Talcott parsons

Talcott parsons

1902 yılında Colorado kentinde dünyaya geldi. Babası evrimle İncil’i uzlaştırmaya çalışan bir papaz, annesi ise koyu bir liberal idi. 1920’de babasının ve iki ağabeyinin okulu olan Amherst Koleji’ne kaydoldu; burada felsefe ve biyoloji okudu. 1925 yılında London School of Economics’e girdi ve burada B. Malinowski ile çalıştı. Bir yıl sonra Heidelberg Üniversitesi’nden aldığı kabul, akademik hayatının rotasını belirleyen önemli bir gelişme oldu; zira düşünce hayatını yakından etkileyecek olan Max Weber’in fikirleri ile burada tanıştı. “Son Dönem Alman Düşüncesinde Kapitalizm” adındaki doktora tezini 1927 yılında verdi. Aynı yıl Harvard’da ekonomi derslerine, 1931’de ise sosyoloji derslerine başladı ve 1944’te sosyoloji profesörü oldu. 1946–56 yılları arasında Sosyal İlişkiler Bölüm Başkanlığı’nı, 1949 yılında Amerikan Sosyoloji Derneği’nin başkanlığını yürüttü. Emekli olduğu 1974 yılına kadar, klinik psikoloji ve sosyal antropolojiyi sosyoloji ile birleştirerek interdisipliner çalıştığı Harvard’da kaldı. 1979 yılında hayatını kaybetti. Düşünsel hayatının gelişiminde I. Dünya Savaşı, Rus Devrimi, 1929 ekonomik bunalımı gibi faktörler önemli rol oynadı.
En temel eserleri şunlardır:
 Sosyal Eylemin Yapısı
 Sosyal Sistem
 Genel Bir Eylem Teorisine Doğru
 Ekonomi ve Toplum
 Modern Toplumlarda Yapı ve Süreç
 Sosyolojik Teorinin Konumu
 Yapısal-Fonksiyonel Teorinin Sosyolojideki Konumu
 Modern Toplumların Sistemi
 Toplumların Evrimi
2. Parsons’un Kullandığı Temel Kavramlar

a) Eylem: Parsons’un en temel kavramlarından biri olan eylem, ona göre tek tek bireylerin oluşturduğu bir birliktelik durumunda ortaya çıkan bir süreçtir. İnsanların eylemi sembolik sistemlere dayanır ve kültüreldir.
b) Aktör: Toplumsal bir pozisyona ve role sahip olan bireydir. Sosyal bir varlıktır ve toplumca kendisine biçilen rolleri yerine getirmekle yükümlüdür.
c) Statü-rol: Statü aktörün toplum, yani sosyal sistem içinde diğer aktörlere göre pozisyonunu belirler, onun toplum içindeki yerini ortaya koyar. Rol ise statünün dinamik tarafıdır. Birey yani aktör kendisine düşen rolü yerine getirdiği zaman statüsüne uygun hareket etmiş olur.
d) Sosyal Yapı: Aktörlerin sosyal etkileşimlerinin örüntülenmiş sistemidir; davranışı yönlendiren karşılıklı ilişkili roller, birliktelikler, normlar ve değerlerin bir kümesidir.
e) Sosyal Eylem: İki veya daha fazla aktör arasındaki anlamlı davranıştır.
f) Sistem: Aynı tip eylem içinde birleşmiş karşılıklı ilişkili birimlerin kümesidir, toplumu temsil eder. Alt sistem adı verilen ve hem birbirleriyle hem de bütünle karşılıklı bağımlılık ilişkisi içerisinde olan parçalardan müteşekkil ve kendini devam ettirme özelliğini haiz, bütünlük arz eden dengeli bir yapıdır.

3. Temel Görüşleri

Talcott Parsons’un en temel görüşlerine değinmeden evvel onun metodu hakkında verdiği ismi ve bu metoda yüklediği anlamı bir cümle ile belirtmekte yarar vardır. Parsons metodunu “analitik realizm” olarak adlandırır ve bu metodun önce teori ve kavramların bir bütün oluşturması, sonra bu kavramlara dayalı deneysel gözlem yapılması şeklinde işlediğini ifade eder.

a) Parsons’a Göre Toplum

Parsons tarafından ortaya konan yapısal-işlevsel çerçeve savaş sonrasında yaşanan ekonomik, toplumsal ve siyasi sorunların çözümünü amaç edinen bir perspektiften hareket etmekte ve bu doğrultuda toplumu “birbirine kenetlenmiş ve evrim süreçlerine tanıklık eden sistemler bütünü” olarak tanımlamaktadır. Savaş sonrasının çalkantılı ortamında işleyen bir sistem ve dengeye ulaşmış bir toplum yapısı ihdas etmenin yollarını araştırmıştır. Toplumların uyum kapasitelerinin üzerinde şiddetle durduğunu bu noktada hatırlayarak bu durumu anlamlandırmak mümkündür.
Parsons toplumu “uzun vadeli var olmanın temel işlevsel gereklerini kendi kaynaklarından alan bir sistem” olarak tanımlar. Toplumu bir sisteme; aynı işlemi gerçekleştirmek için birleşen birimlerin karşılıklı ilişkilerinin ortaya çıkardığı bir kümeye benzetir. Toplum, alt sistem adı verilen ve gerek birbirleriyle gerekse bütünle karşılıklı bağımlılık ilişkisi içerisinde olan parçalardan müteşekkil ve kendini devam ettirme özelliği bulunan, bütünlük arz eden dengeli bir yapı olarak karşımıza çıkar. Var olmak için birbirlerine ihtiyaç duyan alt sistemler zorunlu olarak dayanışma içine girecekler ve sonuçta toplumsal bütünleşme ortaya çıkacaktır.
Toplum üç sistemden oluşur; sosyal sistem, kişilik sistemi ve kültürel sistem. Sosyal sistem, karşılıklı beklentiler aracılığıyla bir arada tutulan, birbirleriyle bağlantılı statü ve pozisyonları içeren bir yapıdır. Örneğin aile kurumu, anne-baba-çocuk statüleri tarafından biçimlendirilir. Bu statüler karşılıklı bağlantı halinde bulunmaktadır. Kişilik sistemi, Parsons’un aktörlerinin, kendi güdüleri ve içinde bulundukları kültür tarafından belirlenmiş olan ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıkları anlamlı faaliyetlerden oluşur. Bu faaliyetler gelişigüzel değil, sosyalleşme sürecinde öğrenilerek gerçekleştirilir ve “rol” olarak adlandırılır. Roller, bireyin benliğinde bütünleşmiş, belli işlevleri olan eylem kalıplarıdır. Bu kalıplar kişilik sistemini oluştururlar. Kültür sistemi ise sosyal sistemin yani toplumun uyum fonksiyonunu karşılayan kişilik sisteminin, değerler ve normlar tarafından şekillendirilmesidir. Kültür, kişilik sistemini şekillendirmekte etkin olan normlar ve değerleri sunmada, birey için bunları hazırlamada temel bir işlev taşır. Eklemek gerekir ki, Parsons bu üç sistemi analiz amacıyla ayırmış olup, aslında ayrılmaz bir bütün olduklarını ifade etmiştir.
Bir sistem olarak toplum, her sistem gibi parçalardan, Parsons’un isimlendirdiği şekliyle alt sistemlerden müteşekkildir. Bu alt sistemler birbirine kilitlenmiş yani birbirlerine bağlanmış olan parçalardır. Fakat aslolan toplumdur zira ona göre toplum “kendi kendine yetebilen tek sistem” olarak kabul edilir. Örneğin;
– Ekonomik sistem, kendisine nitelikli eleman yetiştirdiği için eğitim sistemine,
– Eğitim sistemi kendisine öğrenci gönderdiği için aileye,
– Aile de hayatını devam ettirmek için ekonomik sisteme ihtiyaç duyar.
Böylece toplumun tüm ihtiyaçları alt sistemler tarafından karşılanır. Toplumsal normlar, sosyal ilişkileri düzenleyici bir işleve sahiptir ve toplumun en temel işlevi olan bütünleşmeyi sağlamada birincil rol taşır. Böyle bir toplum algısının normatif özelikler taşıdığını söylemek mümkündür. Bu konuya eleştiriler kısmında yeniden dönülecektir.

b) Dörtlü Eylem Şeması (A.G.I. L.)

