Mehmet Akif Korkmaz – Türkü Türü ve Doğu Karadeniz Türkü Kültürü

Türkü
Türü ve Doğu Karadeniz Türkü Kültürü
– Özet

…bölgenin genel, dar ve özel türkü kültürü
çalışmaları, zamana ve şartlara son derece bağlı bir kültür…

Türk halk edebiyatında her çeşitten tür ver
biçime sahip karakteriyle belli bir ezgiye bağlı sözlü ürünlere türkü denmiştir.

Karadeniz’in kuzey ve güney kıyılarında, MÖ 5.
yüzyılda halk müziği ve onun icra edildiği şenliklerden bahseden gezginler
vardır (Ascherson 2002: 89).

Bölgenin türküleri hakkında yapılan
çalışmalar Cumhuriyetle başlamıştır.

Bu konuda ilk defa bilimsel amaçla türkü
örneklerini çalışan Kunoş’tur.

(Kunoş’tan alıntı) Budin Türküsü, bir Türk
ağzından ilk defa işittiğim beyit (türkü) şöyle idi:

Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu

Bülbülün figanı bağrımı deldi

Gül alıp satmanın zamanı geldi

Aldı Nemse (Nemçe) bizim nazlı Budin’i

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu

Camilerde namaz kılınmaz oldu

Mamur olan yerler hep harâb oldu

Aldı Nemse (Nemçe) bizim nazlı Budin’i

Budin’in içinde uzun çarsısı

Orta yerde Sultan Ahmet Camisi

Ka’be suretine benzer yapısı

Aldı Nemse (Nemçe) bizim nazlı Budin’i

Budin’in içinde serdar kızıyım

Anamın babamın iki gözüyüm

Kafeste beşli kınalı kuzuyum

Aldı Nemse (Nemçe) bizim nazlı Budin’i

Cephane tutuştu aklımız şaştı

Selâtin camiler yandı tutuştu

Hep sabi sübyanlar ateşe düştü

Aldı Nemse (Nemçe) bizim nazlı Budin’i

Serhatler içinde Budin’dir başı

Kan ile yoğrulmuş toprağı aşı

Çerkeş Alemdardır şehitler başı

Aldı Nemse (Nemçe) bizim nazlı Budin’i

Kıble tarafından üç top atıldı

Perşembe günüydü güneş tutuldu

Cuma günüydü Budin alındı

Aldı Nemse (Nemçe) bizim nazlı Budin’i (s.
6-7)

On üç yıl Türkler arasında esir yaşamış
Macar-Sırp asıllı Bartholomaeus Georgievıc’in, bu esaretten sonra Türkler hakkında
1544 tarihli yazısında okullar bölümünde Türklerin müziklerinden de bahseder.

Âşık tarzı bir dil ve üsluba ait karaktere
sahip olduğu sanılan bu dörtlük hakkında yapılan yorum, türkü türünün belli
özelliklerinden bahseden en eski kaynaktır.

Bir iken beş on eyledim derdumi

Yaradan’dan istemişem yardumi

Terk eyledum zahmanumi yurdumi

Neyleyeyim yenemezsem gönlümü (s. 14)

Atatürk döneminde Cumhuriyet millî bir kültür
politikasına sahiptir ve bunu kurduğu müesseselerle göstermiştir.

Halk Evleri (1932-1951)

Artvin’de “Çoruh”, Giresun’da “Aksu,
1933-1947”, Trabzon’da “İnan” Ordu’da “Ordu” dergilerini çıkarmış, bu yayın
organlarında makaleler, derleme ürünler neşretmiştir. (s. 20)

Halk müziği çalışmalarındaki tespitlere göre
türküler halkın malıdır. Bu yüzden, yaratıcısı belli olsun olmasın, herkesin
malı olmuştur.

Halk ezgileri gündelik hayata bağlı fırsatlar
içinde çalınır. Bunlar işten düğüne, ayrılıktan sevdalığa ait her türlü
fırsattır. (s. 28)

Halk şarkısı ve müziğinin oluşumu çok
biçimlilik esaslarına bağlıdır. Onu ya bir kişi ya da bir grup düzenlemiş olabilir.

