Mihail M. Bahtin – Dostoyevski Poetikasının Sorunları

Mihail M. Bahtin – Dostoyevski
Poetikasının Sorunları

Sunuş

Wayne C. Booth

Bahtin (…) ideoloji ile biçim arasındaki
ilişkiler hakkında yazıyor…

Öykü anlatmak kendi içinde saf biçime ihanet
etmek olduğu için yapılması gereken şey, öyküyü bir şekilde engellemektir…

Biçiminden koparıldığında her madde basitçe
başlangıç aşamasına döner… (biçim ve madde…)

…kimliğin kaybedilmesi ve yeniden
kazanılması… (s. 12)

Birçok sesin çoktan nüfuz etmiş olduğu bir
dille –özel değil toplumsal bir dille- konuşarak bilinç sahibi oluruz.

…bir “ideolog” olmayan herkes her
birimizin bir “Ben” değil bir “biz” olduğu gerçeğine saygı
duyar.

Yalnızca “roman” nesirde içkin
olan potansiyelleri en üst düzeyde gerçekleştirerek yazarın kendi sesi
dışındaki seslerin hakkını verme olanağını sunabilir ve yalnızca roman bizi
bunu yapmaya davet eder.

…birçok romancı bunu yapmaz elbette. Turgenyev,
Tolstoy, hatta adı romancı diye geçenlerin çoğu, karakterlerini yazarın
yönettiği hakim bir monologdan koparmazlar…

Bahtin çoksesli idealin Dostoyevski’de, ama
yalnızca Dostoyevski’de gerçekleştirildiğini kabul eder. (s. 18)

Romancılar karakterler tahayyül ederken
karakterlerin yaşadığı dünyalar tahayyül ederler, değerlerle yüklü dünyalardır
bunlar. Bu birçok dünyayı tek bir dünyaya, yazarın dünyasına indirgediklerinde
ise yanlış bilgi verirler…

Bahtin bazı şeyleri çok tekrar ediyor, ama
söylediği şey birinci, üçüncü veya onuncu seferinde bile kesinlikle
anlaşılmayacaksa niye etmesin ki? (s. 24)

Önsöz

Caryl Emerson

Bahtin kitabın yayımlandığı yıl (…)
tutuklandı. Sağlığının kötü olması nedeniyle bir ölüm kampına gönderilmekten
kurtuldu (daha sonra bir bacağının kesilmesine yol açan kronik bir kemik
hastalığı vardı) ve Kazakistan’ın ıssız bölgelerine sürülme cezası aldı.

Bahtin otuz yıl boyunca (…) gözlerden ırak
yaşadı…

1950’lerde (…) Bahtin’in 1929 tarihli
Dostoyevski kitabı, Moskova’da bir grup genç edebiyat akademisyeni tarafından
yeniden keşfedildi.

1963’te (…) ikinci basım gerçekleşti.

Her dil kendi özgül dünya görüşünü, kendi
değerler sistemini cisimleştirir. Ve bu da konuşan her öznenin başka herkes
için bir tür yabancı dilde konuştuğu anlamına gelir. Ayrıca, konuşan her
öznenin kullanımına açık birden fazla anadili olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla,
verili herhangi bir anda başka bir kişiyi anlamak kişinin kendi dili ile bir
başkasının dili arasındaki sınırda bulunan anlamla uzlaşmak demektir: Çevirmek
demektir.

Bu nedenle, çeviride olup bitenler bizim
dolaylı ve dolaysız söylem aracılığıyla sürdürdüğümüz gündelik iletişim
pratiğimize istisna teşkil etmez. (s. 29)

Bahtin’in yapıtları okunmaktan çok bir tür
yazıya dökülmüş konuşmada kulak misafiri olunmak üzere tasarlanmış gibidirler.

Dostoyevski’nin romanlarında görülen katarsis
şu kavrayışa dayanır:

Henüz dünyada sonuç niteliğinde hiçbir şey
gerçekleşmemiştir; dünyanın son sözü ve dünyaya dair son söz henüz
söylenmemiştir; dünya açık ve özgürdür; her şey hâlâ gelecektedir ve daima
gelecekte olacaktır.