Parsons’un toplum anlayışını bir önceki bölümde özetlemeye çalışmıştık. Onun yaklaşımı bütüncül bir yapı arz ettiğinden “grand theory-büyük teori” adını verdiği teorisini incelerken bütüncül yaklaşmaya çalışmak ve kavramları birbirine bağlamak gerekmektedir. Zaten toplum anlayışı ve dörtlü eylem şeması birbiri ile oldukça yakın ilişki içerisindedir.
Sosyal bir sistem olan toplumun kendi kendine yetebilme özelliği ile diğer tüm sistemlerden ayrıldığını söylemiştik. Kendi kendine yetebilen tek sistem olarak her toplumun dört adet yapısal ihtiyacı vardır. İlgili kurumlar varlıklarını bu ihtiyaçları karşılıyor olmalarına borçludurlar. Bu dört ihtiyaç ve bu ihtiyaçları karşılayan kurumlar şunlardır:
 Uyum İ.         ( Adaptation) * Rol
 Hedefe Ulaşma İ.     ( Goal Attainment) * Birliktelik
 Bütünleşme İ.         ( Integration) * Normlar
 Örüntü Sürdürme İ. ( Lattency Maintenance) * Değerler
Yukarıdaki şemada ifade edildiği üzere her toplum uyum, hedefe ulaşma, bütünleşme ve örüntü sürdürme ihtiyaçlarına sahiptir. Bu ihtiyaçların giderilmesi de rol, birliktelik, norm ve değerlerin oluşmasını sağlamıştır. (Burada işlevselcilerin gözle ilgili örneklerini hatırlamakta yarar vardır. İşlevselciler yapı-fonksiyon ilişkisini açıklarken gözümüz olduğu için görüyor olduğumuzu değil, görme ihtiyacımız var olduğu için gözün geliştiğini söylerler.) Parsons’un toplumu nasıl şematize ettiğine geçmeden önce belirtilmesi gereken bir durum vardır. Parsons, hayatı boyunca sürekli teorisini geliştirmekle uğraştığından, zaman zaman ekleme ve çıkarmalarda bulunmuş, bu da eserlerindeki şema ve kavramlar arasında farklılaşmalara sebep olmuştur. Farklı kaynaklarda farklı bilgilerle karşılaşılmasının temel sebebi budur. Bu durumu göz önünde bulundurarak Parsons’un, toplumu da yine bu ihtiyaçlar çerçevesinde şu şekilde şematize ettiğini ifade edebiliriz:
TOPLUM;
Ekonomi
( UYUM) Politik
Kuruluşlar
(HEDEFE ULAŞMA)
Eğitim
Din
Aile
(ÖRÜNTÜ SÜRDÜRME) Yasalar
(BÜTÜNLEŞME)

Parsons, bu sistemi ABD’ye uygulamış, toplumdaki önemli kurumları işlevine göre bu dört yapıdan birine yerleştirmiştir. Parsons, bu dört ihtiyacın toplumsal denge için kaçınılmaz olduğunu savunmuştur. Toplumsallaşma da bu sürecin sağlıklı bir şekilde işlemesini ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacaktır.
Bu model farklı insan topluluklarının görünüşteki farklılıklarına rağmen, her coğrafyada aynı sorunlarla karşılaştıkları sayıltısından hareket eden, toplumsal hayatın devamlılığı ve bunun nasıl sağlandığı noktası üzerine dikkatimizi toplayan bir bakış açısına sahiptir. Dengeyi toplumun merkezine çekmekte, sosyalleşme aracılığıyla kültürel değerleri tamamen içselleştirmiş her bireyin kendisinden beklenenleri eksiksiz bir şekilde yerine getireceği gibi bir önkabulden hareket etmektedir. Bu görüşleri, daha sonraları Parsons’un toplum anlayışının normatif olmakla eleştirilmesine sebep olmuştur. Bu konuya eleştiriler kısmında tekrar değinilecektir.

c) Kalıp Değişkenler / Örüntü Değişkenleri

Parsons’un herhangi bir eylem sistemindeki alternatifleri ortaya koyan bir şeması vardır. Aktör, toplumun kendisi için belirlediği rolü oynarken bir dizi ikilemle karşılaşır. Bu durumda seçimini toplumun kendisinden beklediği rollerin sınırları dışına çıkmadan kendisi için en faydalı olan yolu seçerek yapar. Herhangi bir eylemi gerçekleştirirken hem mutlak doyumu, hem de toplumsal rolünün gereğini yerine getirmeyi amaçlar. Fakat işler her zaman bu kadar yolunda ve “rasyonel” olmayabilir. Bu durumda kişi iki yoldan birisini seçme noktasında bir ikilemle karşı karşıya kalır. Bu durumda seçim yapmak zorlaşır. Parsons, bu şablonu hazırlarken Tönnies ve E Durkheim’in dikotomilerinden ve
Weber’in ideal tiplerinden yararlanmıştır. Buna göre kişi seçimde bulunurken seçtiği yol, onun yaşadığı toplum tipi hakkında ipucu verir. Parsons bu ikilem durumlarını ortaya koyarken ikilemin bir ucuna Tönnies’in Gemeinschaft tipi toplumlarını diğerine ise Gesselschaft tipi toplumlarını yerleştirir. Kişi seçimini yaparken duygusal kararlar veriyorsa cemaat tipi ve mekanik dayanışmanın görüldüğü, akılcı kararlar veriyorsa cemiyet tipi ve organik dayanışmanın hâkim olduğu bir toplumda yaşıyor demektir.
Bu kısa girişten sonra kalıp değişkenleri şöyle ifade edebiliriz:

