Sartre – İmgelem

Duyumlanabilir içeriğin pek çok betimlenen bu eylemsizliği kendinde varoluştur.
Var olmak, kendi var oluşunun bilincinde olmaktır.
Şeyler, eylemsiz oldukları için bilincin egemenliğinden kurtarırlar kendilerini; eylemsizlikleri onları kollayıp gözetir ve özelliklerini korur. (s. 8)

İmge olarak varoluş, güçlükle ele geçirilebilecek bir varlık kipidir. Zihnimizi yormamızı gerektirir. (s. 9)

Katıksız ve a priori kuram, imgeyi bir nesne kıldı. Ne var ki iç sezgi, imgenin şey olmadığını öğretir bize.
İmgesi olduğu şey gibi, imge de bir şeydir.
İmge daha az şeydir.
Bilince her hangi bir şey gibi sunar kendini ve de imgesi olduğu şeyle dışsal ilişkiler sürdürür. (s. 10)

İmgenin bilgisi anlıktan kaynaklanır. (s. 15)

İmge kuramı Spinoza’da… bedenin betimlenmesine bağlanmıştır. İmge, insan bedeninin bir duygulanımıdır. (s. 16)

İmge, sonsuzluğun ışık geçirmezliğine, düşünce ise sonlu ve çözümlenebilen niceliğin açık seçikliğine sahip. (s. 18)

İmge, görünüş alanıdır. İmge duyumdan ayırt edilemez. (s. 21/22)

Bir tasarımlamaya olanak veren her nesne imgedir.
“Bir imge algılanmaksızın olabilir, tasarımlanmaksızın burada bulunabilir.” Bergson
Bergson’un gerçekçiliği için şey imgedir, madde imgelerin bütünüdür. (s. 48)

Beden, seçici bir araç gibi davranır.
Beden sayesinde imge algı olur; algı belirli bir imgenin olanaklı eylemiyle ilintilendirilen imgedir ve de bu imge bedenin ta kendisidir. (s. 50)

Arının oluşumu algının oluşumuyla zamandaş olmalı; imge, şey tam da algılandığı anda tasarımlama olarak dünya anıya dönüşür.
“Anının oluşumu asla algının oluşumundan sonra değildir, zamandaştır. Algı yaratılırken anının taslağı da gezinir yanıbaşında.” Bergson
İmge, şeyin kesin bir suretidir, şey gibi ışığa geçirimsiz, şey gibi içine sızılmazdır, katıdır, donmuştur, şeyin ta kendisidir. (s. 53)

Beden anıyı açık bilince geçirir, anının güncelliğini sağlar; buna karşılık devindirici kalıp olan algıyı bilinçli bir tasarımlama haline sokansa anıdır. (s. 58)

Dışarıda dengi olan imgelere hakiki imge ya da algı denir, dışarıda dengi olmayanlara ise zihinsel imge denir.
Algılar ‘güçlü izlenimler’, imgeler ise ‘güçsüz izlenimler’dir. (s. 93)

İmge, duyumun ta kendisidir. (Hume)

İmge öznelliktir. (s. 101)

İmge, yeniden düşünülmüş bir algıdır. (s. 108)

Descartes, kendi imgelem kuramını psiko-fizyoloji düzlemine yerleştirir. Bir ruh ve bir beden vardır. İmge, bedenin yaşadığı bir zedelenme sonucu ruhun oluşturduğu bir düşüncedir… Psiko duyusal merkezler bir iç uyarı ya da bir dış uyarı tarafından uyarılabilirler. İlk uyarılma türüne denk düşen bilinç durumuna imge, ikincisine algı denir. (s. 112)

Bilinç için var olmak ve var olduğunun bilincinde olmak aynı şeydir… Bilincin biricik varoluş tarzı, var olduğunun bilincinde olmaktır. (s. 121)

Fenomenoloji, aşkın bilincin yapılarının özlerinin sezgisine dayanarak bu yapıların betimlenmesidir. (s. 136)

Her bilinç, her hangi bir şeyin bilincidir.

İmge bir şey değil bir edimdir.
İmge bir şeyin bilincidir. (s. 154)

İmge, bir şeyin bilincidir.

Çeviren: Alp Tümertekin
İthaki, Temmuz 06