Rize Sempozyumu – 2006: Yaşar Kalafat – Eski Türk İnançlarının Rize ve Yöresi Halk Kültüründe İzleri

32

Yaşar
Kalafat – Eski Türk İnançlarının Rize ve Yöresi Halk Kültüründe İzleri
 (s.
359-367)

…halk inançları tamamen yaşanan din
değildirler. Halk inançları tamamen din olmadıkları gibi, dinin de tamamen
dışında değillerdir. Onlar mevcut dinlerin halka yansıyış şekilleri veya mevcut
dinin halk tarafından algılanış biçimleridirler.

Eski Türk inancı tepesinde Tengri/Tanrı’nın
bulunduğu bir takım kültlerden oluşmuş bir sistemdi.

Şamanizm Türkler arasında da yayılma alanı
bulmuş olsa ve Türk dini ile çağdaş olsa da Türklerin dini değildi, zira
Şamanizm anlam kayması olmasına rağmen din değildi.

Bize göre millet hayatında halk kültürünün
dili, halkın yerel olan anadilinden ileri bir öneme sahiptir. Zira ortak milli
dilin kaynaklarından birisi halk kültürü dili iken, yerel dillerimizin
farklılığına rağmen, halk kültürümüzün dili veya halkımızın kültür dili
aynıdır. (s. 359)

…taziyeye gidene (…) İkram edilen çay veya
kahvenin yenilenmesi istenilmez bu yeni bir acıya işaret eder. Düğün evinde ise
bunun tersi uygulanır, böylece yeni bir mutluluk temenni edilmiş olunur…

…düğün alayında 7 çift 1 tek sayma
uygulaması vardı. Alayın önde gelen 15 kişisini 7 çift ve 1 tek diye sayılır.
Bu yapılmazsa gelinin ayaklarının dolaşacağına inanılır.

Düğünlerde çeşitli şekillerde yol kesmek
haktır.

Çayeli’nde gelin olacak kızın yakınlarına
verilecek paraya “Hak” denir. “Emice Hakkı”, “Dayı Hakkı”, “Agabey Hakkı”gibi.
Pazar’da gelin oğlan evinden, babasının evine bir gece kalıp dönmesine ise,
“Yol Açmak” denir. Anadolu’nun iç ve doğu kesimlerinde bunun ismi “Ayak Açmak”dır.
(s. 360)

Rize yöresindeki gelinin ayağının koca evine
girdiği ilk gün eltisi veya halası tarafından yıkanması uygulaması…

Rize’deki erkeklerin ve kadınların isimleri
ile çağrılmamaları (…) bir sakınma şeklidir.

Birçok yerde güzel çocuklara isimleri ile
hitap edilmez. Çok kere onlara çirkin isimler konularak korunmaları sağlanır.

Rize’de
“kaçma sakınma” olarak bilinen uygulamada “Yedi Günü” diye bilinen bir uygulama
vardır ki, buna göre bu süre zarfında gelin kaynana ve kaynatası ile konuşmaz,
süre dolunca el öper hediye alıp daha sonra konuşur.

…yeni
sağılmış ineğin süt kabına da bir parça kömür atılır. Kömürün hikmeti kara
oluşundan ve ocak ile olan bağlantısından geliyor olabilir Pazar’da fıtık
hastalığı için yumurtanın üzeri kömürle çizilerek duası okunur ve bir beze
sarılan yumurta yanmakta olan ocağın önüne asılır, yumurta koruyana kadar hasta
iyi olur. (s. 360)

Kollar
Göğüsün üzerinde bağlanmaz, uğursuzluk getireceği ve kısmetin kesilmesine yol
açacağı inancı vardır.

Rize
yöresinde kurban bayramında eve et gireceği zaman loğusa ve bebek ayağa
kaldırılır. Kurban etinin loğusayı basacağına inanılır.

…cenaze
geçerken cenazeden daha aşağıda kalmanın özellikle kadın ve çocukları
etkilediği onların üzerinde “baskınlık” denilen bir halsizliğe sebep olduğuna
inanılır ve korunmak için de cenaze geçerken kadın ve çocuklar yolun veya evin
üst tarafına çıkarılır…

Pazar’da
zamanı geldiği halde ayağını yere basamayan çocuğa “Basılmış” denir.
Basılmış
çocukların tedavisi için bunların ayakları bir iple bağlanır ve namazdan ilk
çıkana bu ip kestirilir.

…ev
gibi, köyünde adeta eşiği kapısı vardı.

…birisi
için “geldi kapıya dayandı” denildiği gibi “çıkıp köye kadar geldi, geldi köyün
eşiğine dayandı” da denilir.

