Karl Marx’ın Toplum Analizi

1186
PAYLAŞ

Marx’ın toplum analizinde materyalist tarih anlayışı oldukça önemli bir yer tutar. Tarih toplumsal kurumların birbirine nasıl bağlı olduğunu, gerilim ve seçimlerin toplumsal yapılarla nasıl iç içe geçtiğini ve toplumda sürekli ve yaygın bir değişi- min olduğunu gösterir. Tarihsel materyalizm toplumsal değişim ve toplumsal yapı analizinin bir teorisidir. Tarihsel sürecin anlaşılması, bireyler üstü toplumsal koşulla- rın anlaşılmasıdır. Marx’ın toplum analizinde kullandığı bu teoriye göre (Aron, 2006, s.145-147; Knapp ve Spector, 1997, s.14-17; Bilgin, 2009, s. 52-53),
•    insan kendi varlığının devamı ve toplumun gelişimi için; diğer bir deyişle toplumsal yaşamın yeniden üretimi için, emeğiyle çalışmak ve üretmek zo- rundadır. insanların çalışarak üretmesi ise belirli bir üretim ilişkisi içinde gerçekleşir. insanların üretim faaliyeti ve üretim ile olan ilişkileri kendi is- teklerinden bağımsız gelişmektedir ve tarihsel olarak da kaçınılmaz bir du- rumdur. insanların üretim faaliyeti sonucunda oluşan üretim ilişkileri, top- lumların üretici güçlerinin gelişmesinin belirli bir aşamasıyla ilgilidir.
•    Marx’ın tarihsel maddeci toplum analizine göre, bir toplumu anlamak için o toplumun altyapı ve üstyapısına bakmak gerekir. Bir toplumun altyapısı (ekonomik temel) üretim güçleri ve üretim ilişkilerinden oluşmaktadır. Üre- tim güçleri üretim için gerekli üretim araçlarını yani o toplumun üretim ye- teneğini ifade etmektedir. Bu yetenek o toplumun sahip olduğu bilimsel bil- gi, teknolojik örgüt ve ortaklaşa gerçekleştirilen işin örgütlenmesine bağlı- dır. Üretim ilişkileri ise, üretim güçlerinin mülkiyet ilişkilerini içermekte- dir. Üretim ilişkileri, üretim araçlarına sahip sınıf ile üretim araçlarından yok- sun sınıf arasındaki ilişkileri ifade etmektedir. Üstyapısı ise, o toplumun ya- sal ve siyasi kurumlarını, düşünme biçimini, ideoloji ve felsefesini içermek- tedir. Ona göre, toplumun altyapısı ile üstyapısı arasında ilişkiler, karşılıklı etkileşime dayanmakta ve en son noktada altyapı üst yapı kurumlarını önem- li ölçüde belirlemektedir.
•    Marx’ın tarihsel materyalist toplum analizinde altyapı ve üstyapı ayrımının yanı sıra toplumsal gerçeklik ve bilinç kavramları da önemlidir. Ona gö- re, gerçekliği belirleyen bilinç değildir. insanların bilincini belirleyen top- lumsal gerçektir. insanların düşünme biçimi içinde yer aldıkları toplumsal ilişkiler tarafından belirlenmektedir.
•    Toplumsal yapının temel niteliği değişimdir. Değişim ise, o toplumdaki ça- tışmayı yani sınışar arası mücadeleyi içermektedir. Doğanın diyalektiğin- den farklı olarak, tarihsel olarak toplumların diyalektiğini o toplumun üre- tim güçlerinin gelişimi (hareketi) oluşturur. Toplumların dönüşmesinin (sos- yal değişme) gücü ise, o toplumun üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasın- da oluşan çelişkiye dayanır. Belli devrimci dönemlerde bir toplumun üretim güçleri, o toplumun üretim ilişkileri (mülkiyet ilişkileri) ile çelişkiye düşer.
•    Toplumların dönüşüm yaşadığı bu devrimci dönemlerde (üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkili dönem) sınıf mücadelesi temel bir unsur- dur. Eski üretim güçleri yerine gelişen ve yeni üretim güçlerini destekleyen ve temsil eden sınıfın ilerici olduğu söylenebilir. Örneğin, feodal toplumdan kapitalist topluma geçiş aşamasında kapitalist sınıf, gelişen yeni üretim güç- lerini temsil ettiği için ilerici bir sınıftır.

