Türk Sosyologları: Mübeccel Kıray ve Cahit Tanyol

80

Mübeccel Kıray
ve Cahit Tanyol

Mübeccel Kıray

1923 yılında İzmir’de doğdu. Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğrenim gördü. Lisans eğitimini 1944’de bitirmiş
ve ilk doktorasını Behice Boran’ın danışmanlığında 1946’da tamamlamıştır. İkinci doktorasını
ABD’de, Sosyal Antropoloji alanında yapmıştır. Kıray 1951’de Türkiye’ye döner. İki
doktora ve bir yabancı dille 1950’lerin Türkiyesinde iş bulamaz. Akademide iş
bulamayınca Amerikan haberler bürosunda çalışmaya başlar. Üniversite dışında
olduğu halde doçantlik tezi yazar ve Siyasal Bilgiler Fakültesine verir. 1961
yılında ODTÜ’den davet alarak akademiye girebilir. 1962-1972 yılları arasında
ODTÜ’de pek çok ders verdi, Sosyoloji Bölümünün kurulmasına öncülük etti. Türkiye’nin
bilim dünyasının bu başarılı ismi 07.11.2011 tarihinde vefat etti.

Kıray’a göre sosyal bilim olgulara dayanarak
yani insanların dışında var olan, etki etse de etmese de var olan belirli tekniklerle
bunları gözlemleyerek ve bugünkü çok çalkantılı durumda mutlaka değişmeyi de
göz önünde tutarak bilgi üretilmelidir.
Sosyal
bilimci için ilk adım envanter olabilir. İkinci adım kategorilendirmedir.

Kıray için bilim demek ilişkileri bulmak ve
analiz etmek demektir.

Toplumsal
Yapı Analizleri

Kıray’a göre sosyal yapı dediğimiz
fonksiyonel bütünün her cephesi belirli yönler de değişikliğe uğrar.
Bütün içinde değişme oluşumları her zaman
denge koruma mekanizmaları halinde ortaya çıkar.
Değişmenin hızına ve yönüne ait iki oluşum göze çarpar. Bu iki oluşum
yapının hızlı değişen yönleri ile yavaş değişen yönleri arasında beliren açıklığın
doldurulmasını sağlamak, çözülme ve buhranı önler. Çözülme ve buhrana engel
olacak araformlar/tampon mekanizmalar sayesinde sosyal yapının çeşitli yönleri
birbiri ile bağlanır.
Kıray Osmanlı
toplumunu Batıdan farklı gelişmesinde asıl gözden kaçan meselenin köylülord ya
da reaya-bürokrat lord ilişkisinin çok dışında olduğu kanısındadır. Türkiye’de
bugün şehirleşme, şehirlerin sanayileşme hızının, tarımın modernleşmesinden çok
daha yavaş olması sonucu “sahte şehirleşme” diye nitelediğimiz oluşumlarla
sonuçlanmaktadır.

Toplumsal
Değişme ve Türkiye

Toplumun ne olduğu değil ne tür özellikler
taşıdığı önemlidir. Bunlardan biri yerleştiği arazidir. Diğeri nüfus ve nüfusun
özellikleridir. Ayrıca nüfusun doğayı işleme tarzı ve bunlardan doğan insan ilişkileri,
insan doğa ilişkisi, insanların doğayı işlemede kullanılan aletler ile bunların
hepsinin oluşturduğu sosyal örgütlenme ve sosyal örgütlenmenin kendine uygun
olarak yarattığı değerler sistemi inançları, düşünceleri ile bir bütündür.

Toplum hem bir bütündür hem de bu bütün
sürekli değişmekedir. Değişirken kendisini yeniden düzenler, yeniden biri bütün
haline gelir.

Toplum kendi yapısı gereği hem değişiyor, değişirken
de daha az değişen yönlerini tamamlayıcı ilişkileri de oluşturarak başka
yönleriyle birleşiyor, kendini yeniden düzenliyor. Bu yeni düzenleme ne eski ne
de dışarıdan empoze edilmiş bir şey, bu bir ara form/tampondur. Türk toplumu
için ara formlar oluşuyor. Bugün bize düşen görev bu aradaki oluşumu anlamaktır.

Kentleşme

1950’lerden 1980’lere kadarki süreçte
tehlikeli iki olgu toplum hayatına sirayet etti: Birincisi her türlü kanunsuzluğu
olağan karşılama
ve göz yumma yaşam biçimine sokuldu ve hukuk devleti sözü
retorik olarak kaldı. İkincisi modern toplumun kaçınılmaz parçası olan farklılaşma,
uzmanlaşma ve gerçek anonim örgütleşme yerine durmadan küçük kapalı çevrelerin
yüz yüze ilişkileri, kişisel bağımlılıkları oluşturan patronajı çeşitlendirdi
ve yaydı. Çağdaş sanayi kurumlarının tam olarak yerleşememesinin oluşturduğu koşullar
bu patronaj kanalını ön plana çıkarmıştır.