Halk müziği ve şarkısı her zaman bir ulusa,
bir kültüre ya da belli kişilere bağlıdır. (s. 31)

Müzikte kullanılan alet ve aletler o müziğin
tanımına ve hangi kültüre ait olduğunun belirlenmesine yardımcı olur. (s. 32)

TÜRKÜ
TÜRÜ

Türklerin şiir geleneğinin kökleri Türk
boylarının tarihi kadar eskidir. Epik destanlar kökleri itibarıyla en eski
sözlü şiir türüdür. Destan türüne ait bilinen en eski manzumenin yazıya
aktarılmış parçacıkları bugün elimizdedir. Alp Er Tunga, tarihin hafızalarına
bu sagu ile kaydolmuş ve böylelikle ölümsüzleşmiştir.

Sözlüklerde türküye verilen karşılıklar, onun
Türk isim kökünden türediğine işaret etmektedir. “Hece ölçüsüyle yazılmış ve
halk ezgileriyle bestelenmiş manzume” demektir. (s. 36)

Türküler sözlü kültür ortamında doğar ve
yaşar. Bir türkü ezgisi mani ve destan gibi başka yaratımlarda da ezgi olarak
kullanılır. Sözleri başka olma dışında biçimi ve ezgisi aynı olan türküler de
çoktur. Aynı yörede bir ustanın dilinde söylenmiş bir türkü başkaları
tarafından değiştirilerek yeni bir “türkü” bile oluşturur.

Türkülerin söylenmesinde kullanılan Türk Halk
Müziği ezgileri yapı bakımımdan uzun hava (usulsüz) ve kırık hava (usullü)
olmak üzere ikiye ayrılır.

Kırık hava; belirli bir dizisi olan ve bu
dizi içerisinde belirli bir usulle seyreden ezgileridir. Kırık havalar, işlev,
anlatım ve söyleniş biçimi gibi çeşitli unsurlara göre zeybek, bar, horon,
karşılama, kol oyunu gibi değişik isimler alırlar. Uzun hava; belirli bir
dizisi olan ve bu dizi içerisinde belirli seyri bulunup, serbest bir ağızla
söylenen ezgileridir. Hem yöreden yöreye, hem de okunuş üslubu bakımımdan uzun
havalar da bozlak, hoyrat, gurbet havası, divan, yol havası gibi formlara,
biçimlere ayrılırlar. (s. 48)

Düz kafiye örgüsünün Doğu Karadeniz türkülerinde
ağırlığı çok açık biçimde görülebilir. (s. 52)

…yörede göze çarpan bir kafiye dizilişi de 7
heceli kavuştaksız mani yapısına sahip türkülerin genellikle ilk dörtlüğündeki
“x a x a” şeklindeki kafiye örgüsüdür.

Doğu Karadeniz ölçülü türkülerinde 7, 8 ve 11’li
hece ölçüsü kullanılmıştır. Bunların yanında az da olsa uzun havalar ve serbest
(ölçüsüz) biçimler de vardır. Doğu Karadeniz’in en yaygın yedili biçimlerine
ait ölçüler dışında 12, 13 ve 14’lü gibi değişik hece kalıpları da
kullanılmaktadır. Atma türkü (karşı beri) gibi karşılıklı söylenen türler özellikle
bu mani biçimi ölçüde olduğu kadar hacim ve kompozisyon bakımından da maniye
benzemektedir. (s. 55)

Doğu Karadeniz’in doğu ucuna doğru Rize
merkez olarak baktığımızda kavuştaksız türkü yapıları ağırlıktadır. Artvin’i
saymazsak doğusundan batısına bir hat çizdiğimizde birbirine bağlı halkalar
halinde dizilmiş, Karadeniz’e ait bu türkü yapısını fark edebiliriz. Trabzon ve
Giresun’un doğusu mani dizisi türkü yapısında geçiş bölgesidir. Karma yapı özellikle
Giresun’dan başlayarak Ordu’da son bulur. Türkülerin diğer bir yaygın şekli olan
mani dörtlüklerinden oluşma, Rize merkezli atma türkü geleneğinin de köklerinde
durmaktadır. Burada, dörtlüklerin arka arkaya kullanımında bir anlam bütünlüğü
yoktur. Belli kalıpların sonradan o ortamda söylenirken bir araya getirilmesi
söz konusudur. Atma türkü merkezli Rize bölgesinin türkü yapıtları kavuştaklı
yapılardan farklı

Durmaktadırlar. (s. 58)

Sözlü kültür sürecinde iletişimin ve sözlü
kültürün türküler üzerinde her bakımdan tesiri vardır. Canlılar arasında
seslere bağlı iletişim kurmanın iki aracı vardır: ses (ton) ve melodi.

Konuşan iki insan arasında da dolaysız
ilişkiler sağlayan şey, bu sesin düzenlenişidir. İletişim, sözün melodisi,
ritmi ve ses ahengi, vücudun top yekûn hareketleri ve kas durumlarıyla birlikte
ruhî ve fikrî bağlantılarının çalışmasıyla ortaya çıkar. (s. 60)

Türkü yakmak, onu ortaya koymak genellikle
mahalli sebepler ile bağlantılıdır. O yörede olan veya yöre dışından olan ama
bir şekilde başka bir yerden gelmiş haberler türkü yakmaya sebep olabilir.

Genç birinin vurulması, taze gelinin ölmesi,
kız kaçırma, askere gitme, gurbet, özlem, iş hayatı, yayla göçü, memleket gibi
konular Doğu Karadeniz türkülerinde işlenen konular olmuştur.

Sözlü ortam türkü yaratıcılarının yetişme
sürecini de kapsar. Sözlü kültür ürünleri geleneksel olarak birinden diğerine
aktarılarak öğrenilir. Belli bir birikim kazanana kadar ustaları taklit ederek
çıraklık yapmak geleneksel öğrenme süreçlerindendir. (s. 61)

Sözlü kültürün etkilerinden biri de
türkülerin varyantlaşmasına zemin hazırlamasıdır.

(türküyü) …kim daha iyi sahip çıkıyorsa, kim
daha önce TRT’ye göndermişse, kim daha önce plâk veya kaset yoluyla kayıt
yaptığını gösterebiliyorsa onu kendi yöresinin malı olduğunu iddia etmektedir.
(s. 62)

DOĞU
KARADENİZ’DE TÜRKLER VE TÜRKÜLER

Bölge topografyasının nüfus hareketlerine
güney kuzey istikametinde imkân tanımaması ve göçebe Türkmenlerin daha çok
yaylak alanları tercih etmeleri sebebiyle, ilk Türk yerleşiminin, fetihlerle
beraber güney istikametinden olduğu dikkate alınacak olursa, kırsal alanın
sahil kesiminden çok daha önce Türk yerleşimine açıldığı anlaşılmış olur. (s.
69)

Hititlerin Karadeniz kıyılarına indikleri,
hatta burada büyük kentler kurdukları (Tellioğlu 2004: 6) tahmin edilmektedir.
Araştırmalar, bu gelişmenin MÖ III. bin yılın ilk yarısından MÖ II. bin yılın
sonlarına kadar olan zaman diliminde meydana geldiğini söylemektedir (Tellioğlu
2004:7).

O çağlarda bölgeye yerleşen kavimlerden ismi
bilinen en eski topluluk Gaşkalardır.

…bu halktan sonra, bölgede Grek koloni çağı
başlar.

Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nde MÖ. 400
yıllarında Kolhlar, Driller, Mossinoikler, Halibler ve Tiberenler gibi
Karadeniz’in yerli halklarının yaşadığını Yunanlı tarihçi Ksenophon
kaydetmiştir.

Doğu Karadeniz’de yerleşik Kimmer ve İskit
gibi Asyalı topluluklardan Herodot da bahseder,

Anadolu’daki halk müziği zenginliğinin en
önemli sebebi, farklı yollardan ve farklı zamanlarda Anadolu’ya gelen birçok
Türk boyunun bir arada oluşudur. Çoğunlukla Oğuz-Türkmen kültürünün hakim olduğu
yurdumuzun halk müziğinde yer yer Türkmen müziğinin genel yapısından farklı
formlar gözlenmektedir.  (s. 70)

Giresun’da Tirebolu kasabasının Osmanlı
belgelerine göre Diriboli olarak kaydedilmesi Kimmerlerin Driller boyuna, yine
bölgede geçen Amazon Efsanesi de İskitlere işaret etmektedir.

Orman ürünleri ve balıkçılık sahasında son
yıllarda verim azalmış, halkın geçim kaynaklarında etkisi kalmamıştır.

Hayvancılık bölgede yaşanan iç ve dış göçler
ile son yıllarda yok olacak seviyeye kadar inmiştir. (s. 76-77)

Yörede 1643 tarihli kayıtlarda fındık bahçesi
adından bahsedildiğine göre 17. yüzyılda artık fındık tarımının yapıldığını
ileri sürebiliriz.

Çalışmamızda seçilen alan çok genel anlamda
bir zincirin üç halkası gibidir.

(İrfan Gürdal’dan alıntı) Anadolu’da Kıpçak
halk müziği dizilerinin en yoğun olarak görüldüğü bölge Orta ve Batı Karadeniz
bölgesidir. Niksar merkez olmak üzere Tokat, Reşadiye, Ordu, Zonguldak, Sinop ve
Bartın bölgelerinin türküleri çoğunlukla pentatonik karakterdedir. (Keltepenin
Taşları, Müdür Beyin Yeşil Kürkü, Yaylalar, Ah Nenecuğum) Yine aynı yörelerde
yaygın olarak kullanılan ikinci dizi de Kuman-Kıpçakların Avrupa’da
yayıldıkları bütün bölgelerde yaygın bir dizi olup, minör kalıbına uygun bir
karakterdedir ve bazı türkülerde klasik müziğimizdeki nikriz makamı
kalıbındadır. (Kiraz Aldım Dikmeden, Yayladan mı Geliyon, Ben Giderim Batum’a,
Sen Bu Yaylaları Yaylıyamazsın) içerisinde iki tane hicaz dörtlüsü olan ve
batıda Macar minörü diye bilinen dizinin de Kuman-Kıpçaklarda yaygın olan
dizilerle benzerliği dikkat çekicidir. (s. 80)

Atma türkülerde iki dizeli haneler
görülmektedir. En yaygın hane biçimi de dört dizelilerdir. Haneler a-a-x-a düz
kafiye, mani tarzı biçiminde örülüdür. Rize yöresinde yaygın karşı-beri veya
atma türkü tarzında bu kafiye örgüsüne x-a-x-a daha çok rastlanmaktadır. Hece
ölçüsü bakımından kemençe tarzına yatkın yedili ölçü oldukça sık, bunun dışında
da sekizli ve on birli hece ölçüsündeki türküler de yaygın olarak
görülmektedir. (s. 81)

Çok kesin çizgilerle birbirinden ayırt
edilmesi imkânsız olsa da bölgenin doğudan batıya doğru Artvin-Rize’den oluşan
kemençe ile tulumun, akordeon yanında çalındığı birinci türkü kültürü halkası
vardır. Rize’nin merkezinden itibaren Trabzon ili merkezde kalmak şartıyla
Görele’den sonra giderek etkisizleşen bir kemençe türküsü ağırlıklı türkü kültürü
de ikinci halka olarak bölgeye bağlanmış olur. Giresun merkezden itibaren başlayan
ancak kökleri Trabzon merkezine kadar inen ve doğuda tüm kıyı Ordu’sunu kuşatan
bir karşılama oyun havasına bağlı müzik kültürü halkasıyla bu daire üçlenmiş olur.
Üçüncü ve batıdaki son daire içinde kemençe türküleri, bağlama ile davul zuma müzikleri
arasında batıya doğru gidildikçe cılız sesini duyuramaz durumdadır. Geçiş bölgesi
Giresun’dan başlayarak davul zurna ve bağlama sesleri eşliğinde gelişen bir
karşılama oyunu ezgisine bağlı türkü kültürü giderek canlanmaktadır. Bu ve
başka gelişmeler türkülerin formunu hem metin hem de ezgi anlamında sınırlayıp etkilemektedir.
Yörenin bütününde duyabildiğimiz en yaygın ezgi, türkülerden bağımsız çalınan
davul zurnadır. (s. 81-82)

Rize yöresi türkülerinde mani biçimi
ağırlıktadır. Bölgenin Giresun, Ordu ve Trabzon’dan ağırlığı mani biçimli tek
dörtlük dizisinden kavuştaksız yapısı ile oluşturulan farklı bir türkü kültürü
vardır. (s. 87)

Gurbet insan hayatının en eski sosyal
temasıdır. Bu eski gurbet teması yörenin türkülerinde şimdilerde “sıla” yerine
kullanılan “memleket” konularına kaymıştır. (s. 96)

Yörenin hayatına iz bırakan sosyal olaylar,
mesela bazen Erkan Ocaklı’nın “Oy Nataşa Nataşa/Attın beni ataşa…”
nağmeleriyle Asiye türküsünün yeni formunda yakılan sosyal bir ağıt olarak
dinlenip sevildi. (s. 98)

Aşk ve Sevdalık Türküleri

Kına ve Tören Türküleri

Yergi Türküleri

İş, Meslek Türküleri

Gurbet ve Memleket – Sıla Türküleri

DOĞU
KARADENİZ EZGİLERİ

Müzikologlar türkü ezgilerini usullü ve
usulsüz diye iki bölüme ayırırlar,

Ritimli ve ölçülü türküler kırık hava yani
usulle söylenir. Doğu Karadeniz’in en meşhur oyunu horan, karşılama gibi oyun
ezgileri ile sohbet ve eğlencelerce çalınıp söylenen oturak havaları da usullü ezgilerdendir,

Usulsüz olanlara Anadolu genelini kapsayacak şekilde
uzun hava denmektedir.

Doğu Karadeniz’de usullü, ölçülü yani kırık
havalara yalı havası denir. Denizci havaları ve horon türküleri sahil şeridi
boyunca iç kesimlere göre tercih edildiğinden yalı havası adını almıştır. (s.
112)

Ata
Barı ve Artvin
Yöresi

Artvin yöresinde ata barı (Artvin barı), cilveloy,
Şavşat barı (çift jandarma), Hemşin horonu ve horon çeşitlemeleri geleneksel
oyunlardır. Oyunlara ve türkülere sahil kesiminde tulumlar (gayda), iç kesimde
ise davul zuma eşlik eder.

Bölgedeki oyunlardan barlar ve cilveloy
türleri halay benzeri hareketleri, karşılıklı grupların türkü atmaları ile bilinmektedir.
(s. 113)

Horon
ve Karşılama Bölgesi Olarak Giresun, Ordu, Rize ve Trabzon

Danslar genellikle hareket ve çeviklik
içermekle beraber kadın ve erkeğin beraber oynadıkları bölümde erkek figürleri
kız figürleri ile aynı esneklik ve yumuşaklığa kadar düşmektedir. Ordu
ezgilerinde;

Ordu’ya gelen kavimlerin büyük etkisi vardır.
Bu nedenle Ordu folklorunun yüzde yüz kendinden gelme bir kaynağı olmamakla
beraber, kavimlerin birbirleriyle kaynaşmasından doğan folklorik bir yapısı
olduğu da inkâr edilemez. Ordu İli; horon, Kafkas ve halay oyunlarının
etkisinde bir folklor yapısına sahiptir. Onun için oyunlarında olduğu gibi türkülerinde
de seri temponun ılımlı havası vardır. “Metelik” ve “Ordu
Karşılaması” Ordu iline ait oyunlardır ve daha ziyade düğünlerde,
bayramlarda, eğlencelerde genellikle erkekler tarafından oynanır.

Giresun oyunları içinde en karakteristiği
Giresun karşılaması ve horonudur. Horonu erkekler bölgenin meşhur çalgısı olan
kemençe veya davul zurna ile oynarlar. Kadınlar ise eskiden kırsalda def,
kemençe ile; şehirlerde de ud ve bağlama eşliğinde oynarlarmış. Horonlar düz
horon, sıksara, sallama gibi, karşılamalar ise “Tüfekli Çandır Karşılaması”,
“Bulancak Karşılaması”, “Çandır Çöplük” (karşılaması) gibi çeşitlere ayrılmıştır.
Horon ve karşılamadan başka yörede fingil olarak bilinen metelik oyunu da, Trabzon
merkezde kolbastı adını alan bir tür karşılamadır. Karşılama oyunu bölgenin Giresun
ve Ordu sahil şeridinde ve de Trabzon’da kolbastı çeşitlemesiyle oynanır. Bu eskilerin
deyimiyle köçek tarzında bir oyun olan karşılamadır. (s. 114)

(Giresun) Eskiden türkülerin icra edildiği
imeci, düğün ve şenlik gibi ortamlardan biri de muhabbet denen kır eğlenceleridir.
Anadolu’nun oturak dediği bu eğlenceler gözlerden uzak kuytu bahçelerde kadınlı
ve içkili yapılırdı. Sazlı sözlü havalar çalınıp söylenir, içkiler içilir ve “kır
garısı” denen köçek kadın oynatılırdı. (s. 115)

Sözlü rivayetlerden alınan bilgilere göre Görele
Çavuşlu’dan Tuzcuoğlu Mehmet Ali’nin çaldığı horon müziği bugün Tuzcuoğlu horonu
diye bilinir ve o, bu “anılan ezginin yaratıcısıdır.” (s. 116)

Giresun ve Ordu yöresinde geleneksel oyun
havalarından bazıları şunlardır:

a. Horon havalarında Tuczuoğlu, Ağasar,
Tamzara, Hasbal, Sıksara, Timiye, Horopcun gibi horon türlerinden
bahsedilmektedir.

b. Yörede yol havası denen uzun hava
türlerinden de Hasbal, Yürüme ve Tuzcuoğlu’nun adı geçemektedir.

c. İmece günlerinde çalınan havaları Ekin,
Kazma, Fındık Toplama, Darı Soyma diye birçok ad altında toplayabiliriz. Bugün
bu ortamların hiçbiri yaşamamaktadır.

d. Düğün hazırlıkları ve düğün içinde, kına
gecelerinde çalınan ezgilere Gelin-Kına Havaları adı verilmektedir.

e. Atma ve Kesme Havaları, eğlence
ortamlarında mani tarzında okunan yarışma havası taşıyan ve hüner gösterilen
türkülerin ezgileridir.

f. Karşılamalar, muhabbet ortamlarından
düğünlere kadar çok yaygın olarak çalınan havalardır. Giresun ve Ordu’da bugün
halkın ve çeşitli oyun gruplarının oynamış olduğu karşılamalardan en meşhurları
Tüfekli Çandır Karşılaması, Giresun Karşılaması, Bulancak Karşılaması, Ordu
Karşılaması, Trabzon’da Kolbastı denen ve Giresun’da Fingil veya Kol Oyunu,
Ordu’da Metelik adını alan karşılamalardır. Bunların her biri kol veya
karşılama denen ezgiler ile oyunlarının varyantlarıdır. (s. 117-118)

Karşılamalar

Giresun yöresinin merkez ilçesi ile batıda
Ordu sahili boyunca bölgenin temel oyun esasını oluşturan oyun biçimi
karşılamadır.
Oyun ismini konak karşılama
esnasında karşılıklı oynamaktan alır ve bugün oyunu kız ve erkekler karşı
karşıya oynarlar.

Kolbastı,
Fingil ve Metelik Denen Kol Oyunları

Fingil havası çoğunlukla türkülü oyunlardır.

Horon
ve Sallamalar

Kemençe veya davul zurna ile oynanan horanlar
Giresun’da il merkezi ile Ordu yöresinden çok esas olarak Görele ilçesi ve
çevresinde icra edilir. Görele’de yaygın olmasının sebebi büyük kemence
üstatlarının Göreleli olmalarında ileri gelir.

Kız ve
Erkek Sallaması

Kız ve erkek horonlarına “sallama” da
denmektedir. Kızların horonu erkelerin taklit edilmesine dayanmaktadır ve daha
hafif, daha basit figürlerle oynanır.

Trabzon yöresinde kadınlar tarafından davul
zurna veya kemençe eşliğinde oynanan horonlara düz horon adı verilmektedir.

Erkek
Sallaması (Erkek Horonu)

…erkek horonundaki (sallama) ezgiler daha
canlıdır, oyun daha ritmiktir.

Kız horonunda olmayan “alaşağı” figürü sıkça
yapılır. Bu oyun bir anlamda sık horona geçmek için alıştırma ve ısınma zemini
olur.

Asıl gösterişli erkek horonları sıksara,
sıksaray veya sık horon denen türdür. Oyun daha sert ve coşkulu ezgilere
geçtiğinde geçmişin usta ritim yaratıcıları, kemençe çalgıcılarına bağlı olarak
genellikle değişik isimlerle anılan horonu oluştururlar. Sık, figürleri çok
çabuk yapmak anlamındadır. Sara ile horon kelimeleri arasında da ilişki olmalıdır.

Bölgede uzun hava türünde söylenen ezgilere
sık rastlanmaz. Bölgedeki uzun havanın adı yol havası, yayla göçü geleneği ve
yaylacılık yaşam tarzının hatırası olsa gerektir.

(Rize) …mani atma alışkanlığı, eski bir
gelenekten beslenmekte ve ezgili ve çalgılı ortamlarda söylendikçe
türküleştiği, türkü atma biçimine kavuştuğunu düşünmek durumundayız. Maniler
atmak ve yakmak ile ilişkilidir. (s. 130)

(Giresun) “sohbetçilik veya muhabbetçilik”
Giresun’da eskilerden kalma ve yirminci asrın başlarında doğanlar tarafından
son defa temsil edilmiş bir sosyal olgudur. Bu sohbetçilik kültüründe bağlama
eşliğinde çalınan eğlence türküleri önemli bir yer tutar. Sohbetlerde kadın ve
içki varsa bu daha çok gözlerden uzak bir mahalde olurdu. “Gır garısı” denen
kadınlar türküler eşliğinde oynatılır, içkilerin yarattığı sarhoşlukla ortamın
eğlence seviyesi yükselirdi. Bu sohbetlerde belli kadınlar gruplar arasında
rekabete yol açar, ateşli silahlarla çatışmalar olur bu yüzden de jandarmalar
eğlenceleri basardı. (s. 131)

Kemençeci, halk edebiyatımızdaki ozan tipidir
(Günay, 1998:475) .

Kemençe çalmak daha doğrusu müziklerle
eğlenmek gâvur âdeti sayılmakta, halkın yaygın biçimde söylediği gibi şeytansı
işleri yapabilmek için önce bir şer işlemek, yani hazır bir hayıra zarar vermek
gerekir. Kemençe iyi çalmayı çok isteyen biri “bir hayırı yıkıp” şer konumuna
geçtiğinden heveslisi olduğu bu şer işinde de ustalaşacaktır.

Bir çeşmenin yalak taşını kırarsa kemençe
heveslisi, çalgıyı daha kolay, daha çabuk öğrenirdi. Kısası yeni yetmeler yalnız
çevreyi rahatsız etmekle kalmaz bir çeşmenin de kırardı kolunu budağını.

Tuzcuoğlu, Garaman (Kahraman) ve Piçoğlu
kemençede ilk büyük ustalardır. Görele yöresinde sözlü türkü kültürü
ortamlarında yetişenlerce takip edilen üç büyük. (s. 134)

Kemençenin Görele’de anlatılan sözlü tarihine
göre kemençe çalma ustalığının kaynağı Tuzcuoğlu Mehmet Ali’dir.

Görele doğumlu ilk usta Garaman’ın (Karaman)
dedesi kemençe çalan Tuzcuoğlu’nu tanımış ve kemençeyi ondan öğrenmiş. Kemençe
horon havasını çok sesli ezgiyle Tuzcuoğlu çalmıştır.

Görele’deki söylenişine göre Garaman yani
Karaman’ın asıl adı Halil Kodalak’tır.

1878’de Görele’nin Karadere köyünde
doğmuştur. Sözlü kaynaklarda kemençeyi Görele Kandahor köyünden
Kuyucuoğlu’undan ve Tuzcuoğlu’nu görmüş olan dedesinden öğrenmiştir.

Rizeli Sadık (Aynacı) diye anılan usta
kemençeci 1888 yılında, Yeniköy mahallesinde doğmuştur.

Giresun’un usta kemençecilerinden diğeri de
Görele ilçesinden Piçoğlu Osman’dır. Asıl adı Osman Gökçe olan kemençecinin bu
adı sözlü kaynaklara göre ustası Garaman’ın onlara çalmayı öğretmediği
“Tuzcuoğlu” veya “Kıtırık” havasını ustanın bütün gizleme çabalarına rağmen hem
öğrenip hem de günün birinde aynı maharetle çalması üzerine Garaman’ın da tatlı
sert kızarak kendisine “Piço” demesinden miras kalmıştır (Şadi 2004).
Kendi okuduğu türkülerde de bunu kullanması, plaklarının üstüne aynı şekilde
yazdırması ustasının onun bu yaptıklarını “şeytanî” bir yetenek olarak görmesinden
geldiği içinden de olabilir. Belki de ustasının kendine ayırdığı usta malı
ezgileri ondan izinsiz çalması üzerine onun etrafından uzaklaştırılmış,
böylelikle başsız kalmış, merasimlerde kendi kendine çalar olduğundan bu lakabı
almış olmalı. Hem Garaman, hem de Piçoğlu Osman hakkında anlatılan rivayetler,
onların usta kemençecilerde olan bulundukları ortama irticalî ve hazırcevap yaktıkları
türküler ile o anda attıkları türkülere yansımıştır. (s. 141)

Piçoğlu Osman’ın hayatı, 1946 (1947) yılında
Zonguldak açıklarında bir gemide İstanbul yolunda iken noktalanır ve Piçoğlu Sirkeci
Kulaksız Mezarlığı’na hemşerileri tarafından defnedilir. Onun kemençe çalma tekniğini
çocukken yetiştirdiği M. Sırrı Öztürk devam ettirmektedir.