Dostoyevski
Poetikasının Sorunları

Dostoyevski’nin (…) sanatsal düşünüş tipi
(…) çoksesli…

Dostoyevski’nin yaratıcı tasarımının doğası
gereği, yazar söyleminin nesnesi değildirler yalnızca, bunun yanı sıra kendi
dolaysız anlamlandırıcı söylemlerinin öznesidirler de. (s. 49)

…bir başkasının bilincinin -bir nesne olarak
değil özerk bir özne olarak- olumlanması (…) yazar karakterlerinin dünyasını
tam da bu noktadan kavrar.

Bir başkasının “Ben”inin kahraman
tarafından olumlanışı (ve olumlanmayışı) – Dostoyevski’nin yapıtının teması
budur.

Grossman “Dostoyevski’nin romansal
kompozisyonunun temel ilkesi şudur,” der:

Zıt kutuplarda bulunan anlatı öğelerini
felsefi bir tasarımın bütünlüğüne ve olayların hızlı akışına tabi kılmak. (s.
59)

Dostoyevski romanının bütünlüğü kişisel
üslubun ve kişisel tınının üzerindedir…

(Belli bir duygunun ifade aracı olarak
tipler…)

Dostoyevski için bir kişinin dünya
karşısındaki duruşunu anlamak, bu duruşun tüm içeriklerini eşanlı olarak
kavramak ve tek bir anın kesitindeki ilişkileri hakkında fikir yürütmek demekti.

Yalnızca zamanda tek bir noktada akla uygun
bir şekilde birbirine bağlanabilen şeyler Dostoyevski’nin dünyası için özseldir
ve bu dünyaya dahil edilmiştir; bu tür şeyler sonsuzluğa taşınabilir çünkü
Dostoyevski’ye göre sonsuzlukta her şey eşanlıdır, her şey yan yana var olur.
Yalnızca “daha önce” veya “daha sonra” olarak bir anlam
ifade eden, yalnızca kendi anına yeterli olan, yalnızca geçmiş olarak veya
gelecek olarak veya geçmişle ve gelecekle bağlantılı şimdi olarak geçerlilik
kazanan şey Dostoyevski’ye göre özsel değildir ve dünyasına dahil edilmez.
Karakterlerinin hiçbir şey hatırlamamasının (…) nedeni budur. (s. 77-78)

Dolayısıyla, Dostoyevski’nin romanlarında
nedensellik yoktur.

Dostoyevski’de bilinç asla kendi çekimine
girmez, diğer bir bilinçle yoğun bir ilişki içinde bulunur daima. (s. 81)

V. Kirpotin’in F. M. Dostoyevski başlıklı
kısa çalışmasında:

Dostoyevski’nin tam da başkalarının ruhunu
görebilme yönündeki özel becerisini vurgular.

Dostoyevski nesnelleşmiş insan imgelerine
dair gereksiz ayrıntılara girmez…

…öncelikle kahraman için sözler arar; azami
ölçüde anlam dolu ve görünüşte yazardan bağımsız olan, kahramanın karakterini
(veya tipikliğini) ya da verili, gerçek hayata ait koşullardaki konumunu değil,
daha çok dünyadaki nihai anlamsal (ideolojik) konumunu, dünyaya bakış açısını ifade
eden sözlerdir bunlar.

Dostoyevski’de: biçim özün bir sonucudur.
(ifade oldukça şık duruyor fakat iyi ya da kötü tüm üretimler için aynı ifade
kullanılabilir, yani bu sözle bir şey söylemiş olmayız).

L. P. Grossman’ın Kompozisyon Yasaları:

Dostoyevskici romanın kompozisyonu,
Grossman’a göre (…) iki veya daha fazla sayıda kesişen hikâye ilkesine dayanır.
(s. 93)

Mihail Glinka Notlar’da “Hayattaki her
şey kontrpuandır, yani bir karşıtlıktır” der.

Dostoyevski için hayattaki her şey diyalogdur,
yani diyalojik karşıtlıktır denebilir. (s. 94)

Dostoyevski’nin nihai sözünü herkes kendince
yorumluyor, ama herkes (…) Çoksesli romanın bütünlüğü -sözün, sesin, vurgunun
üzerindeki bir bütünlüktür bu- henüz keşfedilmiş değildir. (s. 96)

Dostoyevski’nin
Sanatında Kahraman ve Kahramanla Bağlantılı Olarak

Yazarın
Konumu

Dostoyevski için önemli olan, kahramanın
dünyada nasıl göründüğü değil, öncelikle dünyanın kahramana nasıl göründüğü ve
kahramanın kendi kendisine nasıl göründüğüdür. (s. 97)

Yeraltı İnsanı en çok başkalarının onun hakkında
düşündükleri veya düşünebilecekleri şeyler hakkında düşünür.

…hiçbir değeri olmayan bir kibir yüzünden
doğrularınızı teşhir ediyorsunuz, pazarlıyorsunuz…

Bilincinizle övünüp duruyorsunuz ama
ayağınızın yere bastığından bile emin değilsiniz çünkü kafanız çalışsa da
yüreğiniz kötülükle dolu, yozlaşmış, ama yüreğiniz temiz olmadıkça eksiksiz,
gerçek bir bilince de sahip olamazsınız.

Yeraltı kahramanı (…) başkalarının
bilincindeki tüm olası yansılarını bilir. (s. 104)

Tolstoy’un dünyasında (yazarın sesinin
yanında) ikinci bir özerk ses belirmez…

İnsancıklar

…insanda var olan içsel olarak
nihaileştirilemez bir şeyi gösterme yönündeki ilk girişimi…

…insan özgürdür ve bu nedenle kendisine
dayatılabilecek her türlü düzenleyici normu çiğneyebilir. (s. 111)

Dostoyevski’nin kahramanı daima başka
insanların onun hakkındaki onu nihaileştirip ölüden farksız hale getirecek
sözlerinin çerçevesini yıkmaya çalışır.

Hakikat bir başkasının kişiliğinin
derinlikleriyle ilgili olduğunda adil değildir.

Psikolog diyorlar bana; bu doğru değil. Daha
yüksek bir anlamda gerçekçiyim sadece, yani insan ruhunun tüm derinliklerini
resmediyorum.

Dostoyevski aslında bir kişiyi daima nihai
bir kararın eşiğinde, bir kriz anında, ruhunun nihaileştirilemez -ve önceden belirlenemez-
bir dönüm noktasında temsil eder. (s. 114)

Dostoyevski’nin tüm yapıtlarının başlıca
duygusal itkisi (…) insanın (…) şeyleşmesine karşı bir mücadele olduğu
vurgulanmalıdır.

Dostoyevski’nin romanlarında (…) Yazarın
bilinci başkalarının bilinçlerini

(yani, karakterlerin bilinçlerini) nesnelere
dönüştürmez. (s. 122)

Başka insanların bilinçleri nesneler olarak
veya şeyler olarak algılanamaz, tahlil edilemez, tanımlanamaz – onlarla
yalnızca diyalojik olarak ilişki kurulabilir.

Dostoyevski kahramanlarının ölümünü değil,
hayatlarındaki krizleri ve dönüm noktalarını, yani, onların eşikteki
hayatlarını resmederdi. Ve kahramanları içsel olarak nihaileştirilmemiş
kalırlardı (çünkü öz-bilinç içeriden nihaileştirilemez).

(diyalojik monologda ironi toplumsala dair
yahut bir kişiye ait yargılarla iletişim kurar, yani kendi kendine monolog
yapmaz, monoloğun konusu, düşüncenin öznesi kendisi değildir)

Dostoyevski’de
Fikir

Hakikatin bakış açısından bireysel bilinç
yoktur. İdealizm yalnızca tek bir bilişsel bireyselleşme ilkesi tanır: hata.

Yalnızca hata bireyselleştirir. (s. 135)

Monolojik tipte bir yapıtta yazara ait
onaylanmış ve tamamen meşru olan bir fikrin üçlü bir işlevi olabilir.
Öncelikle, dünyanın tahayyül ve temsil edilme ilkesidir; malzemenin seçilmesi
ve birleştirilmesinin dayandığı ilkedir; yapıtın tüm öğelerinin ideolojik
tek-tonluluğunun arkasındaki ilkedir. İkincisi, fikir temsil edilen malzemeden yapılan
az çok belirgin veya bilinçli bir çıkarım olarak sunulabilir. Üçüncü ve son
olarak, yazara ait bir fikir başkahramanın ideolojik konumunda dolaysız bir
ifade kazanabilir. (s. 137)

Dostoyevski’nin başlıca karakterlerinin
hepsi de fikir insanları olarak bencillikten son derece uzaktırlar.

Fikir-lilik ve bencil-olmama adeta eşanlamlıdır.

Bir fikir yaşamaya, yani şekillenmeye,
gelişmeye, sözel ifadesini bulup yenilemeye, yeni fikirler doğurmaya ancak
başka fikirlerle, başkalarının fikirleriyle sahici diyalojik ilişkilere
girdiğinde başlar. (s. 143)

Size bağlı kalmaktansa, bir yanılgıya, İsa’ya
bağlı kahrım daha iyi…

Ton / ahenktir.

(bir fikri nasıl işlersin; başka insanların
sesleri, başka insanların bakış açılarıyla…)

Dostoyevski’nin
Yapıtlarında Tür ve Olay Örgüsü Kompozisyonunun Karakteristikleri

…serüven romanı birçok kisve altında,
Dostoyevski’nin yapıtına silinmesi zor bir damga vurmuştur.

Tür edebiyatın gelişim sürecindeki yaratıcı
belleğin temsilcisidir.

Dostoyevski’yi doğurmuş olan sanatsal nesrin
şekillenmesinde yarı ciddi-yarı komiğin alanına ait iki tür belirleyici bir önem
taşımaktadır: Sokratik diyalog ve Menippos yergisi.

Sokratik diyalog türü, neredeyse bir anı
türüydü: Sokrates’in yapmış olduğu gerçek konuşmaların anılarından, hatırlanan
konuşmaların kısa bir öykü çerçevesinde sunulan elyazmalarından oluşuyordu.

Bu türün temelinde hakikatin ve hakikate
dair insan düşüncesinin diyalojik bir doğası olduğu yolundaki Sokratik anlayış
yatar.

Hakikat tek bir kişinin zihninden doğmadığı
gibi orada bulunamaz da; hakikati hep birlikte arayan insanlar arasında, onların
diyalojik etkileşim süreci içinde doğar yalnızca. (s. 169)

Sokratik diyaloğun iki temel aracı sinkrisis
(бυγκρισις) ve anakrisis’ti (ανακρισις). Sinkrisis, belli bir konuya ilişkin
çeşitli bakış açılarının yan yana getirilmesiydi.

Anakrisis ise kişinin muhatabının sözlerini
meydana çıkarıp kışkırtmaya, onu düşüncesini uzun uzadıya ifade etmeye
zorlamaya yönelik bir araçtı.

Sinkrisis ve anakrisis düşünceyi
diyalojikleştirir, açığa çıkarır… (s. 170)

Sokratik diyalog uzun bir süredir ortadan
kaybolmuştur; ama onun çözülme sürecinde, Menippos yergisi de dahil olmak üzere
öbür diyalojik türler biçimlendi.

Menippos yergisi / Menippea

 Sokratik diyalogla karşılaştırıldığında
komiklik öğesinin özgül ağırlığı Menippea’da genellikle daha fazladır

Menippea’nın en önemli karakteristiği,
fantastiği ve serüveni gözüpek ve sınırsız bir biçimde kullanışının motivasyonunun
içsel olması, tamamen fikri ve felsefi bir amaç tarafından haklı çıkarılıp bu
amaca adanmış olmasıdır: Felsefi bir fikrin, bir söylemin, hakikat peşindeki
bilge insan imgesinde cisimleşmiş bir hakikatin yolunun açılması ve sınanması için
olağandışı durumlar yaratmaktır bu amaç. (s. 174)

Ahlaki-psikolojik deney olarak
adlandırılabilecek bir şeye ilk kez Menippea’da rastlanır.

…ölüm, hayatta taç giyen herkesin tacını
elinden alır.

Dostoyevski’de sahnedeki katılımcılar eşikte
dururlar (hayat ile ölümün, yalan ile hakikatin, akıl sağlığı ile çıldırmanın
eşiğinde).

Gülünç Bir Adamın Düşü

“Hakikati gördüm, hayal gücümün veya
zihnimin bir uydurması değil, onu gördüm, gördüm ve canlı imgesi ruhumu
ebediyen tutsak aldı.”

Bir Yufka Yürekli

“Durgunluk! Doğa! İnsanlar yeryüzünde
yalnızlar- işte dehşet bu! … Her şey ölü ve ölüler her yerde. İnsanlar
yalnız, etraflarını ise sessizlik kuşatmış – işte yeryüzü bu!”

Dostoyevski’nin ilk dönem (yani, sürgün
öncesi) yapıtlarının tümünde Menippea öğelerine rastlanabilir (bu yapıtlar
büyük ölçüde Gogol ve Hoffmann’ın türsel geleneklerinin etkisi altındadır).

Sahnelerin (…) birbirini yansıtan veya
birbirleri aracılığıyla yansıyan bir şekilde eşleştirilmesi -birinin komik
düzlemde, diğerininse trajik düzlemde (…) sunuluşu Dostoyevski için
karakteristiktir. (s. 232)

Gülme, gerçeklikle kurulan özgül bir estetik
ilişkidir, ama mantıksal dile tercüme edilemez; yani, gerçekliği sanatsal
olarak tahayyül etmeye ve kavramaya yönelik özgül bir araçtır…

Raskolnikov’un düşü

Yukarı, aşağı, merdiven, eşik, lobi, merdiven
sahanlığı krizin, köklü değişimin ve beklenmedik yazgı dönüşümünün
gerçekleştiği, kararların verildiği, yasak çizginin ötesine geçildiği, kişinin
yenilendiği veya öldüğü “nokta” anlamına bürünür.

Kumarbaz

…insanlar, bir kez rulet masası etrafında
bir araya gelince, oyunun kuralları gereği ve talih, şans bakımından eşit hale
gelirler.

Kumar atmosferi, beklenmedik ve süratli
yazgı değişikliklerinin, ani yükseliş ve düşüşlerin atmosferidir…

Karnaval imgesi, iskambil kâğıtlarının
üstündeki resimlerde olduğu gibi aynı imgede üstün ve altın birbirinin yerini
alacak biçimde resmedilişine benzer şekilde, oluşun her iki kutbunu da veya bir
antitezin her iki öğesini de kendisinde barındırmaya ve birleştirmeye çalışır…

Dostoyevski’nin dünyasında her şey tam
zıddının sınırında yaşar.

Aşk nefretin (…) inanç tanrıtanımazlığın
sınırında yaşar,

Hayat sevgisi, kendini mahvetmeye duyulan
susuzlukla komşudur…

Dostoyevski’de
Söylem

Bir karakter ne denli nesnelleşirse, konuşma
fizyonomisi de o denli belirgin bir şekilde sivrilir.

Dilbilim çift-sesli söylemi tanımaz.

Çift-sesli
söylemin tüm örnekleri:

I. Konuşucunun nihai anlamsal otoritesinin
bir ifadesi olarak münhasıran gönderge nesnesine yönelmiş dolaysız, dolayımsız
söylem.

II. Nesnelleşmiş söylem (temsil edilen bir
kişinin söylemi)

(I ve II: Çeşitli nesnelleşme dereceleri)

l. Toplumsal-tipik belirleyici etkenler ağırlıktadır

2. Bireysel açıdan karakteristik belirleyici
etkenler ağırlıklıdır

III. Bir başkasının söylemine yönelmiş
söylem (çift-sesli söylem)

(1: Nesnelleşme azaldığında bunlar seslerin
kaynaşmasına, yani birinci söylem tipine yönelirler)

l . Tek-yönlü çift-sesli söylem:

a. Üsluplaştırma;

b. Anlatıcının anlatısı;

c. Yazarın niyetlerini (kısmen) barındıran
bir karakterin nesnelleştirilmemiş söylemi;

d. Ich-Erzählung

(2: Nesnelleşme azalıp ötekinin fikri
etkinleştiğinde bunlar içsel olarak diyalojikleşir ve birinci tipte iki
söyleme, iki sese bölünme eğilimine girerler)

2. Çok-yönlü çift-sesli söylem:

a. Bütün nüanslarıyla parodi;

b. Parodik anlatı;

c. Parodik Ich-Erzählung;

d. Parodik olarak temsil edilen bir karakterin
söylemi;

e. Bir başkasının sözlerinin vurguda bir
değişiklikle her türlü aktarılışı

(3: Ö teki söylem dışarıdan etki uygular;
burada bir başkasının söylemiyle farklı karşılıklı ilişki biçimleri kadar bir söylemin
öbürü üzerinde değişen ölçüde bozucu etkileri söz konusu olabilir.)

3. Etkin tip (bir başkasının yansıtılan söylemi)

a. Gizli iç polemik;

b. Polemik bir vurgu taşıyan otobiyografi
veya itiraf;

c. Bir başkasının sözüne göz ucuyla bakan
her türlü söylem;

d. Bir diyalogdaki karşılık;

e. Gizli diyalog

Bir kişinin kendi kişisel “nihai”
sözüne ulaşması mümkün olmadığında, her yaratıcı tasanın, her düşünce, her
duygu, her deneyim bir başkasının söyleminin, bir başkasının üslubunun, bir
başkasının tarzının süzgecinden geçirilmelidir.

Yeraltı kahramanı

…insanların kendisi hakkında konuşup konuşmadığını
anlamak için her söylenene gizlice kulak kabartır…

…diyalog kendi sesini bir başkasının sesinin
yerine geçirmeye olanak tanır.

Öteki

Golyadkin ancak bir başkasında yaşayabilir,
başkasındaki yansımasında yaşayabilir…

Yeraltından Notlar

Yapıtta, sadece kendi kendisine ve gönderge
nesnesine doğru yönelmekle kalan tek bir söz bile yoktur; yani, tek bir
monolojik söz yoktur.

Raskolnikov

Fenomenler hakkında düşünmez, onlarla
konuşur.

Dostoyevski’nin kahramanlarının her şeyi
daha en baştan bildiği (…) Ama bazen aslında zaten bildikleri ve gördükleri şeyi
kendilerinden saklarlar.

Düşüncelerden biri belirgindir, konuşmanın içeriğini
belirler; diğeri gizlidir ama yine de konuşmanın yapılanışını belirler, üzerine
gölgesini düşürür.

…karakterin özbilinci Dostoyevski’de tamamen
diyalojikleşmiştir: Her veçhesiyle dışa dönüktür.

Dostoyevski’de diyalog (…) daima olay
örgüsüne dışsaldır

Mışkin’in Rogojin’le diyaloğu “insan
insana” bir diyalogdur; ama hiçbir anlamda iki rakip arasındaki diyalog
değildir, hâlbuki onları bir araya getiren şey bizatihi rekabettir.

…dilsel karakteristikleri ne olursa olsun bu
muhtelif konuşmaların diyalojik etkileşimidir. Çünkü temsilinin ana nesnesi bizatihi
sözdür…

Dostoyevski’nin yapıtları, bir söze hitap
eden başka bir söz hakkındaki bir sözdür.

Sonuç

Dostoyevski Avrupa sanatsal nesrinin
gelişimindeki “diyalojik çizgi”yi izlerken yeni bir türsel roman
çeşitlemesini yaratmıştır: çoksesli roman.

Özünde Dostoyevski’nin tüm karakterleri,
tıpkı sonsuzlukta buluşan iki varlık gibi zaman ve mekânın dışında bir araya
gelirler.

Dostoyevski Avrupa Romantizmiyle derinden ve
yakından bağlantılıdır, ama Romantiklerin içeriden, takıntı haline getirdikleri
kendi “Ben” kategorileriyle yaklaştığı şeye, Dostoyevski dışarıdan
yaklaşmıştır…

(Dostoyevski) Prometheus gibi kendisinden
bağımsız ve kendisiyle tamamen eşit koşullara sahip canlı varlıklar yaratır
(daha doğrusu yeniden-yaratır). Yazar onları nihaileştiremez çünkü kişiliği
kişilik olmayan her şeyden ayıran şeyi keşfetmiştir. Nesnel gerçekliğin onun
üzerinde hiçbir gücü yoktur.