Kıray, Türkiye’de metropoliten alanların oluşumunda
sanayilerin kent merkezlerinin dışına çıkarılmasında ortaya çıkan özgün bir
sanayi, yer seçim tipiolojisi tanımlamaktadır. Kıray’ın “saçaklanma
olarak kavramlaştıracağı bu özgün mekansal dönüşüm süreci kent ve sanayi coğrafyası
yazınına çok değerli bir katkı yapmıştır.

Toplumsal
Yapı Çalışmaları

Kıray “II.
Dünya Savaşı Sonrasında Metropollerdeki Sosyal Değişim
” adlı çalışmasında
1945 sonrası ülkemizdeki metropol kentlerin sorunlarını, patronaj ilişkilerini
değişen kentin parametrelerini tartışır.

Kıray’ın Ereğli
çalışması ise Ereğli’de kurulacak olan demir-çelik sanayi tesisleri öncesinde
sosyal hayatı analiz etmek için yapılmıştır.

İlk defa bu çalışmada “tampon kurum” ve
“tampon mekanizma” kavramları kullanılmıştır. Kıray Ereğli çalışmasında
kavramsal çerçeve olarak feodal şehrin-modern şehir haline geçme sürecini benimsemiştir.

Cahit Tanyol

Cahit Tanyol edebiyatçı, felsefeci ve bir
sosyologtur.

1914 yılında Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu.
Askeri okula gitmek isteyen Tanyol, annesinin isteği üzerine öğretmen okuluna
devam eder. Öğrenimini tamamladıktan sonra Yozgat ve Çorum’da öğretmelik yapan
Tanyol’un tayini daha sonra İzmir’e çıkar.
İzmir’de
imtiyaz sahibi olarak “Aramak” dergisini çıkarır. Hilmi Ziya’yla tanıştıktan
sonra felsefe tahsil etmeye karar vererek İstanbul’a taşınır. 1944 yılında
felsefe bölümünde eğitimini tamamlar. Ülken’in isteği üzerine 1946’da İstanbul
Üniversitesi Felsefe Bölümünde asistan olarak göreve başlar.
H. Ziya Ülken’in isteği üzerine Sosyoloji
Bölümünde akademik yaşamına devam eden Tanyol 1982 yılında emekli olana kadar
görevine devam etmiştir.

1950’li yıllardaki çalışmalarında Durkheim,
Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin’nin sosyoloji ve metot anlayışını benimseyen
Tanyol’da 1960-1990 yıllar arasında Marksist metodoloji hakimdir. 1990’lı yıllardan
sonra Tanyol kendisini etkileyen en önemli fikir adamının Max Weber ve onun
bürokrasi anlayışı olduğu ifade eder.

Din
Olgusu ve İslamiyet Öncesi

Her din olgusunda içeriği ve farklıkları ne
olursa olsun şu üç öge bulunur:

1. Her dinde bir inanç sistemi vardır.

2. Her dinin kendine özgü bir ibadeti ve
töreni vardır, törensiz din olmaz.

3. Her dinin bir kutsal yeri, bir tapınağı
vardır.

Durkheim dinsel alanı kutsal, kutsal dışı
diye ayırır.

Bizde çeşitli tasavvuf ve tarikatlara
girenler birçok denemeden geçerler. Bunlara “seyri sülük” derler. Derviş
kendisini doğal yaşamdan soyutlamıştır. Kişi içindeki “nefs-i emareyi” yani
kendisini hazlara iten nefsi öldürmek zorundadır. Bunun nedenleri içinde önce
diyalektik bir çatışmayla karşı karşıyadır. Bu diyalektik çatışamaya tasavvuf
dilinde “nefs-i levvame” ile “nefs-i emare”nin çatışması denir.

Mekanik dayanışma dinsel niteliktedir.
Tanyol Durkheim’ın kutsal-kutsal dışı ayrımından hareket ederek din ve laik
hayat arasındaki koşutluk üzerinde durur.
Kutsal
alana cemaat, kutsal dışı alan cemiyet diyecek olursak ileri toplumlara doğru
gidildikçe kutsal dışı alan önem kazanır.

Türklerin
Evrensel Devlet Anlayışı

Milletlerin tarih görüşüyle evren görüşü arasında
sıkı bir bağlantı bulunmaktadır. Bu onların devlet felsefesinede yansımıştır.

Doğu’da ve Batı’da toplum yapıları ve devlet
türleri tamamıyla farklıdır. Buna bağlı olarak devlet felsefeleri da ayrı dünya
görüşlerine dayanır.