ANLAMLI DEĞİŞKENLER VASITALI DEĞİŞKENLER
( Gemeinschaft)    (Gesselschaft)

1. Duygululuk → Duygusal Tarafsızlık
2. Belirginlik → Yaygınlık
3. Evrenselcilik → Özellikçilik
4. Atıf     → Başarı
5. Kendine yönelim → Topluluğa Yönelim
Duygululuk-duygusal tarafsızlık değişkeni, aktörün eylemlerinde duygularının yer alıp almayacağı ikilemi ile ilgilenir. Belirginlik ve yaygınlık, insanlar arası ilişkilerde belirgin bir beklenti ve yaygın beklentiler ikilemini inceler. Evrenselcilik-özellikçilik değişkeni, herhangi bir etkileşim durumunda yargı ve değerlendirmelerin evrensel kriterlere mi yoksa bireysel standartlara göre mi işlediği sorununu ortaya koyar. Atıf-başarı, bir aktörün çabalamaksızın kazandığı değerlere mi yoksa kişisel başarısına göre mi değerlendirileceği ikilemidir. Son değişken ise kişinin eylem ve değerlendirmelerinde kendi çıkarlarını mı topluluğun çıkarlarını mı önceleyeceği ikilemini ifade eder.

d) Toplumların Evrimi

Parsons, 60’lı yılların ortalarında evrimci bir yaklaşım edinmiş ve kendinden önceki modernleşme iddialarını çözümleyip harmanlayarak yeni bir model ortaya koymuştur. Fakat nihayet toplumsal değişime eğiliyor diye düşünülse de evrim temelli farklılaşmalar formüle etmiş olması ve devamlılık vurgusu, toplumsal değişim açıklamasının eleştirilmesine sebep olmuştur.
“The Evolution of Societies” adlı eserinde toplumları kategorize etmiş ve dünya tarihini belli dönemlere ayırmıştır. Bu dönemler şunlardır:

• İlkel Dönem ( Avusturya yerlileri ve tüm ilkel topluluklar )
• Arkaik Dönem ( Eski Mısır ve Mezopotamya; tüm tarihi Orta Çağ devletleri)
• Modern Dönem ( İngiltere, Fransa, Hollanda, ABD ve tüm modern toplumlar)

İlkel toplumlarda dini sistem ve akraba grubu hâkimdir. İlkel dönemden arkaik döneme geçiş okuma-yazma ve yazılı dilin kullanımı ile gerçekleşir. Arkaik dönemde ve tarihi Orta Çağ toplumlarında din kadar politika sistemi de önem kazanır. Bu dönemde seküler ve bireysel aktörler ortaya çıkmaya başlar. Arkaik toplumdan modern topluma geçişte bürokrasi, dava ve iş görme meseleleri formel akılcılık çerçevesinde düzenlenir. Modern toplum sekülerlik ve bireycilikte zirveye ulaşmıştır. İlkel toplumların tesadüf ya da başka güçlerle açıkladığı olaylar modern toplumlar tarafından rasyonelleştirilmiş ve önceden tahmin edilebilir hale getirilmiştir.
Parsons’un bu kategorizasyonu tek değildir. O, modernleşme sürecini temel özellikleri çerçevesinde ve evrim temelli olmak üzere şöyle şematize etmiştir:

1. İlk Hıristiyanlık ( Kilise organizasyonunun işlevsel belirginliği)
2. Orta Çağ Periyodu ( Loncalar ve eşitlik / Kilisenin bilgiye katkısı)
3. Rönesans ve Reformasyon ( Kilise dâhilinde laik kültür / Bireyselcilik)
4. Karşı Reformasyon ( Değer çokluğu / Laik toplumun meşruluğu )
5. Devletin Doğuşu ( Toprak Aristokrasileri / Parlamento / Rasyonalizm / Laik Kültür )
6. Endüstriyel-Demokratik ( Endüstrileşme / Devrimleşme )
Devrimler
7. Modern Amerika ( Hükümet / Eğitimsel Devrim / Sendikalar / Yüksek Endüstrileşme / Linguistik Benzerlik )

