Tanzimat Edebiyatı

0
60

Tanzimat dönemi edebiyatı, Batılılaşma yolundaki Türk edebiyatının ilk evresini oluşturur. Tanzimat’ın ilanından yirmi yıl kadar sonra, 1860’ta Tercüman-ı Ahvâl gazetesinin çıkmasıyla, Tanzimat dönemi edebiyatı gerçek kimliğine kavuşur. Bu dönemde, eski edebiyat geleneğinin gittikçe gerilediği, yeni bir edebiyat anlayışının geliştiği ve ilk ürünlerini verdiği gözlenir. Osmanlı imparatorluğu 18.yy’da iktisadi, askeri ve siyasal alanda güçlenen Avrupa karşısında çöküş yıllarım yaşamaktaydı. Bu gerileme 19:yy’da gittikçe hızlanmış, imparatorluk iktisadi ve siyasal yönden giderek Batı ülkelerinin güdümüne girmişti. Bu çöküşü önlemek için birçok kurumun yeniden düzenlenmesi gerektiği görüşünden yola çıkılarak Tanzimat Fermam ile birlikte bir dizi yenilikler ve yasalar toplumsal yaşamda yer almaya başladı. Batıya yöneliş, düşün yaşamı, giderek edebiyat yaşamının canlanmasında etkili oldu. Batı kültürüyle yetişmiş olan yeni kuşaklar, toplum yaşamındaki bu yenileşmeleri yeni bir anlatımla söyleme ve destekleme yolunu seçtiler.

Öğrenimini Fransa’da yapan Şinasi, Fransız şairlerinden şiir çevirilerini 1858’de bir kitapta toplayarak, Batı şiiri üzerine Türk okuruna ilk bilgileri verir. Bunu, Yusuf Kâmil Paşa’nın 1859’da Fenelon’dan* yaptığı Telemak çevirisi izler. Böylece, Batının edebiyat türleriyle tanışma başlar. Bu konuda gazetelerin rolü büyüktür. Şinasi’nin Agâh Efendi* ile birlikte 1860’ta çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-ı Ahvâl’in, 1862’de tek başına çıkardığı Tasvir-i Efkâr’m ve 1867’de çıkmaya başlayan Ali Süavi ’nin * Muhbir’inin çevresinde kümelenen yazarlar, Tanzimat’la gelen yeniliklerin yer edebilmesi için görüşlerini savunmada, halka iletebilmede gazeteyi bir araç olarak görürler. Bunlar yazılarıyla bir yandan devlet yönetimindeki aksaklık-
ların giderilmesini, yeni bir anayasa hazırlanarak meclisin kurulmasını desteklerken, bir yandan da Avrupa’nın bilim ve tekniğinin kullanılarak toplumun geliştirilmesi, halkın aydınlanması için çaba harcarlar. Divan edebiyatı geleneğinin şiir, tarih, mektup türlerinin yanı sıra, makale, tiyatro, roman, anı, öykü, eleştiri gibi yeni edebiyat türlerini getirerek, bu türlerde verdikleri ürünlerde dilde sadeleşme ve halkı eğitme amacını güderler.

Şinasi, Ziya Paşa*, Namık Kemal* gibi ilk dönem yazarları “toplum için sanat” anlayışını benimseyerek, halkın aydınlatılmasında sanatın bir araç olduğunu, bunu gerçekleştirirken de onun anlayacağı bir dilin kullanılmasının gerekliliğini savunurlar. Montesquieu*, Rousse-au*, Voltaire* gibi devrimci Fransız yazarlarının etkisinde kalarak vatan, özgürlük, yasa, millet, hak, adalet gibi kavramları yazılarında ve şiirlerinde kullanırlar. Toplumun bozuk yanlarını göstererek, bunları iyileştirmede sanatın rolünü vurgularlar ve yeni nazım biçimini benimserler.

Recaizade Mahmud Ekrem ”,Abdülhak Hamid*, Samipaşazade Sezai* gibi ikinci dönem yazarlarının ise toplumsal temalardan uzaklaşarak, bireysel temaları işlediği ve “sanat için sanat” anlayışım benimsedikleri gözlenir. Roman alanındaki çevirileri ilk yerli örnekler izler. Namık Kemal, Şemseddin Sami* Ahmet Midhat* Romantizm ’in Recaizade Mahmud Ekrem, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım * ise Realizm ’ in etkisinde ürünler verirler, ilk tiyatro oyunu da Şinasi’nin Şair Evlenmesi ile bu dönemde ortaya çıkar. Daha sonraları Namık Kemal ve Abdülhak Hamid bu türde yapıtlar verirler. Ahmed Vefik Paşa * ise Molie-re’den’1 yaptığı çevirilerle dönemin tiyatrosuna önemli katkılarda bulunur.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi