Milay Köktürk – Kültür Bilimi Yazıları

Cassirer’de Bilgi, Bilim ve Kültür

Hegel felsefesi bilginin zihinsel formların bütününü kapsamasını ister.

“Sembolik formlar felsefesi bireye, doğrudan bilincin dünyasında bulunan temel biçimlerden saf bilginin dünyasına götüren merdiveni uzatmak ister… Kant’ın eleştirel felsefeye göstermiş olduğu yolu takip etmeye çalışır” Cassirer

Sembolik formlar felsefesi… kültür formlarının oluşma biçimlerini keşfetmek ister.

Sembolik formlar felsefesi bilginin metafiziği değil, fenomenolojisi olmak ister. Cassirer

Zihin kendini ancak kendisinin dışa vurduklarında bildirir. Mitostan sanata ve modern bilimsel bilgiye kadar insan aklının tüm üretimleri, zihnin kendi içeriğini dışa vurmasıdır.

Dil ve mitos ya da teorik bilgi gibi sembolik formlar, çizdikleri nesne/dünya tablosu itibariyle birbirinden -bağımsız- tamamen farklıdır. Ancak onların hepsinde herşey temsil etme çerçevesine aittir. İşte bu ortak temeldir.

Sembol, özne nesne kutbunun buluşma zeminidir.

Ürünleri sırf hammadde olarak önümüzde bulmamız yeterli değildir. Bu ürünlerin anlamına nüfuz etmek onların bize söylediği şeyleri anlamak zorundayız.
Bunun içinde bir hermeneutik kavrayış gerekir.

Ernst Cassirer – Manevi Bilimlerin İnşaasında Sembolik Form Kavramı


Kelime hiçbir zaman kendinde nesnenin bir ifadesi olamazdı, tam tersine o, nesneye ilişkin olarak ruhta üretilen imgenin (ifadesidir)ifadesi olurdu.

Gerçek anlamda sanatsal bir form, salt etkileyici nitelikteki görselliğe bağlanmışlıktan çözülüp ayrıldığı, saf ifade olarak özgürleştiği anda oluşur. Buradan dolayı sanatsal şekil vermenin ilk aşaması bile, her türlü taklit biçiminden kesin biçimde ayrılır. (s. 231)

Üslûp nesnelliğin en yüksek ifadesidir. (s. 232)

Her zihinsel form aynı zamanda zihnin kendini içine kapattığı bir örtü anlamında yorumlanır. (s. 249)

Zihin gücü, Hegel’in bir sözüyle, onun dışa vurduğundan daha büyüktür; zihnin deruni yapısı, onun yorumlanışında dağılıp gitmeyi ve kaybolmayı göze alacak kadar derindir. (s. 251)

Ernst Cassirer – Romantizm ve Eleştirel Tarih Biliminin Başlangıçları, Tarihsel İdealar Kuramı: Niebuhi, Ranke, Humbolt

Platon şundan emindi; mağarasını terkeden ve günışığını gören, artık salt gölgelerin gözleriyle sınırlanmış olur; ama gerçek bilgiye, geometriyle, ezeli-ebedi olanın bilgisine ulaşabilecek olan biri, gün ışığına ancak gönülsüzce geri dönecek ve arkadaşlarıyla bu gölgelerin farklılık ve anlamlarını tartışmanın yararsız olduğunu düşünecektir.

Diyalektikçiden farklı olarak, tarihçi, ardındaki fenomen dünyasını terkedemezdi: O sürekli olarak bu dünyadaki görüntülerle kuşatılırdı. (s. 290)

“Dehanın gerektirdiği ilk ve son şey hakikat aşkıdır” Goethe
“Tarihçinin sorunu gerçekten olup biteni anlamaktır” Humboldt (s. 303)

Ranke, ‘ideler’in ‘kutsal köken’e sahip olduklarını ileri sürmekte hiç tereddüt etmedi.
Bütün fenomenler, kutsal ve ezeli ebedi olandan geliyorlardı… bu dünyada mükemmel ve saf varoluşa ulaşamaz, demek ki hiçbir şey ölümsüz değildir. (s. 306)

Hece Yayınları
2006, Ankara