Yeni Toplumsal Hareketler: Feminist Hareketler

Feminist Hareketler

Feminist hareketler, kadınların değişim
için bir araya geldiği hareketler olarak nitelendirilebilir. Bu hareketler temel
olarak, 20. yüzyılın başlarında bölgesel ya da ulusal düzeyde gerçekleşmiş, 20.
yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise küresel bir hareketle dönüşmüştür.

Feminist aktivizm içinde kadın yürüyüşleri
organize etmek; dayağa, tecavüze, şiddete karşı kampanyalar organize etmek ve
yürütmek; sivil toplum kuruluşları ile gerçekleştirilen projelere katılmak sayılabilir.

Sufrajist Hareket: Kadınların oy kullanma hakkını savunan hareketin adıdır.
Bu hareketin aktivistlerine de sufrajist denir.

Anglo-Amerikan
Feminizmi

Kadınların eğitimi gibi toplumsal-kültürel
konulara odaklanmıştır.
Kadınların oy hakkı
talebi vurgusuyla bilinir ve aynı zamanda Birinci Dalga Feminizm olarak adlandırılır.

Bir dokuma işçisinin kızı İngiliz yazar Mary Wollstonecraft’ın (1759-1797)
1792’de yayınladığı Kadın Haklarının Korunması (A Vindication of the Rights of Woman) ilk “feminist bildiri” olarak
yorumlanmaktadır. Wollstonecraft’a göre kadınların süs bebekliğine ve ev işine
mahkûm edilmesi kadın doğasının gereği değildi.

Fransız
Feminizmi

Metinsel tasarımı öncelikli olarak çalışma
konusu yapan Fransız feminizmi, kendisini “farklılık” kavramı etrafında
organize etmiştir. 1970’lerde ve sonrasında gelişen Fransız feminizmi, İkinci Dalga
Feminizm olarak da bilinir. Kadın-erkek farklılıkları konusuna edebiyat alanı dışından
yaklaşan Fransız feministi Simone de
Beauvoir
’in (1908-1986), 1949 yılında yayınladığı İkinci Cinsiyet (Ledeuxième sexe), aynı zamanda
Marksist/Sosyalist feminizmin klasiklerinden biri olarak da sayılır. Burada
yazar, kadının tarih boyunca erkeğin “öteki”si olarak ikincil konuma itildiğini
ve kendi öznelliğinin hiçe sayıldığını öne sürmüştür.

De Beauvoir’ın kadın doğasını reddeden ve
toplumsal olarak kadın olunduğunu belirten cümlesi, “kadın doğulmaz, olunur,”
bir anlamda toplumsal cinsiyet kavramının ilk formülasyonu olarak sayılabilir.

Günümüzde kadın yazını (écriture feminine)
olarak da bilinen yaklaşım, daha çok Monique Wittig, Luce Irigaray ve Hélène
Cixous’nun çalışmalarında görülmektedir. Bu yazarlar dil konusundan yola çıkarak,
dilin politik bir savaş alanı olduğunu öne sürerler. Bu grup feministler
ataerkilliğin “dil”i eril (maskülen) normlar dâhilinde sunduğunu ve kendini
“rasyonel” olarak tanımladığını belirtirler. Feminist yazarlara göre
fallosantrik (phallogocentric) olan erkek dili, kadın dilini marjinalize
etmektedir.

Toplumsal
Cinsiyet

Toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetten
farklı olarak kadın ve erkekler için toplumsal olarak oluşturulmuş roller ve öğrenilmiş
davranış ve beklentilere işaret etmek için kullanılır.

Simone de Beauvoir, kadın olmanın toplumsal
olarak yaratıldığının altını çizmiştir. Joan Scott da toplumsal cinsiyet
teriminin analitik bir kategori olarak kullanımına dikkat çekmiştir.

Toplumsal
Cinsiyet Rolleri

1-
Üretim ile İlgili Roller

Erkek: Piyasa için üretim (parasal karşılığı
olan)

Kadın: Ev/hane içi üretim (parasal karşılığı
olmayan)

2-
Yeniden Üretimle ilgili Roller

Kadın: Biyolojik yeniden üretim (Çocuk doğurma
ve yetiştirme)

Günlük yeniden üretim (Hanenin günlük işleri
ve hane üyelerini ertesi günün üretim sürecine hazırlama)

İdeolojik yeniden üretim (Çocukları
toplumsal rolleri için hazırlama)

3-
Topluluk Düzeyinde, Hayatın İdamesine İlişkin Roller

Kadın: Kısıtlı ve toplu tüketime açık kaynakların
kullanımı (özellikle su, sağlık ve eğitim hizmetleri)

4-
Topluluk Düzeyinde Politik Roller

Erkek: Ulusal düzeyde politika ile
eklemlenen topluluk politikası.

“Özcülük”
ve “Toplumsal İnşaacılık”

Feminist düşüncede “özcülük” kadınların kadın,
erkeklerin de erkek olduklarını biyolojik olarak temellendiğini ve bunun değiştirilemeyeceğinin
belirtilmesidir.

Toplumsal inşaacı yaklaşımlar ise, doğa
unsurunu tamamen dışlayarak insanların toplumsal ya da kültürel olarak yaratıldıklarını
belirtir.

FEMİNİZM
İÇİNDE FEMİNİZMLER

Radikal
Feminizm

Kadınların başarı kazanma yollarını
erkeklerinkinden farklı organizasyonlarda aramaya yönelir. Bütüncül bir kadın
bağımsızlığının bireysel değişimle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Radikal
feminizm içinde iki ayrı gruptan söz edilebilir: radikal-liberal feministler ve
radikal- kültürel feministler.

Radikal-liberal feministlere göre, kadınların doğurganlık özelliği onların tamamen
insan olarak gelişimini engellemektedir. O yüzden kadınların bazı erkeksi özelliklere
sahip olmaları gerekir.

Lezbiyen Feminizm, temel olarak radikal
feminizmden beslenmektedir.

Radikal-kültürel feministler kadınlık değerlerini savunduklarından ve bunları kutladıklarından,
“erkeksi” kadın olmak yerine “kadınsı” kadın olmayı daha değerli bulmakta ve
kültürel olarak kadınlık değerlerini yüceltmektedirler.

Liberal
(Burjuva) Feminizm

Bu yaklaşım, mevcut ekonomik ve toplumsal
düzen içinde kadın erkek eşitliğinin mümkün olabileceğini ileri sürerken, daha
çok orta ve üst-orta sınıf kadınların beklentilerini ve taleplerini
dillendirmektedir.

Marksist
(Sosyalist) Feminizm

Marksist feminizm, kadınların özgürleşmesini
ekonomik sistemin yeniden organizasyonunda ararken, ataerkillik ve kapitalizm
arasındaki ilişkiye odaklanır.

BATILI
OLMAYAN FEMİNİZMLER

Üçüncü
Dünya Feminizmi

Bu terim Batı toplumları dışında yaşayan kadınları
ya da Batı’daki siyahi kadın hareketini işaret etmek için kullanılır.

Bu akımın en temel eleştirilerinden biri ırk
sorunsalıdır.

Farklı
Örnekler

Ortadoğulu feministler baskılanmayı
sömürgeciliğin bir uzantısı olan Şarkiyatçılık bağlamında ele alırlar ve
Üçüncü-Dünya kadının tek tipleştirildiğini ve feminist metinlerdeki analizlerin
eşitsizlik temelinde sömürgeci bir söylem yarattığını belirtirler.

Sömürge sonrası dönemde ise kadın
konusundaki çalışmalar daha çok şeriat ve fetvalarda bu meseleye eğilmiş, ancak
1980’lere gelindiğinde kadın ve eğitim gibi konular ağırlık kazanmıştır.

Osmanlı
Kadın Hareketi

Serpil Çakır ve Nükhet Sirman konuyla
ilgili araştırmalar yapmış.

Osmanlı kadın tarihinde Fatma Aliye, Nigâr
Hanım, Makbule Leman gibi kadınların, kadın hakları konusunda çalışmaları
bulunmaktadır.

Cumhuriyet
Dönemi Kadın Hareketi

Bu dönemde kadınlar erkekler gibi kamusal
yaşamda görünür hale getirilmeye çalışılmıştır. Şirin Tekeli, ilk başlarda elit
kadınların seslerinin daha fazla duyulduğunu ve “kadın sorunu”nun ele alınmasının
bir “devlet feminizmi” içinde geliştiğini belirtir.

Nezihe Muhiddin (1889-1958), Birinci Dalga
Cumhuriyetçi Feminizm’in önde gelen isimlerindendir. Kadınlar Halk Fırkası’nın
kurucularındandır.

1980
Sonrası (II. Dalga) Kadın Hareketi

1980 askeri darbesi siyasal hayatta bir
alan yaratarak farklı feminizmlerin ortaya çıkmasına araç olmuştur.

