler, dinin anlamsız olduğu sonucuna ulaşabilmekte veya dinin önemini inkâr ederek eski inançlarını reddedebilmektedirler. Ergenlerden bazıları daha derin bir şekilde yüzleşmek durumunda olacağı dinî sorunlardan kaçınmak için kör bir şekilde dine yapışabilmekte, bazıları yeni sorun ve şüphelerle boğuşmak zorunda kalmakta, bazıları ise geniş bir şekilde düşünmeyi ve alternatifleri değerlendirmeyi, alternatiflerin öngördüğü yeni tecrübeleri denemeyi ve sonunda dinî sorunlarla ilgili tatmin edici bir sonuca ulaşmayı denemektedir.
Ergenlik dönemi gelişim özellikleri, çocukluk dönemine kıyasla oldukça farklı olmakla birlikte, hem nicelik hem de nitelik bakımından oldukça yoğundur. Bu bakımdan ergenlik dönemine “yeniden doğuş” diyen psikologlar olmuştur. Bu dönemdeki dinî gelişim üzerine yapılan çalışmalar, genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan dinî ilginin, bu dönemde de devam ettiğini, bu durumda nesilden nesile önemli bir değişikliğin olmadığını ortaya koymaktadır.
Ergenliğin asıl bunalımlı safhasına girmeden önceki bir-iki yıl içerisinde dinî ilginin yüksek bir seviyesi yaşanır. İbadetleri yerine getirme, camiye veya kilise ayinlerine katılma, helâl-haram, günah-sevap gibi konulara karşı ilgi ve duyarlılıkta belirgin bir artış müşahede edilir. Fakat bu “saadet devri” çok sürmez ve ergenliğin kendine has bunalımlarından din de nasibine düşeni alır. Ergenlik döneminde her ne kadar bağımsızlık duygusunun uyanmasıyla birlikte dinî görev ve Allah’a karşı borç duygusunda bir azalma, dinî pratikleri yerine getirmede büyük ölçüde uzaklaşma eğilimleri güçlenmekte ise de, ergenlerin birçoğu yine de dinî hassasiyetlerini koruyabilmektedir. Örneğin ülkemizde yapılan araştırmalarda ergenlerin dinî ilgi, inanç ve dine yönelişteki içtenlik düzeyleri oldukça yüksek bulunmuştur. (Hökelekli 1993, s.277; Karaca 2000, s. 301). Gallup’un ABD’de yaptığı bir araştırma ise 13-18 yaşları arasında bulunan ergenlerden oluşan örneklemin yetişkinlerin yüzdeliklerine benzer bir şekilde %95’inin “Tanrı veya Evrensel bir Ruh”a inandıklarını ortaya koymuştur. Araştırmaya katılan ergenlerin yaklaşık 2/3’ü dua/ibadet ettiklerini belirtmiş, yarıya yakınları ise anket yapıldığı günden bir önceki hafta kilise veya sinagoga gittiğini ifade etmiştir. Gençlerin %44’ü, bir genç için dini inancı öğrenmenin “son derece önemli” olduğunu söylemiştir. Buna benzer bulgulara daha başka araştırmalarda da rastlamak mümkündür. (Paloutzian 1996, s.107-108).


Ergenlik Dönemi Dinî Gelişiminde Ayırıcı Özelllikler
Şüphe
Ergenlik döneminde dinî ilgi ve tecrübeye ilave olarak yüksek düzeyde dinî şüphe ve sorgulama da ortaya çıkma eğilimindedir. Bu dönemde ortaya çıkan dinî şüphe ve tereddütlerin birçok nedeni olabilir. Ancak bu konuda belki de en temel olan şey, ergenlik döneminde yaşanan bu tipik şüphelerin özel bir öğretiyi reddetmekten ziyade, bu dönemde ortaya çıkan sorgulamaya yönelik genel eğilimin bir ifadesi olmalarıdır. Ergenler daha çok öğrendikleri şeyleri ve alternatif durumları sorgulamaktadırlar. Özel doktrinlerle ilgili sorular, büyük bir ihtimalle ergenlerin çoğunluğu için önemli bir sorun değildir. Ancak neyin doğru neyin yanlış olduğunun nasıl bilineceği belki de en kritik sorunlardan biridir. Öğrenmenin arka planında yatan bütün süreçler ve bireyin kendi öğrenme kabiliyeti bu sorunun kapsamında bulunmaktadır. Dini konularla ilgili soru ve şüpheler, bu gelişim döneminin genel çizgisinin bir yansıması niteliğindedir. Bazı ergenlerde bu şüpheler açıkça ifade edilebildiği gibi, muhtemelen bağımlı bir kişilik özelliğine sahip ve muhafazakâr eğilimli olanlarda, insanlarla asla paylaşmadıkları gizli şüpheler tespit edilmektedir.( Paloutzian 1996, s. 110-111). Dinî şüpheler, bu tecrübeyi yaşayan ergenlerin hepsinin imanı üzerinde olumsuz bir etki de meydana getirmezler. Uygun şartlar altında bu şüphelerin, dinî inançları rafine edici ve daha şuurlu bir dindarlığı besleyici etkileri bulunmaktadır.
Batı ülkelerinde yapılan birçok araştrımada yaş ve sınıf seviyesi yükseldikçe, Tanrının varlığını kuvvetli bir şekilde kabul eden gençlerin yüzdesinin anlamlı bir şekilde azaldığı ve aynı zamanda bu konuda fikri olmayanların yüzdesinin çarpıcı bir biçimde arttığı tespit edilmiştir. Bütün bu araştırmalar ortalama erkeklerin %75, kızların da %50′ sinin dinî şüphe tecrübesini yaşadığını ortaya koymaktadır. Mısır’da’ yapılan bir araştırmada ise, Müslüman erkek ergenlerin %27’sinin, kızların ise %21’inin dinî şüphe krizi yaşadıkları tespit edilmiştir. Hökelekli ise bizzat yaptığı ve yönettiği tecrübî çalışma bulgularına göre ülkemizde dinî şüphe tecrübesi geçirdiğini ifade eden ergenlerin %30 dolaylarında olduğunu bildirmiştir. (Hökelekli, 1988).
Dini şüpheler genellikle 17-18 yaşlarına doğru yatışmaya başlamaktadır. Daha ileri yaşlara sarkan şüpheler ise duygusal arka plandan çok düşünsel temele dayalı özelliklerle ön plana çıkmaktadır. Dinî şüphelerini çözüme kavuşturmak amacıyla ergenlerin en fazla tercih ettikleri çözüm yolları Allah’a sığınma ve O’ndan yardım dileme, bilgisine güvenilen şahıslara açılma, ilgili kitap, kaset vb. teknik araçlardan faydalanma olarak karşımıza çıkmaktadır.


Çelişki ve Çatışmalar
Ergenler, dinî gelişimleri boyunca bazı dönemlerde güncel dinî düşünce tarzlarıyla çözümledikleri çelişkilerle karşılaşmaktadır. Dengesizlik ve gerilik dâhil bu yüzleşmeler, bir yandan hala şüphe içinde sorgulanıyorken dinle ilgili kendiliğinden ortaya çıkan daha genel dinî çelişkileri beslerler. Bununla birlikte, bu uyumsuzluk, ergenlik yıllarının genel çelişki eğiliminin bir örneği olarak anlaşılabilir. Bu çelişkiler, örneğin hala onlara bağımlı iken ana babadan bağımsız olma ihtiyacı, Allah’a inanmak ve ilahi kuralları dikkate almak ile kendi arzu ve heveslerine göre yaşamak eğilimi, daha yüksek bir ahlaki prensibe inanmak ve ahlaki görelilik gibi çelişkileri içerir. Yetişkinleri hayatları boyunca rahatsız eden bu temel sorunlar, ergenlik dönemi boyunca kuvvetlenmeye başlar.
Bilişsel gelişim sonucu güç ve kapasite yönünden artan düşünce faaliyeti, ergende bir “bağımsızlık ve güçlülük” duygusunun uyanmasına yol açmak¬tadır. Artık kendisini yetişkinlerin seviyesinde hissetmeye başlayan ergen, daha önceleri sınırlarını keşfetmiş olduğu ana-babasının düşünce ve davranışlarını tenkit etmeye yönelir. Bağımsız bir kişilik olarak “kendini ifade etme” güdüsünün etkisinin yoğunluk kazanması, ebeveynle ilişkileri çatışmalı bir duruma getirir. Genellikle ergenin dinî bunalımının başlangıcı, ana babasıyla olan bu çatışmadan beslenir. Ergenlik döneminde kendini gösteren, cinsellik, bağımsızlık gibi güdülerin yanısıra, “katı akılcılık” ve “iradecilik”, kendi benliğini en üstün tutma eğilimleri, tam bir dinî bağlanmaya engel olabilmekte, böylece ergenler dinî bakış açısına kapalı kalabilmektedir.
Ergenlerin yaşadığı temel çatışma konularından birisi cinsellikle ilgilidir. Cinsel olgunluğa ulaşılmış olmakla birlikte, hayatın sosyal ve ekonomik zaruretleri bazı ergenler için bu ihtiyacın meşru tatminini engellemekte veya ertelemektedir. Öte yandan, bu yöndeki arzuları tahrik eden sosyal ya da ticarî nitelikli uyarıcılar bu çatışmayı daha da alevlendirmektedir. Cinselliği sınırsız bir şekilde göz önüne seren ve bu yolla elde edilen zevk ve tatmini hayatın başlıca amaçlarından birisi olarak takdim eden çağdaş kültüre rağmen, cinsî davranışın hiçbir kayıt altına alınmadan icra edilmesi birçok toplumda yasaklarla kuşatılmıştır. Bu yasakların çoğu zaman dinî tasviple desteklenmesi ise, dinin yasaklayıcı faktör olarak algılanmasına neden olduğundan çoğu zaman çatışmayı dinin aleyhine çevirmektedir. Böylece, gençlerin önemli bir bölümü, dinî ve cinsel eğilimler arasındaki çatışmadan doğan suçluluk ve günahkârlık duygusundan rahatsız olmaktadırlar. A.B.D.’de yapılan bazı araştırmalar, gençlerin büyük çoğunluğunun, “büyük günâh”ı bir çeşit seks suçu olarak algıladıklarını ortaya koymuştur. Suçluluk ve günahkârlık duygusu hastalık ölçülerine varmadığı sürece ergenlerin dinî gelişiminin dinamik kaynaklarından birini oluşturur. Zira yapılan bazı araştırmalarda gençlerin “günah” olarak değerlendirdikleri bir cinsel davranışta bulunmaları durumunda en yüksek oranda başvurdukları çözüm yolunun “pişmanlık ve Allah’tan af dileme” olduğu tespit edilmiştir. (Hökelekli 1993, s.276).
Ergenlerin yaşadığı çatışmaların, şüphe, kararsızlık hatta geçici inkâr durumlarının yaşandığı olumsuz bir devreden sonra, yeniden dine dönüş yapmasını hazırlamaları bakımından olumlu sonuçlar üretmesi de mümkündür. Özellikle çocukluk döneminde sağlıklı bir dinî gelişim gösteren gençlerin, geçici bir kararsızlık ve bunalım devresinden sonra, dinî inanç ve değerlerini şuurlu olarak yeniden keşfetmeleri ve onlara kuvvetle bağlanmaları, sıklıkla karşılaşılan durumlardandır.
Ergenliğin sonlarına doğru çatışmaların şiddetinde azalma ve bir tür kişilik değişimi gözlemlenir. Ergen, çocukluktan beri kendisi için huzur kaynağı olmuş olan dinî inançlarına yeniden sarılır. Dine dönüş, farklı eğilimler arasında kararsız kalmış olan ergene kendi birliğini ve Allah’da varolmanın delilini verirken, aynı zamanda şiddetli sevgi, mükemmellik ve yorum ihtiyacını tatmin etmeye imkân verir. Böylece, derin bir sezişle varlığını hissettiği Allah, ergenin iç fırtınasını dindirir. Dinî değerler çerçevesinde hayatını yönlendirmeye çalışan ergende bir rahatlama, yatışma, sevinç ve güven duygusu gelişir.
Ergenin hayatında din, hayatın çatışma halindeki istek ve ihtiyaçlarıyla ilgilenme girişimindeki genel başa çıkma örüntüsünün bir parçası olarak anlaşılabilir. Bazı din psikologları (Cole ve Hall) dinin ergenlik döneminde en az üç ihtiyacın karşılanmasında özellikle faydalı olduğuna işaret etmiştir.