•    Üretim güçleri ve üretim ilişkileri arasındaki diyalektik ilişki, aynı zamanda Marx’ın devrim teorisini oluşturmaktadır. Ona göre, tarihsel süreçte yaşanan bu diyalektik çelişki ve bunun sonucunda oluşan toplumsal dönüşüm, (dev- rim) siyasal olarak tesadüfü bir durum olmaktan çok tarihsel bir zorunlulu-
ğun dışa vurmasıdır. Marx’a göre “Çatışma olmadan ilerleme olmaz” ve “Uy- garlığın bugüne değin izlediği yasa budur” (Bilgin, 2009, s.51).

•    Marx insanlık tarihinin (toplumların) gelişimini (evreleri) üretim biçimine (ekonomik temel) göre ilkel komünal, asyatik, antik, feodal, kapitalist ve sosyalist toplum olarak özgül tarihsel dönemlere ayırarak sınışandırmakta- dır (Knapp ve Spector, 1997, s.15-16). Bu toplumların gelişiminde sınıf ça- tışması temel bir yer tutmaktadır. insanlığın ilk dönemini ilkel komünal toplumla başlatır ve bu toplumda özel mülkiyet ve sınışara rastlanmaz (Knapp ve Spector, 1997, s.15). insanlar doğaya bağımlı olarak yaşamışlar- dır. Asyatik üretim biçimi Batı dışı uygarlıkların yaşadığı toplum modelidir. Marx’a göre bu toplum modelinde işçiler devlete bağımlı olarak yaşamakta- dır. Asyatik toplumlar bu yönüyle, kölelerin, serşerin veya ücretlilerin üre- tim araçlarına sahip olan sınıfa bağlı olarak yaşadığı diğer toplumlardan farklılaşmaktadır. Özel mülkiyetten sonra ortaya çıkan ilk toplumlar, antik toplumlardır. Bu toplumlar efendiler ve köleler olmak üzere iki sınıftan oluş- maktadır. Feodal toplumda ise, efendilerin yerini toprak sahipleri, kölele- rin yerini ise toprak sahiplerine bağlı ve onların topraklarında çalışmak zo- runda olan köylüler almıştır. Feodal toplum sonrasına denk düşen kapita- list toplum üretim araçlarına sahip burjuvazi ve emek gücünü ücret karşı- lığı satmak zorunda kalan işçi sınıfından oluşmaktadır. Marx, kapitalist top- lumda yer alan bu iki temel sınıf arasındaki çatışmanın sonucunda sınıfsız bir toplumun oluşacağını (sosyalizm) öngörmüştür.