Kapının
eşiğine oturan kişinin iftiraya uğrayacağına inanılır.

Rize’de
evlerin eşiklerinin altında evin koruyucusu olduğuna inanılan ve ev halkına
dokunmayan beyaz bir yılanın varlığına da inanılırdı. (s. 361)

…giysisini
ters giyen birisinin işlerinin ters gideceğine inanılır.

Çayeli’nde
elçiliğe giden kimsenin iç çamaşırını ters giyer ise işinin olacağına inanılır.

Fındıklı’da
kız istemeye gidenler ceketlerini ters giyerlerdi.

…bıçak
makas ve köpüklü sabun ya yere konularak verilecek kimseye verilmiş olunur veya
elin tersi ile uzatılır aksi halde kavga çıkacağına inanılır.

Pazar’da
kısmeti bağlı kişinin kısmetinin açılması için hocanın namaz kıldığı seccade
ters çevrilir.

Anadolu’nun
birçok yerinde namazdan sonra seccadenin köşesi kıvrılır. İfadeye göre bu
yapılmaz ise şeytan o seccadede namaz kılarmış.

…uçan
kuşun insanın üzerine pislemesi uğur alameti olarak algılanır.

Akşamdan
sonra kediye bulaşma uğursuzluk sayılır.

Eski
hesap yılbaşı 14 Ocak’a “koca karı yılbaşısı” denirdi. Bu gün sabahleyin eve
kimseler gelmeden bir kap su getirilir ve evin içine serpilirdi. İlk gelen
kimsenin ayağının uğuruna göre o yılın uğurlu geçip geçmeyeceğine inanılırken,
gelen kişi erkek ise yılın uğuruna inanılırdı.

Rize
merkez ilçe çevresinde; düğün arifesinde yere çivi çakılması, ipe düğüm
atılması anahtarla bir kilidin kitlenilmesi damadın bağlanılması anlamına
gelir.

Derepazarı’nda
kapı üstüne çivi çakılarak korkuluk kaldırılması tedavisi yapılır Düğüm atma
iple veya parmaklarla bağlamaya matuf bir büyü şeklidir.

Rize
merkezde olmamakla beraber yayla bağıntılı olan kesimde geçmişte “Güneş Duası”
yapılırdı.

Yağmur
duası için Rize yöresinde “Bubirdak” düzenlenirdi.

Bubirdak’da
benzerleri gibi çalı süpürgesinin kız gibi giydirilip çocukların onun arkasına
takılıp evlerden yenilecek bir şeyler isteyip onları pişirilip yemesi şeklinde
olur. Bu arada çocuklar kendi dillerince kafiyeli söylemlerle dileklerini
anlatırlar. Ellerindeki kıl torbanın ismi “kıtlaman” ve pişirecekleri küçük
kazanın ismi de “cuga” dır. Çocuklar güneş isterlerken,

“Bu
bir dağım bur ister

Kaşık
kaşık yağ ister

Kadelden
kaymak ister,

Un
torbasından un ister,

Kintamandan
tuz ister,

Allah’tan
kırmızı güneş ister”

Derler
ki, bu duanın Azerbaycan’daki bitiş şeklinde “Kızıl gün ister şeklinde ifadeler
kullanılır. (s. 362)

Gidenin
arkasından ağlanılmayacağı gibi ev de süpürülmez, süpürge yapılmaz. 

Ardeşen’de
bir kimsenin üzerine doğru süpürülür ise o kimsenin erkek kardeşine kötülük
geleceğine inanılır.

Hemşin’de
evdeki ve konu komşudaki süpürgelerin toplanılıp yakılması halinde havaların
ısınacağı inancı vardır. Pazar’da nazar almış inek için yapılan nazar
tılsımında biber ve kömürün yanı sıra süpürge çöpü de vardır. Pazar’daki
süpürge ile ilgili bir diğer inanca göre, evden birisi dışarıya çıkmış ise,
kaza geçirmemesi için o gün ev süpürülmez.

Rize’de
her yaşlı ölüm günü için “Kefenlik” diye bilinen kendirden yapılmış bir kumaş
ve cenazeye dağıtmak üzere peşkirler ve miktarda definde kullanılmak üzere para
hazırlardı. Bu paraya “Gömülmelik” denilirdi. Anadolu’da bunun diğer adı “kefen
parası” veya “Defin Parası”dır.

Rize
yöresinde ölüye yakınları sesli ağlarlar ve buna “sayı kurarar ağlama” denir.

Yakınları
tarafından ölünün sesli ağlamasına Pazar’da “Okoresğu” denilmektedir.

Pazar’da
da ölünün can verdiği odaya bir bardak su konulur ve 40 gün ışığı söndürülmez.

Akşam
güneş batıp hava kararmaya yüz tutunca yerlerin bağlanıldığı söylenir bu saatte
ve ondan sonra birçok şey yapılmaz.

…bebek
bezi dışarıda bırakılmaz, eşikten dışarıya sıcak su dökülmez, ağaç dikilmez.

…gece
tırnak kesilmez, aynaya bakılmaz, idrar dışarıya dökülmez tarak artığı saçlar
dışarı atılmaz, bebeğin ve loğusanın çamaşırı kırkına kadar dışarı asılmaz.

habis
ruhlar / kara iyeler

Kara
iyeler hayatın her safhasında vardırlar.

Kara
iyelerin insanlar üzerindeki etkileri insanlar öldükten sonra da devam ettiği
inancı vardır.

Kara
iyelerin kara tutumları gibi bir de Ak iyeler vardır. Bunlar da adeta aklayıcı
paklayıcılardır. (s. 363)

Rize’de
eskiden loğusa doğum yaptığı gece Albasmaması için sabaha kadar uyutulmazmış,
uyur haldeki kimseyi albasar ise artık uyanamayacağına inancı vardır. Loğusanın
bulunduğu eve ikindi namazından sonra gelenlerin ellerini ateşe veya sıcağa
tutması istenirdi. Loğusa ziyaretine gelene güle güle denilmesi halinde
loğusanın sütünün kaçacağına inanılırdı.

Rize’de
güneş/ay tutulduğu zaman ezan okunur, silah atılır, teneke çalınarak gürültü
yapılır, iftar borusu çalınırdı. Yapılan gürültüden amaç ayın bekçisi olan
köpeklerin uyandırılarak yılanların (adları Cıngıloz veya Cıngılaz) ayı
yemelerini önlemektir.

Tavara/Davara
da kara iyedir. Uyuyan insanların ağız ve burunlarını eliyle kapatarak nefes
almalarını zorlaştırır. Elinin içi delik olduğu için insanlar boğulmaz. Gitmesi
istendiğinde (ters/aksi davrandığı için) gitme kal denilir. Tavara’nın
Hemşin’deki ismi Ağırbasan’dır.

Cazı/Cazı
Babaanne, Çamlıhemşin’de Geceleri faaliyet gösteren, kılıktan kılığa girebilen,
süt bebeklerinin onlar diri iken ciğerlerini çıkarıp yiyen bir kara iyedir.

İri
yarı olduğu göğüslerinin yerlere kadar değdiği tasvir edilir.

Hemşin
yöresindeki algılayışa göre tamamen yaşlı kadın görünümünde olan cazının 1
parmak uzunluğunda bir kuyruğu vardır.

Elindeki
büyülü toprağı serpmek suretiyle derin uykuya girmesini sağladığı annenin
bebeğinin ciğerini egiş diye bilinen ucu eğri demir ile çıkarıp yediğine
inanılır. Bütün kara iyelerde ortak özelliklerden birisi de adeta bebek ciğeri
yemektir.

Anadolu
masallarında “ölü toprağı” diye bilinen mezardan alınmış toprağın üzerine
serpildiği insanı uyuttuğu inancı vardır. (s. 364)

Obur,
Hemşin’de Ubur olarak bilinir hayatta iken kötülükler yapmış yaşlı kadınları
öldüklerinde toprağın kabul etmeyeceği definlerin kısa bir süre mezarlarından
çıkıp eski muhitlerinde çığlıklar atarak dolaştıklarına inanılır. Hortlak veya
Ubur’un ceza olması için Allah tarafından ayaklarının altına ateş konulduğuna
inanılır Ubur veya hortlağa silah işlemeği inancı da vardır Kendisini görenler
veya sesi duyanların 3 defa “Urum eline” diye tekrarlamaları halinde güneş
doğmadan mezarına gitmiş olacağı inancı yaygındır.

Congoloz,
Hemşin yöresinde varlığı bilinen bir kara iyedir. Kısa ve iri yapılı her tarafı
kıllarla bir yaratıktır. Yılın son ayının son haftası ile ilk ayının ilk
haftasında görülür özellikle yiyeceklere ve ambarlara musallat oluşu ile
bilinir. Karadan nefret ettiği için onun çıkacağı zamanlar ambar kapıları
kömürle karartılırdı. Daha ziyade ikindiden sonra ve gece insanların karşısına
çıkar ve demir dili yün tarağı/tapul tarağı ile insanlara zarar verdiğine
inanılır. Korunmak için onun sorularına içerisinde kara kelimesi geçecek
şekilde cevaplar verilir.