Özellikle, aile içi şiddet konusunun tartışılmasıyla
bu konu kamusal alanda daha görünür hale gelmiş; Mor Çatı da kadına karşı
uygulanan şiddetin engellenmesi konusunda Türkiye’de çalışan ilk organizasyon
olarak öne çıkmıştır.
Mor Çatı Kadın Sığınağı
Vakfı 1990’da kurulmuş ve 1995’de sığınağını açmıştır.

Marksist feminizm 1970’lerde kadın
hareketini desteklemeye başlamış ve kadın örgütleri içinde yer almıştır. Aileyi
feminist çalışmaların merkezine yerleştirmişlerdir.

ÇATOM (Çok Amaçlı Toplum Merkezleri), Güneydoğu
Anadolu Projesi (GAP)’ın bir parçası olarak 1995 yılında kurulmuştur.
ÇATOM, kadınların geleneksel aktiviteleriyle onları
güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

İslamcı feministlerin talep alanları en
fazla örtünme, ya da türban konusunda görülmektedir. 1995 seçimlerinde bu görüş,
Refah Partisi’nin kazandığı başarı ile daha görünür hale gelmiştir.

1990
Sonrası (III. Dalga) Kadın Hareketi

Modernite ile kadın ilişkisinin eleştirel
bir biçimde ele alındığı 1990’ların uzantısında “farklı feminizmler” görülmüştür.

1980’lerin feminist hareketi içinde yer
alamayan Kürt kadınlar, ayrı bir feminist hareket başlatmışlardır.

KADIN
HAREKETLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRİLMESİ

I. ve
II. Dalga Kadın Hareketleri

Her ikisi de eğitimli, kentli ve orta sınıf
kadınlardan gelmiş ve lider çıkaramamışlardır. Aralarındaki en büyük farklılık
ise, I. Dalga Kadın Haretinin içinde bir devlet unsuru bulunması, II. Dalga Hareketin
ise, büyük ölçüde Kemalist feminizmi eleştirmesi bulunmaktadır.

II.
ve III. Dalga Kadın Hareketleri

II. Dalga hareket içinde mutlak eşitlik
vurgusu bulunması, III. Dalga içinde de farklılıkların değerinin altının
çizilmesi temel fark olarak belirtilebilir.

III. Dalga Feminist hareket içinde feminizm
akademiye taşınmış ve kadın çalışmaları bölümleri ya da merkezleri açılmıştır.

AKADEMİDE
FEMİNİZM

Kadın araştırmalarının akademide görülmesi,
1990’larda iki farklı eksen üzerinden yürümüştür: Araştırma merkezleri ve bağımsız
bölümler aracılığıyla. Araştırma merkezlerinde disiplinlerarası araştırma
grupları oluşturulmuş ve bölümlerde ise lisans ve yüksek lisans düzeyinde
dersler verilmeye başlanmıştır.

Kadın
ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları

1990’larda ağırlıklı olarak toplumsal
cinsiyet kavramının analitik olarak kullanıldığı ve feminist kuram ve
epistemolojiye yer verildiği eserler görülmüştür.

Erkeklik
Çalışmaları

Antropolog Matthew Guttman, yeni cinsiyet
çalışmalarında “erkeklik” teriminin kullanımları üzerinde dururken bu kavramı
dört farklı gösterge alanını belirlemektedir:

1. Erkek kimliği

2. Erkeklik

3. Erkeksi nitelikler

4. Erkeklik rolleri

Türkiye’de erkeklik konusunda ilk kuramsal
çalışmalar arasında, Deniz Kandiyoti’nin Müslüman toplumlarda erkeklik
paradoksları üzerine yaptığı çalışma (1994) önemli bir yer tutmaktadır.

Queer
ve Queer Teori

Bu sözcüğe homofobi karşıtı buluşmalardaki
bazı oturumların metinlerinde, bazen başlık olarak rastlamak mümkündür. “Queer
teori” temel olarak, “normatif” olma ve “heteroseksüellik” durumunu;
sosyalleşme ve cinsel kimliğin etkilerini sorgulamaktadır.

LGBTT
Hareket

TÜRKİYE’DE
FEMİNİST HAREKETİN ÇALIŞMA KONULARI

1990’larda akademide tartışılan konulara
örnek olarak, siyaset, istihdam, eğitim, medya ve şiddet, kadın tarihinin
haritalandırılması ve göç gibi konular verilebilir.

Yeni Toplumsal Hareketler
Editör: Prof. Dr. Bilhan Kartal & Prof. Dr. Belkıs Kümbetoğlu
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2345
Eylül, 2011 Eskişehir