Batı uygarlığı adını verdiğimiz kültür ve
devletler topluluğu kendi sosyal, ekonomik, kültürel tarih görüşünü bütün bir
insanlığın evrim şeması gibi ele almıştır. Asya toplumları arasında özellikle
Türk toplumunun kendine özgü bir dünya görüşü ve devlet felsefesi vardır. Doğu-Batı
dünya görüşünün arkasında daha önce islamiyetle ilişkisi açısından durulan iki
mitoloji vardır. Biri antik çağ yani Yunan mitolojisi diğeri Şamanist
mitolojisi. Türk devlet felsefesinin kaynağını bu mitolojide aramak gerekir.
Türk mitolojisinde tanrılar devletin hakimiyet aracıdır.
Yunan mitolojisinde tanrılar bir site tanrısıdır.
Türk mitolojisinde ise tanrılar devlet tanrısıdır. Bu nedenle Şamanizmde
evrensel bir nitelik yaşamaktadır.
Çok
tanrılı antik çağ dinini Hrıstiyanlık silip süpürmüştür. Şamanist din görüşüyse
İslami bir kılığa bürünerek devam etmiştir.

Türk
Devlet Felsefesinin Batıdan Farkı

Değişmeyen ana geleneğimiz topluma devletin
biçim verme niteliğidir.
Batı toplumları
bireycilikten sosyal devlete doğru yol izler. Bizde ise devlet anlayışı sosyal devletten
bireyciliğe doğru kaymaya başlamıştır. Devletin ağırlık kazandığı bir sosyal
devlet yapısıyla toplumun ağır bastığı devlet analyışı birbirine zıttır.

Kültür

Tanyol, kültürde bulunan değerleri üç grupta
toplar.

1. Bireyin hareketiyle ilgili değerler.

2. Bireyin düşüncesiyle ilgili değerler.

3. Bireyin yaratmasıyla ilgili değerler.

Din gibi, dil gibi, teknik de belli bir
kültürün malıdır ve bir ahenk teşkil ederler. Daha açık ifadeyle manevi değerlerle
maddi değerler arasında bir uyuşma bir benzeşme vardır

Sosyal
Ahlak Laik Ahlak

Ahlak kuralları toplumdan topluma değişir.
Bu kuralların değişmesinde din değil, töre ve adetler rol oynar.
Dinde esas olan emir, ahlakta esasa olan tavırdır.
Tanyol’a göre rejimde yapmış olduğumuz inkılâbı ahlakımızda yapamadık.
Her şeyden önce bir şahsiyet inkılâbına
ihtiyacımız vardı. Rejimin gerektirdiği şahsiyet yaratılmadan hiçbir şey değiştirilemez.

Dünden, bugünde ahlaki şahsiyetimizde eksik
olan taraf neydi?

1. Medeni cesaret.

2. İnsanın kendi kendisini hareketlerinden
sorumlu tutması.

3. Kendi kendisiyle tutarlı olmakve bunu gerek
birey ve gerekse devlet hayatında gerçekleştirmek.

4. Sosyal faydayı bireysel faydadan üstün
tutmak

Bunların bireysel tavırda tespit edilemediği
hiçbir yerde ne ahlak, ne de ahlaklı adam mevcuttur.

İnsan hereketlerini müeyyideli (yaptırım) ve
müeyyidesiz olmak üzere ikiye ayırır. Tanyol’a göre hareketlerimze müeyyide
koyan faktörler şunlardır: hukuki müeyyide, dini müeyyide, örf ve adet müeyyidesi,
moda ve ahlaki müeyyide.

Ahlaki müeyyidenin hukuk, din, örf ve
adetlerden farkı otoritenin içeriden dışarıya doğru olmasıdır. Otoritenin kaynağı
ahlaki şuur veya vicdan dediğimiz kaynaktır.

Tanyol’a göre laik ahlak dine dayanmayan,
emir ve otoritelerini dinden olmayan ahiretsiz bir ahlak demektir. Laik ahlak,
Durkheim’ın anladığı manada akıldan çıkan veya ona dayanan bir ahlak da değildir.
Teorik olarak kurulamaz, aksiyon olarak kurulur.

Vatandaşlık
Kavramı ve Laik Ahlak Eğitimi

Her devirde bir öncü değer vardır, diğerlerini
kendi etki alanına sokar. Orta Çağ’da öncü değer din olduğundan sosyal,
ekonomik ve kültürel değerler yeni kuşaklara verilecek eğitim dinsel bir etki
alanında bulunur. Çağımızın öncü değeri bilim ve tekniktir. Bilim ve teknik
laik bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle eğitim ve öğretimin laik temellere
dayandırılması bir zorlama değil zorunluluktur.


Türk Sosyologları
Editör: Prof. Dr. M. Çağatay Özdemir
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2915
2. Baskı, Ağustos 2015