Sanatçının ilk keşfi budur. İkinci keşif,
(kişilikten ayrılmaz olan) kendi kendine-gelişen fikrin tasvir edilmesidir (daha
doğrusu yeniden-yaratılmasıdır). Fikir sanatsal tasvirin nesnesi haline gelir
ve (felsefi veya bilimsel) bir sistem düzeyinde değil insani bir olay düzeyinde
açığa vurulur.

Sanatçının üçüncü keşfi özerk ve eşit ölçüde
anlamlandırıcı bilinçler arasındaki özel bir etkileşim biçimi olarak
diyalojikliktir.

Bu üç keşfin hepsi de özsel olarak birdir:
Tek ve aynı fenomenin üç yüzüdürler.

Bir başkası olmadan yapamam, bir başkası olmadan
kendim olamam; bir başkasını kendimde bularak kendimi bir başkasında bulmam
gerekir (karşılıklı yansıtma ve karşılıklı kabul). Haklı çıkarma kendi
kendini-haklı çıkarma olamaz, tanıma kendi kendini-tanıma olamaz. Adımı başkalarından
alırım ve adım başkaları için vardır (kendi kendini-adlandırmak sahtekârlıktır).
Kişinin kendi benliğini sevmesi bile mümkün değildir.

Kapitalizm kaçınılmaz biçimde yalnız özel
bir bilinç tipi yaratmıştır: Dostoyevski kendi kısırdöngüsünde debelenen bu
bilincin sahteliğini her yönüyle gösterir.

Tekil bir bilincin sınırları içinde hiçbir
insani olay geliştirilmez veya çözülmez.

Tekil bir bilinç için Nirvana (aydınlanma)
mümkün değildir.

Bilinç esas itibariyle çoğuldur.

…bilinç tam da doğası gereği sonsuzdur…

Bilinç özünde bir bireyin kişiliğiyle özdeştir:
bir kişideki her şey “Ben kendim” veya “sen kendin”
sözleriyle belirlenir, bir kişinin kendisini içinde bulduğu ve kendisini içinde
duyumsadığı her şey, yanıtladığı her şey, doğum ve ölüm arasındaki her şey bu
sözlerle belirlenir.

Monolojik bir yaklaşımla (uç veya saf
biçiminde) başka bir kişi başka bir bilinç olarak değil, bütünüyle ve sadece
bilincin bir nesnesi olarak kalır.

Hayat doğası gereği diyalojiktir. Yaşamak diyaloğa
katılmak demektir

Nihai bir değer olmadan yaşayamayan ama aynı
zamanda değerler arasında bir son tercihte bulunamayan insan tipi.

Bilincin dışında bulunan, onu dışsal olarak
(mekanik biçimde) tanımlayan güçler: çevre ve şiddetten mucize, gizem ve
otoriteye kadar. Bilinç bu güçlerin etkisiyle sahici özgürlüğünü kaybeder ve
kişilik parçalanır. Bilinçdışı da (“id” de) bu güçler arasında
sayılmalıdır.

Nesnelleşmişliğini koruyan insanın
maddileşmişlikten sentimental hümanizmle kurtarılması: acıma, sevginin düşük
biçimleri (çocuklara, güçsüz ve küçük olan şeylere duyulan sevgi). Kişi bir şey
olmaktan çıkar, ama bir kişilik haline gelemez, yani bir başkasının alanındaki
bir nesne olarak kalır, saf başkası biçiminde deneyimlenen, Ben alanından uzak
bir nesne olarak kalır. Dostoyevski’nin ilk yapıtlarında çoğu kahraman bu
şekilde sunulur

İmge Ben-kendim-için alanına ne denli yakın
olursa, ondaki nesnemsilik ve nihaileşmişlik de o denli az olacaktır

…kişi kendisini sevemez, sevgi eşgüdümlü bir
ilişkidir…

Dostoyevski’nin dünyasında ölümün yeri
yoktur

Dostoyevski’nin dünyasında yalnızca
cinayetler, intiharlar ve delilikler vardır, yani yalnızca ölüm edimleri…

Bilincin ölümünden (…) kişinin kendisi (…) sorumludur
daima.

Organik olarak ölen yegâne kişiler nesnelleşmiş
kişilerdir; büyük diyaloğa katılmayanlardır.

Problems
of Dostoevsky’s Poetics

Türkçeleştiren: Cem Soydemir

Metis Yayınları

Eylül 2004