Marx’ın tarihsel maddeci toplum analizi, aslında kapitalizm analizinde belirgin- leşmekle birlikte Marx yorumcularının bir bölümü, bu analizin diyalektik ve tarih- sel olarak toplumların oluşum ve değişim süreçlerinin anlaşılmasında da kullanıla- bileceğini savunmaktadırlar. Sonuç olarak, tarihsel süreç içinde üretim güçlerinin gelişimi ve üretim araçlarının özel mülkiyetinin ortaya çıkmasıyla beraber toplum- lar sınıfsal bir özellik kazanmış, başka bir deyişle, sınışı toplumlara dönüşmüşler- dir. Bu sınışı toplum yapısında ise, üretim güçlerine sahip toplumsal sınışar, ken- di çıkarları için üretim araçlarının özel mülkiyetinden yoksun olan diğer sınışarı sömürmektedirler. Tarihin akışı bu sınışar arasındaki çatışmaya dayanır. Bu ne- denle Marx’ın yaklaşımı çok defa çatışmacı bir yaklaşım olarak da tanımlanır.
Tarihsel olarak bu diyalektik süreç Hegel’in tez, antitez ve sentez ilkelerine da- yanır. Hegel’in idealist diyalektik yönteminin tersine, toplumların tarihsel materya- list yorumu içinde özel mülkiyetin olmadığı ilk komünal sınıfsız toplumlar tez, da- ha sonra üretim güçlerinin gelişimi ve özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla oluşan sı- nışı toplumlar antitezdir. Marx’a göre kapitalist toplum sınışarın olduğu son top- lum biçimidir. Burjuva ve proletarya arasındaki sınıf çatışması sonucu gerçekleşe- cek radikal dönüşüm (devrim) tarihsel olarak sınıfsız bir toplumun oluşmasını sağ- layacaktır. insanlığın tarihsel gelişim süreci içinde oluşacak bu sınıfsız toplum ise sentezdir. Sınışı toplumlarda insanlık kendi yaratıcı doğasına yabancılaşmıştır. Tarihsel olarak bu diyalektik süreç içinde insanlık tekrar kendi doğasına dönerek yabancılaşmasından kurtulacaktır (Bilgin, 2009, s.53).
 

MARX’IN DEVLET HAKKINDA DÜŞÜNCELERi ÜZERiNE KISA BiLGi NOTU
Marks ve Engels için siyaset, ekonomi tarafından yönlendirilen toplumsal bir olgu- dur. Onlara göre siyaset, toplumsal dinamizmin ifadelenişidir ki bu toplumsal dina- mik de temelde sınıf mücadelelerinden doğmaktadır. Tarihsel maddeciliğin teorik il- kelerine göre toplumun değişimi maddi yaşam şartlarının gelişimi ile oluşmaktadır. Teoriye göre üretim ilişkileri, toplumun yapısını şekillendiren sosyal sınışarın nitelik ve dağılımını biçimlendiren unsurlardır. Üretim ilişkilerinin belirli bir biçimde yapı- laştırdığı toplumda belirli kurumlar ortaya çıkmaktadır.

Üretim tarzı, birer üst yapı unsuru olan kurumların özelliğini ifade etmektedir. Üst yapı kurumlarının toplumun temelini etkileme gücü vardır. Marks ve Engels etkileşi- min var olduğunu öngörmüşlerdir. Fakat uzun dönemde toplumun ürettiği kurum- ları belirleyen unsur alt yapıdır. Sonuç olarak üretim güçleri üretim tarzını belirler; belirli bir üretim tarzında belirli tipte sosyal sınışar ve bunların mücadelesi vardır ve sınıf mücadelesi siyasal rekabete neden olur. Yani, siyasal rekabet üretim ilişkileri- nin bir yansımasıdır. O halde, devlet de siyasal rekabetin odak noktası olarak üretim ilişkilerinin ürettiği bir kurumdan ibarettir.

Bu açıklama semasına uygun olarak, siyasal rekabetin odaklandığı Devlet kurumu- nun da bir tipolojisini yapmak mümkündür. Tarihsel maddecilik her üretim tarzına belirli tipte bir devletin tekabül ettiğini göstermektedir. Örneğin, ilkel teknikler köleler- le efendiler arasındaki üretim ilişkileri ile antik üretim tarzını doğurmuş ve feodal devleti oluşturmuştur. Daha sonra üretim ilişkileri burjuvazi ile işçi sınıfı -proletar- ya- arasındaki mücadelede belirginleşerek burjuva devletine yol açmıştır. Böylece her kendine has üretim tarzına denk düşen bir devlet tipi meydana gelmektedir. Ne var ki devlet tipi ne olursa olsun, farklı devlet tiplerinin tekabül ettikleri farklı toplum- sal formasyonlarda aynı temel rekabet olgusuna rastlanmaktadır.