1.    Günahkârlık duygusunun hafifletilmesi ve ahlak. Dua, itiraf ve din adamlarıyla konuşma sayesinde gençler, affedilme, gerginliğin azalması duygularını hissederler ve daha iyi bir uyum geliştirirler.
2.    Güvenlik. Dinî inanç ve pratikler, gençlerin bunlar sayesinde ölümün bile (bu inanç ölüm korkusunu da azaltmaktadır) üstesinden gelen dışşal büyük bir güçe bağlandıkları hissi verdiğinden, güvenlik hissi üretebilirler. Bunun gibi gencin kendini (dini) bir gruba ait hissetmesi ve grup tarafından kabul edilmesi de güvenlik hissi uyandırır.
3.    Hayat felsefesi. Ergen, dini sayesinde hayat değerlerindeki öncelikler, yanlışlıklar ve doğruluklar gibi konularda bir yönlenme kazanır. Ergenlik hayatının diğer yüzleri de dine ilave olarak bu başa çıkma mekanizmalarının içindedir.
Ergenlerin, gözlemledikleri ilişkilerin arka palanında yatan sebepleri yakalamak için tahminler yürütmeye başlamaları onların hangi arayışına tekabül ettiğini düşününüz.
Ergenlik Dönemi Dinî Gelişiminde Belirleyici Faktörler


Bilişsel Faktörler
Ergenlik dönemi boyunca gençler, dinî meseleleri düşünebilmek için zorunlu olan soyut kavramsallaştırma yeterliğine erişirler. Bazı kültürel farklar olmakla birlikte yetişkinlik dönemine benzer bir dinî hayat 12-13 yaşlarında görülmeye başlar ve bu yaşlar, “dinî uyanış ve gelişim” yaşları olarak değerlendirilir.
Dinî şuurun uyanışı yalnızca bilişsel gelişimle sınırlı bir olgu olmayıp, bütün ruhsal yapının işleyişine bağlıdır. Başlangıçta dinî gelişme duygusal bir yoğunlukta kendisini gösterirken, ergen ruhsal uyanış sebebiyle kendini yeni bir dünyanın eşiğinde bulur. Kendisini çevreleyen şeyleri artık basit bir şekilde görmeyen genç; iç dünyasında olup bitenlere karşı şaşkınlığa düşebilir. Kendisini sıkıştıran bir tür deruni kararsızlık içine düşen ergen bu kararsızlık ve şaşkınlık ortamında, içgüdüsel olarak Allah’a yönelebilir. Dinî inanç ve değerler bir anda onun için büyük bir önem kazanmaya başlar. Ölüm, cennet ve cehennem, kader, insanlar arası eşitsizlikler gibi konular ilk defa derinlemesine düşünülmeye başlanır. Ruhun duygusal derinliğinden hız alan dinî arzu ve arayış, bilişsel gelişimin yardımıyla şuurlu bir dinî uyanışı hazırlar.
Zihnî bakımdan bütünleşmiş benliğinin farkına varan ergenler, hayatın sentezini tenkitçi bir şekilde yapabilecek güçte ve yapmak zorunda olduklarını hissettikleri için, artık gerçeği tecrübe etmeksizin kabul etmeyerek herşeyi tenkit süzgecinden geçirmek isterler. Ergenler aynı zamanda dinî inançlarının anlamını ve dinî gerçeklerin mahiyetini de zihinsel olarak anlamak ve bunları yaşanan hayatla bağdaştırmak isterler. Bir dünya görüşü geliştirme, kendine yön verecek değerleri araştırma, hayatın anlamı ve kendisinin yeri ve rolü konusunda tatmin edici cevaplar bulma gibi arayış ve yönelişler gençlik döneminin kendine has özellikleridir.
