W.T. Stace – Hegel Üstüne

Yunan İdealizmi ve Hegel
Platon ve Hegel
Aristoteles ve Hegel

Aristoteles için gelişme potansiyel varlıktan erdemli varlığa geçiştir. Hegel için gelişme örtükten belirtiğe geçiştir. (s. 51-52)

Tanrı kendi bilincinde olmaktır. Hegel’in Mutlak’ı aynı zamanda kendi bilincinde olmak, düşüncenin düşüncesidir.
Evrensel gerçek mutlaktır. Demek ki gerçek, mutlak, düşüncedir. Düşünce zihnin “özü” olduğuna göre, mutlak zihindir de diyebiliriz. (s. 54)

Hegel’in temel ilkeleri:
1) Gerçek, tamamen bağımsız bir varlığa sahip olan, yalnız kendine bağımlı olan varlıktır.
2) Görünüş, varlığı için bir başka varlığa bağımlı olandır. Bu öteki varlık, gerçektir.
3) Varoluş, bilincin dolaysızca karşısında olandır. Maddi veya psişik bir şey olabilir.
4) Gerçek, evrenseldir.
5) Gerçek, bir varoluş değildir. Varlığı mantıki varlıktır.
6) Varoluş, görünüştür.
7) Gerçek, yani evrensel, aynı zamanda, zihin, akıldır; ama bu düşünce, zihin ya da akıl varolan, bireysel, öznel bir zihin değil, soyut, evrensel, nesnel bir zihindir. Varlığı olgusal değil, mantıkidir.
8) Gerçek, yani evrensel düşünce, ilk ilke ya da nihai varlıktır, her şeyin kaynağı olan, evrenin ancak onunla açıklanabileceği mutlaktır.
9) İlk ilke, şeylere göre mantıken öncel olması bakımından ilktir. Bu, zaman içinde ilk olmak anlamına gelmez. (s. 59-60)

Hegel son derece özgündür,
onun bu özgünlüğü, yeni olması demek değildir.
Yeni, ama aynı zamanda eskidir.
Geçmişteki doğruyu tanır, kendi içinde özümler ve ilerler. Dolayısıyla eski felsefelere karşı tavrı kıskançça, düşmanca ya da yıkıcı değildir. Bütün felsefelerde kabul edilmesi ve kendi içinde özümlenmesi gereken bir doğru yan ya da evre görür. Bu nedenle gerçekten evrensel bir felsefedir.

Aristoteles’in ölümünden sonra idealizmin klasik biçimi neredeyse ortadan kalktı.
İdealizmin canlanması Kant ve eserleriyle gerçekleşti. (s.65)

Töz – Tin
Spinoza ve Hegel

Spinoza son derece önemli bir formülasyon yaparak bütün belirlemenin olumsuzlama olduğunu söyledi. (negatif)

Bir şeyin belli sınırlar içinde olduğunu olumlamak onun bu sınırların dışında olduğunu yoksamaktır.

Olumlama olumsuzlamayı içerir. Bir şey için söylenen herşey başka bir şeyi yoksar. Bütün belirleme olumsuzlamadır.

Bu ilke Hegel’de de temel ilkelerdendir, yalnız onda tersine döner ve bütün olumsuzlama belirlemedir şekline girer. (s. 66)

Olumlu ve olumsuz birbirlerini karşılıklı olarak içeren bağlılaşıklardır. Olumlamak, olumsuzlamaktır; bu Spinoza’nın ilkesi olumsuzlamak, olumlamaktır; bu da Hegel’inki.

Dolayısıyla olumsuzlama, olumlu bir varlığın özünün ta kendisidir. Ve dünyanın var olabilmesi için her şeyden önce olumsuzlama gücü, “olumsuzlamanın olağanüstü gücü” gereklidir. (s. 67)

Hegelci bitimsizlik öğretisi de Spinoza’ya çok şey borçludur. Bitimsiz olmak, sınırsız olmak demektir. Belirlenmiş olmak ise sınırlanmış olmaktır. Çünkü belirleme sınırlamadır. Bu bizi bitimsizin, belirlenmemiş olduğu vargısına götürür. (s. 68)

