Sosyolojik bakış açısı

PAYLAŞ

Sosyolojik bakış açısı

Sosyolojik olarak düşünmeyi öğ­renmek, başka deyişle daha geniş görünüme bakmak imgelemin işlenme­sidir. Sosyolojiyle uğraşmak, yalnızca sıradan bir bilgi edinme süreci olamaz. Bir sosyolog, kişisel koşulların dolay­sızlığından kurtulabilen ve şeyleri daha geniş bir bağlam içerisine yerleştire- bilen birisidir. Sosyoloji incelemesi, Amerikan yazarı C. Wright Mills’in ünlü bir deyişi olan sosyolojik imgeleme bağımlıdır (Mills, 1970).

Sosyolojik imgelem bizden, her şeyden önce, kendimizi gündelik yaşamlarımızın bildik sıradanhğından, yeni bir bakışla “uzaklaştırarak düşün­meyi” gerektirir. Sıradan bir şeyi, bir fincan kahve içmeyi ele alalım. Hiç de ilginç görünmeyen böylesine bir davranış biçimi hakkında, sosyolojik bir bakış açısıyla söyleyecek ne bulabiliriz? Pek çok şey.

Öncelikle, kahvenin yalnızca bir içecek olmadığım söyleyebiliriz. Kahve,

bizim gündelik toplumsal etkinlikleri­mizin bir parçası olarak simgesel bir değer taşır. Kahve içmenin törensel yönü çoğunlukla kahvenin kendisini tüketmekten çok daha önemlidir. Pek çok Batılı için sabahları içilecek bir fincan kahve, kişisel rutinin merkezinde yer alır. Kahve içmek, güne başlamak için gerekli ilk adımdır. Sabah kahve­sinin ardından, gün içerisinde çokluk başkalarıyla kahve içilir -toplumsal bir törenin temeli. Kahve içmek için bir araya gelen iki insan, büyük olasılıkla gerçekte ne içtiklerinden çok bir araya gelmek ve çene çalmakla ilgilenmekte­dirler. Tüm toplumlarda yeme-içme aslında, toplumsal etkileşim ve tören­lerin gerçekleştirilmesi için ortamlar yaratmaktadır bunlar da sosyolojik inceleme için zengin bir konu ortaya çıkarmaktadır.

İkincisi, beyin üzerinde uyarıcı bir etkisi olan kafein içeren kahve, keyif

verici bir maddedir. Pek çok kişi kahveyi, sağladığı “fazladan uyanıklık” için içer. İşyerindeki uzun günler ve ders çalışmakla geçen geceler kahve molalarıyla daha çekilir hale gelir. Kahve alışkanlık yaratan bir maddedir, ne ki Batı kültüründe, kahve tiryakileri bir çok insan tarafından uyarıcı kullananlar diye görülmezler. Alkol gibi kahve de toplumun kabul ettiği bir maddedir, oysa örneğin marihuana böyle kabul görmez. Yine de, mari­huana, hatta kokain kullanımını hoş- gören, ancak hem kahve hem de alkole soğuk bakan toplumlar da vardır. Sosyologlar, neden böyle karşıtlıklar olduğuyla ilgilenirler.

Üçüncüsü, bir fincan kahve içen biri, dünyamn bütününe yayılan karma­şık bir toplumsal ve ekonomik ilişkiler kümesi içerisinde yer almaktadır. Kah­ve, gezegenizimiz en zengin ve en yoksul bölgelerindeki insanları birbiri-

Güney Amerika’daki bir adil ticaret koopera­tifinde kahve çekirdeklerini ayıran bu işçiler için kahve, yaşamlarını sürdürmek demektir.

ne bağlayan bir üründür: zengin ülkelerde büyük miktarlarda tüketilir, ancak esas olarak yoksul ülkelerde üretilir. Kahve, petrolden sonra uluslararası ticaretteki en değerli maldır; pek çok ülke için, dış tiacaretten elde edilecek en büyük kazancı sağlar. Kahvenin üretimi, taşınması ve dağıtımı, kahveyi içen kişiden binlerce kilometre uzaktaki insanlar arasındaki sürekli etkileşimleri gerektirir. Böylesi küresel etkileşimlerin incelenmesi, yaşamlarımızın pek çok yönünün artık dünya ölçeğindeki toplumsal etkenler ve iletişimler tarafından etkilenmesi yüzünden, sosyolojinin önemli bir ödevidir.

Dördüncüsü, bir fincan kahveyi yudumlamak, bütün bir geçmiş toplumsal ve ekonomik gelişme sürecini varsayar. Şimdilerde Batı beslenme biçiminin çok bilinen diğer kalemleriyle -çay, muz, patates ve beyaz şeker gibi- birlikte kahve, ancak 1800’lerin sonlarından başlayarak yaygın bir biçimde tüketilir hale gelmiştir (kahve, daha önceleri seçkinler arasında moda olmuşsa da), içeceğin kökeni Ortadoğu olsa da, yaygın tüketimi iki yüzyıl öncesindeki

Kahvehaneler, onsekizinci yüzyıl İngilteresindeki seçkinler için dedikodu ve siyasal entrika merkezleri idi.

Batının yayılma dönemine gitmektedir. Bugün içtiğimiz kahvenin neredeyse tamamı, Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmiş bölgelerden (Güney Amerika ve Afrika) gelmektedir; kahve hiçbir biçimde, Batı beslenme biçiminin bir parçası değildir. Sömürge mirası, küresel kahve ticareti üzerinde devasa bir etkide bulunmuştur.

Beşincisi, kahve, küreselleşme, uluslararası ticaret, insan hakları ve çevrenin yok edilmesi hakkındaki çağdaş tartışmaların merkezinde yer alan bir üründür. Kahve, yaygınlaştıkça,

“markalaşmış” ve siyasallaşmıştır: tüketicilerin hangi çeşit kahveyi içecekleri ve nereden satın alacakları konusundaki seçimleri, yaşam biçimi tercihleri haline gelmiştir, insanlar yalnızca organik kahve, kafeinsiz kahve ya da “adil bir biçimde alınıp satılan” (gelişmekte olan ülkelerdeki küçük kahve üreticilerine piyasa fiyatının tamamını ödemek için geliştirilen mekanizmalar yoluyla) kahveyi içmeyi tercih edebilirler. Starbucks gibi “şirket- leşmiş” kahve zincirleri yerine “bağım­sız” kahvehaneleri tercih edebilirler. Kahve içenler, insan hakları ve çevre konusunda sicilleri kötü olan belirli ülkelerden gelen kahveyi boykot etmeye karar verebilirler. Sosyologlar küreselleşmenin, insanların gezegenin uzak köşelerinde ortaya çıkan sorunlar hakkındaki bilinçlenmelerini nasıl artırdığım ve onları yeni ortaya çıkan bilgileri kendi yaşamlarında kullanmaya nasıl yönelttiğini anlamaya çalışırlar.