Behur
Hemşin’den yapılmış bir tespittir.

Behur
bir özneden ziyade yapılan fiilin adıdır. Çürükay/Temmuzun son haftası ile Ağustosun
ilk haftası arasında çok kısa bir yaşanır ki, yıldırım çakması gibi çok
kısadır. Bu olay suyun içerisindeki canlı ve cansız her şeyi etkilemektedir.
Kumaş parçalarını çürütür insanların su ile temas halindeki kısımlarında
benekler oluşur. Behur’un bu tesirinden kurtulabilmek için suya bir demir
parçası veya çivi atılmalıdır. Demirin Behur’u çekeceği ve canlıların zarar
görmesini önleyeceğine inanılır.

Çayeli’nde
Ocak ayının 14 inde analı babalı çocuğun ocak demirini yukarıya doğu vurması
uğur sayılır.

Güneysu
bölgesinde çeşitli bağlama şekilleri vardır. Bunlar “İple bağlama”, bıçakla
bağlama” ve “Silahla bağlama”dır.

Bağdan
korunmak için damat geline elbise kesilmeğe gidileceği gün damat bir çarşafın
üzerinden 7 defa geçirilir, her defasında çarşafa düğüm atılır. Bu çarşaf
damada çok yakın birisi tarafından saklanır ve gerdek gecesi bu düğümler
çözülür. Bunu yaptıracak erkek zifaf gecesine kadar çivi çakmaz ve düğüm atmaz.
Böylece onu bağlayanların bağlanacağına inanılır.

Ardeşen’de
çok geniş bir atmaca kültürü vardır. İkizdere’de ayı tarafından kaçırılan ve bu
kaçırılmadan şikâyetçi olmayan aile kuran genç kız ve kadın hikâyeleri
anlatılır.

Pazar’da
Kuku mevsiminde kuku sesi duyulunca eğer yemek yemiş isen, hasta olunmazmış
yememiş isen kuku kuşu kişiyi yenmiş, basmış olacağı için yıl hastalıklı
geçirilir.

Pazar’da siyah karga evin etrafında bağırır
ise yas alameti olarak algılanır. Bu inanç Çayeli’nde de vardır.

Baykuş kimin evinin önünde öterse o eve
felaket getirirmiş Sürmene yöresinde Baykuş vikvik diye öterse hamile hanımın
bebeği kız olurmuş, hu-hu diye öter ise hamile hanım erkek doğururmuş. (s. 365)

Çayeli’nde Üzerinde yılan resmi/turası
bulunan ve yılanlı kuruş olarak bilinen paradan kolye yapanın boğaz ağrılarının
geçeceğine inanılır.

Çakalın çıkardığı gaz ağacın dalında tünemiş
olan tavuğu bayıltıp aşağıya düşürürmüş.

Pardi/Dişi Çakal bağırdığı zaman yas
beklenirmiş.

Cazı, örümcek şekline girerek ocağın
bacasından eve girermiş. (s. 366)

İyidere’de Hurma Hastalığı olarak bilinen
hastalığın tedavisinde bıçakla 100 daire çizilerek 3 kere dönülür, “Kaf Dağının
ardına” denilerek bıçak üflenir ters istikamete arkaya doğru atılır. Bu esnada;
“Oğurma oğumra” diye başlayan bir manzum okur. Bu okumayı yapacak kadın ise
uygulamayı erkekten, erkekse kadından öğrenmeli.

Hemşin’in Üskürt Dağı tepesinde yayla yolu
yayla yolu üzerindeki Gürgen ağacının dibine geçenler tarafından ufak taşların
atılması ile yorgunluğun gidereceği inancı vardı Biz benzer bir tespite de
Petekli-Sürmene yayla yolu üzerinde şahit olmuştuk. Burada da yaylaya çıkanlar
yolun kenarındaki çukurumsu yere “iyi derler” inancından yola çıkarak ufak
taşlar atarlardı.

Hemşin’de Cuma günleri cami minberinin
altından geçmenin hastalıklara iyi geleceği inancı vardır.

İkizdere’de “Dağ Tutması” inancı vardır.
Yaylaların çakıllı dik yollarında aniden durup yürüyemeyen hayvanlar için bu
tabir kullanılır. Çözümü dağ tutan hayvanın sol arka ayağından alınmış toprağın
ağzına sürülmesidir.

Pazar’da şifa aranılacak yerlerden birisini
de şehitlikler olduğuna inanılır. Çeşitli ruhi sorunları olanlar bu arada
basamayan çocuklar mezarlara bastırılır, taştan taşa atlatılır, mezarların
etrafında gezdirilir. (s. 367)