Sosyal Faktörler
Çocukluk dönemi boyunca, iki temel faktör olan aile ve dinî kurumlar dine yönelik olarak (dindar olmayan ailelerde dine karşı) çocuğu farklı derecelerde etkilerler. Diğer taraftan ergenlik döneminde ise resme yeni sosyal faktörler girer ve bu faktörler eskilerle karşı karşıya gelir. İlk yeni etki, akranların etkisidir. Akran etkisi çocuklar üzerinde de varsa da, çocuklar akranlarından daha fazla etkilenme potansiyeline ergenlik döneminde ulaşmaktadırlar. Dindar gençler, kendi dinî inançlarına uymayan hatta onlara meydan okuyan inançlara bağlı yeni arkadaşlar edinirler. Akran etkisi öylesine büyük olabilir ki, belli yasaklara karşı açık bir meydan okuma meydana gelebilir. Gençler davranışlarını kısmen sosyal kıyaslamalar vasıtasıyla düzenlemeye giriştikleri için, örnek alınan modeller gençleri kendi bakış açılarına uymaya zorlayabilir. Akranlar bunu yapmak için ergenler üzerinde doğrudan bir baskı kurmasa da, onların mevcut kıyaslama merkezleri belli derecelerde kendini yeniden değerlendirmeye iter.
İkinci kritik sosyal etki kaynağı okuldur. Ergen, evde olaylarla ilgili dinî açıklamalar öğrenmiş olabilir. Yani o, tabiatüstü yüklemeler yapmak için Kutsal dili ailede öğrenmiş olabilir. Ancak okulda vurgu, tabiî (natüralist) açıklamalar üzerinedir. Okuldaki ağırlıklı vurgu, bilim ve objektiflik üzerinedir ve bu bakış açısı, ergeninin zihninde dini yorumlamaların değerinde güvensizlik meydana getirir. Bu durum sadece bilimsel mantığın ürettiği bir durum değildir. Zaman zaman bizzat öğretmenler dinin yanlış olabileceği ihtimalini göstermeye çalışırlar. (Paloutzian 1996 s.126). Dindar ailelerden gelen gençler, kendilerini daha samimi bir şekilde dine verebilmektedirler. Din eğitimi veren okullara giden gençler de, ergenlik dönemleri boyunca bu tür okullara gitmeyenlerden daha yüksek düzeyde dinî inanç ve davranış düzeyi göstermektedir.


Kişisel Faktörler
Kişisel faktörler, bireyselleşme ve kimlik kavramlarıyla özetlenebilir. Bireyselleşme, farklı, ayrı bir birey olma sürecine, kimlik ise kararlı bir kendilik tanımı geliştirmeye referansta bulunmaktadır.
Ergenlik dönemine kadar, bireyselleşme süreci şu fikirle desteklenir: “Ben kendime özgü diğer varlıklardan ayrı ve farklı bir varlığım. O halde kendime özgü bir kimliğim olmalıdır.” Ergenlik döneminde ergenlerin çözümünde en çok güçlük yaşadığı tek sorun, kimlik problemidir.
Bireyselleşme sürecinin birçok psikolojik sonuçları vardır. Belkide bu aşamada en temel olan, gençlerin kendileriyle ilgili kişisel tanımlamalara ulaşmak durumunda olmalarıdır. “Ben kimim? Niçin buradayım? Hayatın amacı nedir? Neye inanabilirim? Neye değer verebilirim? Nasıl yaşamalıyım? Kimlik krizi, sadece dinî bir arayış değildir. O, hayatın birçok cephesini ilgilendiren bütün bir boyutlar dizisinin bir parçasıdır. Dinî kimlik krizi de diğer konularla ilgili krizlerde olduğu gibi bir seyir izler. Kimlik krizinin doğal bir sonucu olarak, ergenler ayrı bir birey olma ve sorumluluk duygusu geliştirmeye başlarlar.
Bu üç faktörün birbiriyle etkileşimi bir taraftan ergeni dinî bir arayışa iterken diğer taraftan onu arayışı doğrultusunda hareket etmeye muktedir kılar. Diğer taraftan bilişsel kabiliyetler, ergene olgun bir bakış açısıyla sorunları düşünüp değerlendirme gücü verirken, aynı zamanda yeni bir bilgi kaynağı durumunda olan sosyal çevre zorunlu bir meydan okuma da üretir. Bireyselleşme ve kimlik geliştirme süreci, sorunlarla ilgili bireyi tatmin edici çözümler üretmeyi teşvik eden kişisel bir güdü üretir. Bu süreç boyunca tamamen dinî kökenli olan sorular da tabii bir şekilde sorulur. Bu olgunlaşma süreci genci, hem dini hem de diğer konularda kendi başına bağımsız karar vermeye yönledirir.