4. Parsons’a Yöneltilen Eleştiriler

Talcott Parsons, gerek eylem kuramıyla gerekse toplum anlayışıyla pek çok sosyoloğu ve sosyal bilimciyi derinden etkilemiştir. Onun görüşleri kısa denemeyecek bir dönem, yaklaşık 15 yıl ABD’de etkili oldu. Bu zaman zarfında ve etkinliğini kaybettiği dönemlerde pek çok eleştiriye maruz kaldı. Teorisine yöneltilen belli başlı eleştiriler şunlardır:
1- Genel Eylem Teorisi, çok soyut ve genellemelerle dolu olmakla itham edilmiştir. Gerçekten de, Parsons’un eylem teorisi realiteden oldukça kopuktur ve “üretilmiş” bir teori izlenimi vermektedir.
2- Analitik realizm adını verdiği metodu normatif ve totolojik olmakla eleştirilmiştir. Normatif olan bütünleşme modeli Amerikanvari bir olgudur ve o günkü sosyal ve siyasal bağlamla bağlantısı büyüktür.
3- En önemli eleştirilerden birisi de Parsons’un teorisinde sosyal değişime neredeyse hiç değinmemesi, sosyal değişimin dinamiklerini açıklamaktan uzak olmasıdır. Parsons’a baktığımızda “toplumsal değişimin temel dinamikleri nelerdir?” sorusunun belli bir cevabı yoktur. O sadece, değişimin mutlaka sistem dışından geliyor olduğunu söylemiş ve değişimin bütünleşmeye engel olan, toplum için zararlı ve kaçınılması gereken bir süreç olduğunu ifade etmiştir.
4- Dahrendorf, Parsons’un teorisini “ütopya” olarak adlandırmıştır. Ona göre, hiç değişmeyen bir toplum düşüncesi olsa olsa bir çeşit ideal toplum yaratma çabasının ürünüdür. Sürekli dengeye, sistemin devamlılığına ve normlara atıfta bulunuyor olmasını buna delil getirmiştir. Bir toplumsal süreç hem düzenden hem de değişmeden oluşur. Sosyolojik açıklamanın her ikisini de açıklayabilecek yeterlilikte olması gerekir.
5- Giddens ise şöyle demiştir: “ İşlevsel çözümleme, toplumlara sahip olmadıkları nitelikler vermekte, her toplumun sürekli sadece belli ihtiyaç ve hedefleri olduğu gibi bir önkabulden hareket etmektedir. Fakat bu durum her toplum için geçerli kabul edilemez”.
6- Bu teori, dış etkilerin toplum üzerindeki etkisine hiç değinmemiştir. Hâlbuki hiçbir toplum, diğer toplumlardan izole bir şekilde ve kendi kabuğunda yaşamamaktadır, aksine her toplum zamanda ve mekânda bir yer işgal eder. Dolayısıyla bir toplumu ele aldığımız zaman onun diğer toplumlarla ilişkisi üzerinde muhakkak durmamız gerekir. Uluslar arası ilişkileri hiç hesaba katmayan bir görüşün isabetli olması beklenemez.
7- Parsons’un en sert eleştirmenlerinden birisi de C. Wright Mills’tir. Onun “Toplumbilimsel Düşün” adlı kitabının tamamında yer verdiği bazı temel eleştirilerini şöyle sıralayabiliriz:
– Metodunun adı analitik realizm değil, olsa olsa “soyutlanmış empirisizm” olabilir.
– Mevcut Amerikan sisteminin bir meşrulaştırıcısıdır.
– Muhafazakar ideolojinin savunucusudur.
– İstikrarlı egemenlik biçimlerini haklılaştırmaya çalışan, bunları yasal gösterme eğilimli bir teoridir.
– Bütünleşmeyi sağlamak adına sistemin hata ve eksikliklerini görmezlikten gelmektedir.
8- Max Black ise Parsons’un onlarca kitabı boşuna yazdığını, aslında teorisinin basit bir dille şöyle ifade edilebileceğini söyler:
 Herhangi bir şey yaptığınız zaman, bir iş başarmaya çalışıyorsunuzdur.
 Ne yaptığınızı belirleyen öğeler; istediğiniz, çevrenizi nasıl gördüğünüz ve içinde bulunduğunuz pozisyondur.
 Düşünmeden ve duymadan herhangi bir şey yapamazsınız.
 İnsan ömrü uzun bir seri tercihlerden ibarettir.
 Seçim yapmak, en iyi gözükeni almak ya da başkalarının doğru dediği şeyi yapmaktır.
 Başka insanlarla ilişki içinde bulunduğunuz zaman onların sizden ne yapmanızı beklediklerini dikkate almalısınız.
 İnsanların davranışları devamlı bir kalıba göre olur.
 Aileler, şirketler ve öteki insan grupları çoğunlukla şaşırtıcı derecede bireyler gibi davranırlar.