İlk ilkenin kendisini açıklaması gerektiğini Spinoza görmüştü. Spinoza’nın ilk ilkesi “töz”dür ve tözü “kendinde olan ve kendi yoluyla kavranan; kavranması, oluştuğu başka bir şeyin kavranmasına bağımlı olmayan” diye tanımlar. Tözü ayrıca causa sui, kendi kendinin nedeni olarak tanımlar.
Spinoza’nın söylemek istediği tözün kendini belirlediği ve kendini açıkladığıdır. Kendinden başka bir şey tarafından belirlenen, bu başka şeye başvurmadan anlaşılamaz ve açıklanamaz. (s. 106)
Bir açıklama ilkesi arayan Hegel, Platon gibi, ilk ilkenin nesnel evrensellerden meydana geldiği inancını benimsedi. Ama Kant’dan duyusal ve duyusal olmayan evrenseller ayrımı düşüncesini aldı.
Dünyanın ilk ilkesi, şeylerin ilk sebebi, Hegel’e göre, Platon’a göre olduğu gibi bütün evrenseller değil, katıksız, duyusal olmayan evrenseller sistemidir. (s. 110)

Hegel’i anlamak istiyorsak soyut düşünmeyi, katıksız düşünceler arasında serbestçe hareket etmeyi, duyusal imgeleri zihnimizden uzak tutmayı, ya da en azından bunları katıksız düşüncelerle karıştırmamayı öğrenmeliyiz. (s. 121)

Bütün bilgi kavramsaldır.
Bir nesne hakkında, ona uygulanan kavramlar yoluyla bildiklerimiz dışında bir şey bilemeyiz. Dilde her kelime bir kavramı temsil eder. Kavramı olmayan bir düşünce mümkün değildir. (s. 125)
Bilme ile varlığın özdeşliği aslında bütün idealizmin temel ilkesidir.
Bilme ve varlığın hem özdeş hem ayrı olması da, aslında Hegel’in ünlü karşıtların özdeşliği ilkesinin bir örneğidir.

Hegel, düşüncenin kendisi ile nesnesi arasındaki uçurumun ötesine vardığını, ya da düşünce ile şey arasındaki ayrılığın düşüncenin kendi içinde olduğunu söylerken işte bunu dile getirir. Şey, düşüncenin birliğinden tamamen kopabilse, bilinemez bir kendinde şey olurdu. Ve bu da mümkün değildir. (s. 127-128)

Hegel Mutlak’ı düşünce olarak görür. Spinoza onu düşünceden çok farklı bir şey, yani töz olarak görür.
Hem Spinoza tözün düşünce olmadığını açıkça belirtmiştir, çünkü düşüncenin, tözün yüklemlerinden sadece birisi olduğunu söylemiştir.

Monizm
Spinoza evrenin ilk ilkesinin tek bir ilke olması ve bu ilkenin bir birlik olması gerektiğini gördü.
Çünkü nihai gerçeklik, kendi dışında hiçbir şeye bağımlı olmaması sayesinde gerçektir. Böylece kendine bağımlı olmak, kendini belirleyen olmaktır. Kendini belirleyen de bir birlik olmalıdır. (s. 134)
Spinoza’nın felsefesi ise, mutlak ve soyut bir monizmi yerleştirmeye çalıştığı için, mutlak bir düalizmde son bulan bir sisteme örnektir.
Spinoza’nın tözü, bütün çoğulluğu kesinlikle dışta bırakan bir birliktir. Dolayısıyla tözün bir çok yüklemlerine, yani düşünceye, yayılmaya, vb. nasıl yol açtığını anlamak mümkün değildir. (s. 135)
Hegel’in Mantık’ta çözmeye çalıştığı mesele bu çelişkilerden arınmış halde ilk ilkenin ne olduğu sorusunun mantıki cevabını vermektir.
Hegel bir kavramın kendi karşıtını gizli şekilde kendi içinde bulundurabileceğini, bu karşıtın oradan çıkarılarak ya da çıkarsanarak ayırt görevini yapacağını, yani cinsi türe dönüştüreceğini buldu. (s. 150)

Varlık, Yokluk, Oluş

Katıksıca “olmak”, başka herhangi bir belirlemeye uğramaksızın “olmak”, “olmamakla” eşittir. Varlık, yok-varlıkla ya da yoklukla özdeştir.

Özdeş olduklarına göre birbirlerine dönerler. Varlık yokluğa döner. Ve tersine, yokluk da gene varlığa döner; çünkü yokluk fikri boşluk fikridir ve bu boşluk katıksız varlıktır.
Varlıkla başlamıştık. Bundan yokluğu çıkarsadık. Bu ikisi arasındaki ilişkilerden de oluş çıkarsadık. Bunlar,Hegelci mantığın ilk üç kategorisidir. (s. 152)

Dünyanın çeşitliliğini bir birliğe indirgeyen felsefelerin hepsi karşıtların birliğine inanmak zorundadır.
Bütün panteist sistemlere özgü olan çok’un bir’den çıktığı iddiası, Hegel’in yok-varlığın varlıktan çıktığını söylemesine paraleldir (ama bu Hegel’in panteist olduğu anlamına gelmez). Yine bu felsefelerde, bir bitimsiz, çok ise bitimlidir. Bitimsiz bitimliyi kendinden çıkarır, bitimli olur, dolayısıyla bitimli’dir. Bitimsiz, karşıtı olan bitimli ile özdeştir. (s. 157)

Felsefe sistem olmalı, zorunluluk olmalıdır. Hiçbir şey varsayılmamalı, herşey çıkarsanmalıdır.
Yöntem, sistem, zorunluk ve kesinlik olmalıdır. Hegel, diyalektik yöntemin bunları sağladığını iddia ediyor. (s. 161)

Anlama kelimesiyle Hegel zihnin karşıtları birbirlerini karşılıklı olarak dışarıda bırakır ve birbirinden ayrı olarak gördüğü gelişme aşamasını kastediyor.
Akıl anlama’dan ayrıdır. Zihnin, karşıtlarının özdeşliği ilkesine eriştiği aşamasıdır. Anlama karşısında her kategori yalıtılmış (izole), başka her şeyden kopuk, kendi başına varolan bir varlıktır. (s. 165)
Akıl anlamayı içerir ve aşar, çünkü anlamanın iddia ettiği gibi farklılık ile özdeşliğin birbiriyle uzlaşmaz olmadıklarını da görür. (s. 167)

Bu üçlünün sentezi, tez ve antitez farklılıklarını hem ortadan kaldırır hem de muhafaza eder. Sentezin bu ikili etkinliğini Hegel, bazen “aşma” diye çevrilen “aufheben” kelimesiyle anlatır. Almanca kelimenin iki anlamı vardır. Hem yok etmeyi hem de muhafaza etmeyi anlatır. (s. 172)

Oluş, varlık ile yokluğun birliğidir ve farklılıkları onun içinde özümlenir. Ama varlık ile yokluk hala oradadırlar, oluş içinde vardırlar ve analiz yoluyla oradan çıkarılabilirler. (s. 173)
Oluş, varlığı içerir ama varlık da oluşu içerir. Bu oluşun varlıktan çıkarsanması olgusundan anlaşılır.
Varlık önce yokluğu doğurdu.
Oluş ise varlık ve yokluktan doğar ki her ikisi de varlığın içinde olmalıdır. Dolayısıyla oluş, varlığın içindedir. Oluş varlığın içinde gizlidir, örtüktür. Ama varlık oluşun içinde belli, açık, belirtiktir. Oluşun bir çeşit varlık olduğu apaçıktır. (s. 174/175)

Oluş varlığa önceldir. Oluş gerçekte varlığın önkoşulu ve temelidir. (s. 177)

Varlık oluşu öngerektirir, oluş ise bir sonraki sentezi öngerektirir ve böylece, son kategorinin, Mutlak İdea’nın öngerekmesine kadar bütün kategorilerden geçeriz.
Oluş, varlığın temelidir, varlığa mantıken önceldir.
Bundan sonraki sentez, mantıken oluşa önceldir, oluşun temelidir. Dolayısıyla son kategori, mutlak idea, mutlak ilktir, varlığın ve başka bütün kategorilerin temeli ve öngereğidir.
Böylece son aynı zamanda ilk oldu.
Sonunda herşey başlangıca döner.
Herşey öncesini ve sonrasını içerir.
Diyalektik hiçbir zaman kendi dışındakini içermez, çünkü her şey ona içseldir.

Aristoteles’in varlık zincirinin birinci halkası şekilsiz maddedir. Sonuncusu, son halka mutlak biçim, maddesiz biçimdir.

Aristoteles için de mutlak biçim ilktir, biçimsiz maddeye önceldir. Son, başlangıca önceldir, bu da Hegel’in kavramına uygundur.
İdealist felsefe her zaman yapısı gereği, tümevarım ilkesine bağlı kalmıştır. (s. 183)

Hegel’in sistemi üç bölüme ayrılır:
1) Mantık
2) Doğa felsefesi
3) Ruh felsefesi

Bu üçü, yani Mantıki İdea, doğa ve ruh bir üçlü meydana getirirler. Mantık, ideayı kandinde olduğu haliyle ele alır. Bu tezdir.
Doğa, başkalığı halinde İdea’dır.Kendinde İdea’nın karşıtıdır. Bu antitezdir.
Ruh, İdea ile doğanın birliğidir. Bu sentezdir. (s. 184/185)
Doğa, idea’dır – bu özdeşliklerini dile getirir.
Ama başkalığı içindedir – bu karşıtlıklarını dile getirir.
Hegel’de sık sık rastlanan, doğanın kendi dışına çıkmış idea, kendine yabancılaşmış idea olduğu gibi sözler, aynı düşünceyi dile getirir.
Ruh, bu başkalıktan ve kendine yabancılaşmaktan, kendine dönen ideadır.

TEZ
1) Kendi için idea (Tin)
2) Mantıki İdea
3) Mantık
4) Varlık -> Düşünce -> Ruh
5) Olumsuz (Öznel ruh)
6) Özdeşlik
7) Sanat -> Geist
8) İçsel(lik) dünya
9) Sonlu
10) Sonsuz
wirklichkeit

ANTİTEZ
1.1) Kendi dışında İdea (Tin)
2.1) Doğa (İdea değil)
3.1) Yok – İdea
4.1)Yokluk -> Akıl
5.1) Olumsuzun olumsuzu -> Nesnel ruh
6.1) Ayrım (fark)
7.1) Yabancılaşmış (Din)
8.1) Tin (idea) -> (Dışsal(lık) dünya) Başkalık içinde
9.1) Sonsuz
10.1) Sonlu
realitat

SENTEZ
1.2) Kendinde ve kendi için İdea (Tin)
2.2) Kendine başkalıktan ve yabancılaşmadan dönen idea (tin-ruh)
3.2) Mutlak -> Geist -> Mutlak Ruh
4.2) Varlık = Yokluk’tur = Oluş -> Olumlu’dur
Varlık ile yokluğun birliğidir
Olumsuz’un Olumsuz’u Olumlu’dur.
Mutlak’tır.
Hakikattir.
wahrheit

Varlık yokluktur
Özdeşlik ayrımdır
Doğa ideadır
Ayrım özdeşliktir
İdea doğadır.
Yaokluk varlıktır.
Varlık düşüncedir.
Düşünce varlıktır.

Ruh, doğa ile idea’nın birliği, dolayısıyla kendine dönmüş ideadır.
Çünkü idea akıldır. Varolan akıldır.
Akıl olarak ideadır. Varolduğu için de doğanın parçasıdır. (s. 188)

Mutlak idea
insan ruhunun en yüksek aşamasına uygulanabilecek olan kategoridir. Ruhun düşüncesidir.

Mutlak idea kategorisi mutlak ruhla özdeştir, dolayısıyla birinin ya da ötekinin mutlak olduğunu söylememiz fark etmez.
Mutlak ruh, kusursuz ruhtur. (s. 190)

Mutlak ruhun Tanrı’nın ruhundan başka bir şey olmadığı söylenebilir. Yani bütünüyle akılcı, her şeyi bilen, her şeye kadir, kusursuz ruh. Ve mutlak ruhun insan ruhunun son ve her insanda tanrısallık potansiyelinin bulunduğunu söylemekle aynı şeydir.
Bu da Hegel’in panteizminin bir kanıtı. Ama Hegel ve Hegelciler panteizmi açıkça kabullenmekten kaçınırlar.
Tanrı’nın çeşitli kişiler arasında bir tikel olarak görülmesi anlamında gündelik ve bayağı bir şekilde, kişisel bir tanrı’ya şüphesiz inanmıyordu Hegel. Mutlak, kişiliktir -Mutlak idea kategorisinin başka bir adı- ya da ruhtur, ama tikel bir kişi ya da tikel bir ruh değildir. Çünkü öylesi ancak bitimli bir ruh olabilirdi. (s. 191)

Hegel’in diyalektiğinin tümü, Hıristiyan teolojisinin temel görünüşünün felsefi bir haklı gösterilmesidir.
İlk neden, kendinde idea, her şeyin başlangıcı ve en soyut ilke olarak Baba’dır.
Onun doğaya geçişi, yani doğayı meydana getirişi ile İsa doğmuş olu. Bu ilkenin sentezi ise Kutsal Ruh’tur.

Hegel felsefesinin akılcı özü/konusu -> Karşıtların birliği…

Hegel felsefesinin asıl önemli yanı Hıristiyanlık gibi akılcı olmayan bir özü felsefeyle akılcılaştırmasıdır.
Temelinde dini olan bir düşünceyi akılcılaştırmak güçtür.

Hegel’in sistemini işleten çelişki ilkesi, son derece basit bir mekanizmayla hareket ediyor. Herşey karşıtını içinde barındırıyor ve zorunlu olarak karşıtına dönüyor.
Sonra bir şey, karşıtı olarak kalamayacağı için gene kendine dönüyor. Ama bu daha üst düzeyde bir sentezle sonuçlanıyor.
Bir şeyin kendi karşıtı olarak kalamayacağı için kendine dönmesi, Hegelci çelişkide bir antagonizm olamayacağını gösterir. Antagonizm yoktur çünkü çelişki kendi içinden belirlenmektedir. (s. 220)

Çeviren: Murat Belge
Birikim Yayıncılık
Mart, 1976