Pythagorasçılık

Pythagorasçılık

Ege sahillerinin Pers tehdidi altında
olması birçok Yunanlının bu bölgeden Ege’nin öte yakasına hatta İtalya
kıyılarına göç etmesine neden oldu. Yanlarında felsefi birikimlerini de alan
Yunanlılar güney İtalya’da yerleşik olan Dionysos ve Orpheusçu gizemlerle temas
kurdular. Bu etkileşim kendini en net biçimde Pythagorasçılıkta gösterir.


Pythagoras, Samos’ta doğmuş ve
Anaksimandros’tan dersler almıştır. M.Ö. 540/530 yılları arasında güney
İtalya’ya göç etmiş ve gizemcilikle tanışmıştır.

Pythagoras, bir yandan Milet doğa
felsefesinin, öte yandan Orphik gizem öğretilerinin etkisiyle yarı dini-yarı
felsefi bir öğretiler bütünü oluşturmuş, bu öğretiler doğrultusunda gizli bir
inanç tarikatı kurmuştur.

Orpheusçuluk, gizemci öğretileri söze dökebilmek
için mitoslardan yararlanmaktaydı. Pythagorasçılar, aynı öğretileri mitoslar
aracılığıyla değil, felsefe aracılığıyla ifade etmeyi yeğlediler.
Gizemci öğretilerin dile dökülebilmesi için, evvela dilin,
bu öğretilerin yapısına uygun biçimde düzenlenmesi gerekiyordu. Böylece
Pythagorasçılar, felsefi söylemde de belirgin bir değişikliğe yol açtılar.

Pythagorasçı evren düzeni anlayışı,
birbirleriyle sıkı biçimde ilişkili olan başlıca iki yargıya dayanmaktadır;

• Her şey sayıdır ya da sayılar her şeydir.

• Evren (kosmos), uyumdur (harmonia).

Matematik üzerine gerçekleştirdikleri çalışmalar
onları oldukça heyecanlandırmış ve her şeyin sayı olduğunu söylemeye vardırmıştır.

Örneğin müzik üzerine yaptıkları çalışmalar
sonunda, ton perdelerinin, çalgılarda kullanılan tellerin uzunluklarına bağlı
olduğunu ve müzikal uyumların matematik oranlarla ilişkili olduklarını keşfetmişlerdi.
Yaptıkları astronomik gözlemler sonunda gök cisimlerinin mükemmel dairesel
hareketler yaptıklarını ve bu hareketlerin de yine matematik ve geometri ile açıklanabildiğini
kavramışlardı.

Pythagorasçılar, duyu verilerine hitap eden
görünür evrenin ardında, ancak akılla kavranabilen sayısal bir hakikat yattığını
savundular.

Pythagorasçılar bir sayısını nokta ile, iki
sayısını doğru ile, üç sayısını yüzey ile, dört sayısını ise hacim ile ilişkilendirmekte,
böylece tüm cisimlerin uzaydaki noktalardan ya da birimlerden oluştuğunu,
bunların bir arada alındıklarında bir sayı oluşturduklarını savunmaktaydılar

“Evren uyumdur” yargısı ise, birincisiyle sıkı
biçimde ilişkilidir. Çünkü Pythagorasçıların “uyum” (harmonia) sözcüğüyle
kastettikleri şey sayısal ilişkilerin uyumuydu.

Pythagorasçılar sayıyı maddi bir yapı
olarak görmemişlerdir. Evrende sayıların yanı sıra, bir de maddi unsurun var
olduğunu kabul etmişlerdir. Evrende kosmosu aşıp genişleyen sınırsız bir nefes,
soluk (pneuma) bulunmaktadır ve bu sınırsız
nefes evrenin maddi yapısını meydana getirir


Sayı, işte bu sınırsız-sonsuz, biçimsiz,
düzensiz pneumaya sınır, biçim, düzen ve oran verir ve böylece görünür evren
düzeni ortaya çıkar.


Pythagorasçılar evrenin her yerinde zıtlar
arası bir uyum görmekteydiler.

Pythagoras sadece bir filozof değil, aynı zamanda
yandaşlarını yarı dini bir organizasyon doğrultusunda örgütlemiş bir inanç
önderiydi.

Pythagorasçılar, ruhun da evrenin maddiliğini
oluşturan sınırsız bir soluk ya da nefesten (pneuma)
oluştuğunu, sayıların bu sınırsız maddeyi sınırlayıp biçime kavuşturarak ruhu
meydana getirdiğini savunmaktaydılar.


Muhtemelen Doğu kaynaklı olan ruh göçü öğretisini
Yunan dünyasında ilk dile getirenler Pythagorasçılar olmuştur.
Onlara göre eğer bir insan bu dünyadaki yaşamında bilgece ve
iyi bir hayat sürerse, sonraki hayatında daha iyi bir var oluşa sahip
olabilecektir. İnsan, bu sonsuz doğum-ölüm döngüsünden kendisini kurtarıp ideal
bir var oluşa, tanrısal bir mutluluk (eudaimonia) hayatına erişebilir. Böylesi
sonsuz bir mutluluk ise ancak ruhun maddi unsurlardan arındırılması ve dünyevi
hazların terk edilmesiyle mümkün olacaktır.

Pythagoras’ın, üç tür insan ve bu insanlara
karşılık gelen üç tür hayat olduğunu savunduğu rivayet edilir. Buna göre;
kimileri para-sever, kimileri şöhret-sever iken kimileri de bilgeliği ve
bilgiyi sevmektedir. İşte Pythagorasçılar bilgeliği seven bu üçüncü insan
türünü ifade etmek için bilgelik (sophia)
sevgisi (philo) anlamına gelen “philo-sophia” terimini ilk kez türetip kullanmışlardı.

Protagoras’ın Deneyciliği

Protagoras da diğer
sofistler gibi, hakikatin göreceli olduğunu, yani bilginin ancak onu
gözlemleyen kişinin, kendine özgü nitelikleri aracılığıyla elde edilebileceğini
savundu. Dolayısıyla bilgi insanların farklılıklarına bağlı ve görelidir (insan
her şeyin ölçüsüdür).
Protagoras’a göre bilgi, bilen kişinin algısına dayanır ve özneldir.

Pythagoras

Antik çağ Yunan
felsefesinde, mistisizm ile bilimi birleştirerek farklı bir ekol oluşturmuştur.
Yunan kültüründe olmayan ruh göçü inancına sahiptiler.

Pythagorasçılar,
duyumsal olandan arınmak için, öncelikle matematik üzerinde yoğunlaştılar. Bu
yolda varlığın temelinin sayı olduğunu öne sürdüler. Sayı, zihinsel bir ilkedir
ve bu bakımdan Pythagorasçılar düşünce tarihi açısından zihinsel bir dönüşüm
olarak değerlendirilmelidirler.


Pythagorasçı öğretide
ruh ölümsüzdür. Ölümsüz ruhun sürekli hareket halinde olması yaşamın temel
ilkesidir. Pythagorasçılar havanın ruhlarla dolu olduğunu, insanın bu ruhları
solumak suretiyle evrenle ve diğer hayvanlarla ilişkili olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bu nedenle canlı olan her şeye karşı bir çeşit kardeşlik düşüncesine
ulaşmışlardır.

İLKÇAĞ FELSEFESİ

Yard. Doç. Dr. Serdar Uslu

Anadolu Üniversitesi Yayını No: 1944

Ağustos 2009, Eskişehir

Zihin Felsefesi

Doç. Dr. Kamuran Gödelek

Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2337

Ocak 2013, Eskişehir