Türkiye’de Sosyoloji: 1950-1960 Döneminde Türk Sosyolojisi

1950-1960
Döneminde Türk Sosyolojisi

Türkiye 1950’den itibaren devletçilikten
bireyciliğe, liberalizme yönelmiştir.

Türkiye 1946 yılından itibaren ABD eksenine
kaymaya başlamış ve buna bağlı olarak sosyoloji çalışmaları da bu gelişmelerden
nasibin almıştır. 1940’lı yılların sosyologlarının büyük çoğunluğu bu yeni
dönemde tasfiye edilmiştir. Bunların yerine ABD yanlısı söylemler icra edecek
kişilerin önü açılmıştır.

1950’lerde öne çıkan konuların başında köy
sosyolojisi, kültür değişmeleri ve Batılılaşma gelmektedir. Bu dönemde Comte,
Durkheim ekolü yeniden popüler olmuştur. Anglo-Saksonların II. Dünya Savaşı’nı
kazanmaları, Türkiye’de de Science Sociale ekolü doğrultusundaki görüşleri öne
çıkarmıştır. Prens Sabahattin, bireyciliğe dayalı görüşleriyle dönem boyu
gündemde kalmış, neredeyse tüm sosyologları etkilemiştir. Kültür
antropolojisinin etkisiyle fonksiyonalist anlayış gelişmiş ve saha
çalışmalarında artış gözlenmiştir.

KÖY
SOSYOLOJİSİ

Köy sosyolojisi çalışmaları, 1950’li yıllarda
en verimli dönemini yaşamıştır. Cahit Tanyol o dönemde yaptığı köy sosyolojisi
çalışmalarında köyleri; ağa köyleri, efendi köyleri, halk köyleri ve karışık
köyler şeklinde dört gruba ayırmıştır. Diğer bazı sosyologlar coğrafi konumlarına
göre köyleri; dağ köyü, ova köyü, dağınık köy, toplu köy şeklinde sınıflandırmışlardır.

Köy sosyoloji çalışmalarının temel amacı;
köylerde süren yaşam biçimlerini incelemek, toplumsal değişme düzeylerini
belirlemek, hangi köylerin değişmeye daha yatkın olduğunu tespit etmektir.

Sonuç olarak, köylü nüfusunun teknik değişmelere
soğuk bakmadığı, toplumsal değişme ve Batıcılaşma açısından gelecek vaad ettiği
belirtilmiştir.

KÜLTÜR
DEĞİŞMELERİ VE BATILILAŞMA

Nizamı Cedit hareketinden günümüze kadar
geçen zaman sürecinde Türkiye’nin yönü Batı’ya dönük olmuştur. Ülkeyi
yönetenlerin eğilimlerine göre Batı içerisinde de tercihler yapılmıştır. 1950’li
yıllarda liberal-demokratik Batı örneği üzerinden toplum biçimlendirilmeye çalışılmıştır.

Batılılaşma konusunda öne çıkan ve döneme egemen
olan zihniyeti temsil eden isim Mümtaz Turhan’dır.
Nüfusunun büyük bir çoğunluğunun köylerde yaşadığı
Türkiye’nin Batı’ya ayak uydurması için değişmeyi köylerden başlatması gerekmektedir.

Zorunlu kültür değişimine anlayışına karşı
olan Mümtaz Turhan, serbest kültür değişmesini önermektedir. Zira zorunlu
kültür değişmeleri karşıtını üretmektedir. Mümtaz Turhan’a göre, yeni bir
kültür unsurunun alınmasında ve toplum içinde yayılmasında etkili olan en
önemli faktör; fayda temin etme, itibar kazanma, yenilik arzusu veya yeni
kültürel unsurun mevcut kültüre uymasıdır.
Kabul
edilen bu maddi kültür unsurları zamanla manevi kültür unsurlarını da
etkilemektedir.
Batılılaşmak
için Batı’dan bilim, bilimsel zihniyet ve tekniğin ülkemize aktarılması
gerekir.

EĞİTİM
SOSYOLOJİSİ

Uygar, ileri bir ulus demek, gerçek bilime,
bilimsel zihniyete ve bunlarla donatılarak yetiştirilmiş düşünürlere sahip
olmak demektir.
Dönemin
sosyoloji anlayışına göre, eğitim Batılılaşmanın araçlarından biridir.

1950’lerde, Türkiye’nin en büyük sorunlardan
birisi öğretmen açığıdır. Köy öğretmeni açığını kapatmaya yönelik olarak
1940’larda açılan Köy Enstitüleri binlerce öğretmen yetiştirmesine rağmen bu açık
kapatılamamıştır. 1950’li yıllarda siyasal nedenlerle Köy Enstitüleri kapatılarak
yerlerine öğretmen okulları kurulmuştur.

Dönemin sosyologlarının dil merkezli tartışmalarının
başında, dil devriminin gerekli olup olmadığı, dile getirdikleri ve
götürdükleri konusu gelmektedir. Dilin sadeleştirilip sadeleştirilmemesi
konusunda sosyologlar iki gruba ayrılmış durumladırlar. Hilmi Ziya Ülken dil
konusuna sosyolojik bir olgu olarak bakar ve bu tartışmalara, taraf olmaksızın
katkılar yapar.

DÖNEMİN
BAŞAT EKONOMİ – POLİTİK ANLAYIŞI

1950’li yıllarda sosyologların doğrudan
ekonomi sosyoloji içerikli yayınları sınırlıdır. Buna karşın, ekonomi
sosyolojisi içerisinde değerlendirilebilecek olan kooperatifçilik konusu
oldukça çok işlenmiştir. Bunun temel nedeni, köycülük gibi kooperatifçiliğin de
gündemin ön sıralarında yer almasından kaynaklanır. O yıllarda kooperatifçilik
kırsal kesimin bir tür kalkınma modeli olarak sunulmuştur.

1950’lerdeki tüm mesele, Türkiye’deki dar
gelirli gruplarının sola kaymasını önlemektir.

Sosyologlar 1950’lerde ağırlıklı olarak
liberal ekonomi politikalarından yana bir tavır sergilemiş ve bireysel teşebbüs
yeteneğinin gelişmesinin hem özgürlüklere ve hem de demokrasiye katkı sağlayacağını
öne sürmüşlerdir.

İLETİŞİM
SOSYOLOJİSİ VE DİĞER KONULAR

1950-1960 dönemi sosyologları, bölge basınının
durumunu ve önemini, radyo, televizyon ve sinemanın toplum üzerindeki etkilerini
de sosyolojik açıdan inceleyerek iletişim sosyolojisinin temellerini atmışlardır.

1950-1960 döneminde sosyologlar göç
konusunda da araştırmalar yapmışlardır. O yıllarda özellikle Bulgaristan’dan ve
Yugoslavya’dan Türkiye’ye doğru akan yoğun dış göçler, Türkiye’den başka
ülkelere ve özellikle İsrail’e yönelik göçler ve yine ülkenin çeşitli bölgeleri
arasında sosyo-ekonomik nedenlerle yaşanan iç göçler ve bu göçlerin yarattığı
çeşitli toplumsal sorunlar bu araştırmaların başlıca nedenleri arasındadır.

İç göçlerle ilgili olarak yapılan çalışmalarda,
göçlerin sosyo-ekonomik ve teknik nedenlerden kaynaklandığı vurgulanmıştır.


TÜRKİYE’DE SOSYOLOJİ
Editör: Prof. Dr. Çağatay Özdemir
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2638
2. Baskı, Nisan 2013, Eskişehir