28.Dindarlığın Etkileri

Dinin en çok kabul gören tanımlarından birisi, insanın tabiatüstü özelliklere sahip bir varlık olarak algıladığı Tanrıyla kurduğu ruhsal ve manevi bir ilişkidir. Her ilişkide olduğu gibi, karşılıklı ve canlı olan bu ilişkide de tarafların birbirlerinden birtakım talepleri ve beklentileri bulunmaktadır. İnsanın bu ilişkiden beklentisi en genel anlamda inandığı varlığı yanında ve yardımında hissetmek iken, Tanrının insandan beklentileri ise tavsiye, emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamasıdır. Din psikolojisi literatüründe “dindarlık”, “dinî hayat” gibi kavramlarla ifade edilen bu hayat tarzı genel olarak “Allah’la uyumlu bir hayat” yaşama çabasına karşılık gelir. Fakat Allah’la uyumlu bir hayat her dindar için ve her zaman aynı kalite ve içtenlikle yaşanmaz. Dinî anlamda Allah rızasının temel alındığı ve psikolojik olarak Allport tarafından iç güdümlü dinî yönelim olarak nitelenen dindarlık anlayışının yanında bireysel ya da toplumsal beklenti, yarar ve işlevin ön planda olduğu dış güdümlü dinî yönelim söz konusudur. Dinin etki ve işlevlerini ön plana çıkaran bu yaklaşım, tamamen niyet faktörü üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla, kişinin dinî niyeti ve asıl yönelimi, yaşadığı dindarlığının etkileri açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan bütün araştırmalar içgüdümlü bir dindarlık yöneliminin, dış güdümlü dindarlık yönelimine gore çok belirgin olumlu etkiler yaptığını ortaya koymaktadır.

Çok boyutlu bir olgu olan dinî hayat biçimlerinde görülen çeşitliliğin dindarlık derecelerindeki farklılıkla birleşmesi ortaya son derece değişken bir tablo çıkarmaktadır. Dinin insan hayatında yayıldığı alanlar (inanç, ibadet, bilgi, tecrübe, sosyal hayat) ve insanın iç dünyasında inmiş olduğu derinlik seviyeleri ve bu derinliğin oluşum ve gelişim süreçlerindeki farklılıklar dindarlığı her birey için farklı ve biricik bir hale getirmektedir. Yaşanan din veya dindarlık hakkında yorum ve değerlendirme yaparken, bu durumun dikkate alınması bir zorunluluktur.

Dinin insan üzerindeki etki ve işlevleri fizyolojik, psikolojik ve sosyal olmak üzere üç temel kategoride incelenebilir. Bunlar arasında dinin özellikle psikolojik etki ve işlevleri diğerlerine oranla biraz daha ön plana çıkmaktadır. Nitekim bu konuda üretilen teorilerin büyük çoğunluğu da, dinin temel işlevinin psikolojik olduğunu ileri sürmektedir. Zira psikolojik bir olgu olan dinî inanç ve değerlerin, insanın ruhsal yönü, kişilik ve karakteri, ruh sağlığı, ahlaki tutum ve davranışları üzerinde etkili olması son derece tabiîdir. Ayrıca dinî inancın diğer alanlara olan yansımalarının psikolojik yapı ile olan yakın ilişkisi ile ilgili olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.