031

0

 

. KIBRIS SORUNU

 

Türkiye ile Yunanistan
arasında, Kıbrıs adası yüzünden çıkan anlaşmazlık. Kıbrıs sorunu başlangıç
itibariyle oldukça eskiye dayanır. 157l’de Osmanlı Devletinin egemenliği altına
giren Kıbrıs’a, bu tarih­ten itibaren Anadolu’dan insanlar göç edipyerleşti.
Bunlar, bugünkü Türk halkı­nın esasını meydana getirdiler. Osmanlı Devleti
1878’de Rusya’ya yenilince, İngil­tere, Anadolu topraklarını muhtemel bir Rus
saldırısına karşı koruyacağı garantisi1 ni verdi ve yapılan anlaşma gereği üs
olarak Kıbrıs’a yerleşti. Adanın yönetimi de bu şartlar altında İngiltere’ye
bırakıldı. Ancak anlaşmaya göre, Kıbrıs üstünde Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti
devam edecek ve her yıl belirli bîr vergi verecek­ti. Fakat Osmanlı Devleti’nin
I. Dünya Sa-vaşı’nda yenilmesini fırsat bilen İngiltere, 1914’te Kıbrıs’ı
doğrudan doğruya kendi topraklarına kattı. Kıbrıs’ın İngiltere’ye katılması
1923’teki Lozan Antlaşması’yla Türkiye tarafından da kabul edildi. Böyle­ce
Kıbrıs, İngiltere’ye bağlı bir sömürge durumuna getirildi. Bundan sonraki yıl­larda
Rumlar, Yunanistan ile birleşmek için birkaç defa ayaklandılarsa da, İngiliz
Yönetimi bu ayaklanmaları kolayca bas­tırdı ve Rumların isteklerinin gerçekleş­mesine
izin vermedi.

1952 yılında
Yunanistan, kıbrıs mesele­sini resmi olarak ele aldı ve ilhaktan sözet-ti.
Türkiye ise, İngiltere’nin ayrılması du­rumunda, adanın eski sahibi olan Türki­ye’ye
verilmesini istedi. Dolayısıyla, Tür­kiye ile Yunanistan arasındaki Kıbrıs an­laşmazlığı
iyice su yüzüne çıkmış oldu. Yunanistan ilhak konusunda, İngiltere’­den olumlu
bir cevap alamadı. Bunun üze­rine meseleyi Birleşmiş Milletler’e götür­dü. Ancak
istediği sonucu elde edemedi. Arkasından da Kıbrıs’ta tedhiş hareketle­rine
başladı.  Yunan Generali Grivas, EOKA
teşkilatının başına getirildi. Yuna­nistan 
bu  teşkilatı  silahla 
destekledi. 1955’te İngilizlere karşı başlatılan tedhiş hareketleri, kısa
bir süre sonra Türkler’e yöneldi. Türkiye, İngiltere’ye bir nota ve­rerek,
kanlı olaylar karşısında hareketsiz kalmayacağını bildirdi. Yapılan bütün gö­rüşmeler
de sonuçsuz kaldı. Bu arada Yu­nanistan bir kez daha Birleşmiş Millet­ler’e
başvurdu. Ancak başvurusu sonuç­suz kaldı. İngiltere ise, adaya muhtariyet

verilmesi konusunda
temaslara başladı. Ancak Rumlar buna tepki gösterdiler. Makarios da bu tepkiye
adadan destek verdi. Bu gelişmeler içinde tedhiş faaliyet­leri de gittikçe
yayılıyordu. İngiltere, Kıb­rıs için bir anayasa hazırlamaya başladı.
“Self-determİnation” (kendi kaderini ta­yin) esasını öngörmediği
için, Yunanistan bunu reddetti. Türkiye ise, bu sıralarda bir Htaksim”den
sözetmeye başladı.

1957’de Makarios
sürgün gittiği Şeysel adalarından Kıbrıs’a geri döndü. Türkle­re karşı şiddet
eylemleri artmaya başladı. 1958’de “taksim” mitingleri düzenlendi.
Türkiye’nin çeşitli İllerinde de İngiltere aleyhinde ve taksim lehinde
mitingler ya­pıldı. Aynı yıl içinde tedhiş hareketleri art­tı ve Türkler toplu
şekilde öldürülmeye başlandı. Bu durum karşısında Türkiye, İngiltere’ye bir
nota verdi ve tek başına gerekli  
tedbiri   düşündüğünü   bildirdi. 1958’in Aralık ayında İngiltere,
Yunanis­tan ve Türkiye arasında bağımsız bir Kıb­rıs devleti kurulması fikri
sözkonusu ol­du. 1960’ta ise İngiltere, Türkiye ve Yuna­nistan’ın
garantörlüğünde bağımsız “Kıb­rıs Devleti” kuruldu. Seçimler yapıldı.
Makarios cumhurbaşkanı, Dr.Fazıl Kü­çük de cumhurbaşkanı yardımcısı seçildi­ler.
Ancak Rumlarla Türkler arasındaki anlaşmazlıklar   dinmeden  
devam   etti. 1963’te iki toplum
arasındaki bağlar yeni­den koptu EOKA teşkilatı, Yunanistan ile birleşmeyi
(Enosİs) gerçekleştirmek için tekrar tedhiş hareketlerine başladı. Türklere ait
merkezlere ve ibadethanele­re tecavüzler arttı. Türkler toplu katliam­lara
uğradılar,  çeşitli yerlerde kurşun
yağmruna tutuldular, can verdiler. Katli­amlar ve imhalar artınca, Türk Hava
Kuv-vetleri’ne ait jetler, ada üzerinde ihtar uçuşu yaptılar. Toplumlararası
girişimler

“Barış Koruma
Kuweti”nin kurulmasını sağladı.” Yeşilhat” antlaşması yapıldı.
An­cak Rumlar ne tatmin oldular, ne de dur­dular. Türklere yönelik saldırılar
yeniden başladı. Güvenlik Konseyi, adaya Birleş­miş Milletler Barış Gücü’nü
göndermeye başladı. 1964’te Türklerin maruz kaldığı “Erenköy
Katliamı”ndan sonra, iki top­lum fiilen ayrıldı. Türkler kendi yönetim
düzenlerini kurma girişiminde bulundu­lar. 1967’de ikinci bir gerginlik yaşandı
ise de, Türkiye’nin müdahalede bulunma tehdidi karşısında, Yunanistan adaya gön­derdiği
askerlerini geri çekmek zorunda kaldı.

Toplumlararası
görüşmeler devam eder­ken, bir müddet adadan ayrılmak zorun­da bırakılan EOKA
lideri Grivas, tekrar adaya döndü. Dönmesiyle de Enosİs fikri canlanmaya
başladı. 1974’lü yıllara doğ­ru, Kıbrıs’ta izlenilmesi gereken politika
yüzünden Makarios’un hem Yunanistan, hem de Grivas ile arası açıldı. Grivas’ın
ve adadaki bazı Yunanlı subayların emrin­de harekete geçen rum Milli Muhafız
Bir­likleri bir darbe girişiminde bulundular. Makarios adadan kaçmak zorunda kaldı.
Kıbrıs’ta hemen yeni bir yönetim kurul­du. Devlet BaşkanlığYna da Türklere kar­şı  işlediği 
cinayetlerle  tanınan   Nikos Sampson getirildi. Sampson, Kıbrıs’ı
Yu­nanistan’la birleştireceğini (Enosis) ilan etti. OlayTürkiye’ de yankı
uyandırdı. Ga­rantör devlet olan Türkiye, gerekli diplo­matik temaslardan
sonra, 20 Temmuz 1974 günü kıbrıs Barış harekatı’m başlat­tı. I.ve2. Barış
Harekatıyla Magosa-Lef-koşeErenkÖy  
çizgisine  kadar   ilerleyip Atilla hattında durdu. Böylelikle
Kıb­rıs’ın yüzde 40 kadarı Türklerin denetimi altına girdi. Başarıyla
sonuçlanan Barış Harekatı, bir yandan Kıbrıs’ta N.Samp-

son yönetimine son
verdi; diğer yandan da Yunanistan’daki cuntanın sonunu ge­lirdi.

1975’te Kıbrıs Federe
Türk Devletinin kurulduğu ilan edildi. 15 Kasım 1983 tari­hinde de bağımsızlığı
ilan edilerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurul­du. Türkiye’nin KKTC
yi hemen tanıma­sına karşılık İngiltere, Yunanistan ve Kıb­rıs rum kesimi,
bağımsızlık ilânını anlaş­malara aykırı görerek kabul etmediler.  , İki toplumun ayrılması, Kıbrıs konusun­daki
anlaşmazlıkları sona erdirmedi. Kıb­rıs’taki gerginlik ve anlaşlazlık geçmişte
olduğu gibi Türk-Yunan ilişkilerini olum­suz yönde etkilemeye devam etti. Bugün
de bu olumsuz etkileme devam etmekte, çeşitli düzeylerde sürdürülen çabalardan
bir sonuç alınamamaktadır. Durum göste­riyor ki, Kıbrıs Sorunu, Türk-
Yunan■:iliş­kilerini daha uzun ydlar olumsuz yönde, et­kilemeye devam
edecektir.      ;

.,     (SRA) Bk.Enosis.