Hüseyin Dilaver, 1910 yılında Sürmene’nin Aso
(Aksu) köyünde doğdu.
1964 yılında vefat eden Hüseyin
Dilaver kemençe destânı okuma tekniği, türkü atma ustalığı ve özellikle “Gemiciler
Kalkalum” türküsü ile Trabzon yöresinde büyük etkiler bırakan kemençelerdendir.
(s. 142)

Durkaya’nın asıl adı Kemal ipşir’dir.
Görele’nin Ardıç köyünde 1913’te doğduğu sanılmaktadır.
“Yay atma ustalığının yanında hikâye (kemençe destânı)
yaratıcısıdır da.

Durkaya ekolünü Katip Şadi sürdürmektedir.

Katip Şadi (1938-) yılında Görele’nin
Derekuşçulu köyünde doğmuştur.

Mehmet Sırrı Öztürk, (1938-) yılında
Görele’nin Kemikli (Hürriyet) mahallesinde doğmuştur. Çocukluğu Piçoğlu’nun
yanında geçti. Onun sanatını gördü ve talebesi oldu. Piçoğlu stilini devam
ettiren, onun türkü atma ustalığını yaşatan en önemli kemençecidir.

Kemençe türküleri söyleyenin de oyuna
katıldığı ortamların ürünü olduğundan ölçülü denen kırık havalardır. Kemençe
ile çalınan ezgilerde horan ve karşılama gibi oyunlar oynanır.

Doğu’da Artvin’de başlayan bir eğri olarak
kemençe türküleri, batıda Bolaman’ın yalçın geçidinde tıkanıp kalır, Vona’da
sona erer.

Ağasari Oğuz boylarından Çepnilerin yoğun
olduğu bölgenin folklorik adıdır. Burası Beşikdüzü’nden denize dökülen Ağasar
Deresi vadi ve çevresini kapsar. Vakfıkebir ile Görele ilçeleri bu özgün kültür
coğrafyasının sınırlarıdır.

Çepnilerin dinî anlama ve hayata bakış
tarzından yansıyan toleranstan cesaret alan kemençecilik gelişme imkânını en
iyi Ağasar, Sis Dağı ve Kadırga yöresinde göstermiştir. (s. 162)

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin geleneksel ve
yaygın çalgısı kemençedir. Onun kullanım sahasını doğu-batı ekseninde
ağırlıkları değişse bile “Ünye’den Hopa’ya” diye tarif etmek yanlış olmaz.
Kemençenin sınırlarını doğuda tulum, batıda ise bağlama çizer.

Kemençenin kapağı (…) kalınsa ince ses, kapak
inceyse kalın ses verir.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bağlama kullanımı
kemençenin yayılma alanının tersi bir yön izler. Batı’da Ordu’nun batısı ve
güneyinden itibaren doğuya doğru, giderek silikleşen bir hat şeklinde Rize’ye
ulaşır. Artvin ilinde Doğu Anadolu âşıklık geleneği etkisiyle kullanımı diğer
bölgeye göre daha yaygındır.

Davul zurna, Doğu Karadeniz’de meydan
törenleri, düğün, yayla şenlikleri gibi geniş ve açık alanların oyun
çalgısıdır. Bölgesel özelliği her iki çalgının da Anadolu’da bilinenlerinden
daha küçük yapılmasıdır. Boyutları bağlama kullanımındaki dağılım gibi batıdan
doğuya doğru gittikçe küçülmektedir. Bir Ordu davulu ile Sis Dağı’nda çalınan
davulu yan yana getirseniz hacimlerinin oranı yarı yarıyadır. (s. 163-164)

Yörede eskiden beri çalınan kavalın günümüzde
yok olmaya yüz tutması küçükbaş hayvancılığın yok olmasıyla paralel olmuştur.
Çoban kavalı denen bu çalgı, çobanlıkla birlikte hayat bulurmuş.

Korkmaz, Mehmet Akif. Türkü Türü
ve Doğu Karadeniz Türkü Kültürü
. Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe
Üniversitesi. 2006