Kabe Türk Edebiyatında, Divan Edebiyatında Hakkında Bilgi

26

Türk edebiya­tında Kabe, ilk inşasından başlayarak Hz. Âdem’den itibaren çeşitli peygamberle­rin hayatıyla ilgisi açısından ele alınmış, bunlar arasında Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Muhammed’in peygamberlik dö­nemleri üzerinde özellikle durulmuştur. Kabe’den bahsedilirken tenasüp ve teda­iler dolayısıyla Hacerülesved, Zemzem Ku­yusu, altın oluk, makâm-i İbrahim, Safa ve Merve gibi mekânlar; ihram, tavaf, sa’y gibi Kabe’ye mahsus kıyafet ve dav­ranışlar; telbiye ve ziyaret duaları ile hac­ca dair âyet ve hadisler zikredilmiştir. Bunların tefsiri sırasında nakledilen men­kıbe ve hikâyeler zengin bir malzeme oluşturmaktadır. Kabe edebî eserlerde Kâbetullah, Kâ’be-i Muazzama, Kâ’be-i Ulyâ, Beytullah, Beytü’1-atîk, Beytü’i-harâm, Beytü’l-ma’mûr, Harem-i şerif gibi adlar; Kabe ziyareti, Kabe yolu. Kabe top­rağı, Kabe eşiği, Kabe örtüsü, Kabe oluğu gibi kavramlar; Kâ’be-i dîdâr, Kâ’be-i derd, Kâ’be-i hâcât, Kâ’be-i maksûd, Kâ’­be-i vasi gibi tabirlerle yer almıştır.

Türk edebiyatında Kabe hakkında ka­leme alınan eserler genel olarak Kâ’benâme adıyla anılır. Bu ismi taşıdığı bili­nen ilk eser Akşehirli Abdurrahman Gubârî’nin (ö. 974/1566) 3199 beyitlik mes­nevisidir. Sâfî’nin 1131 (1719) yılında yazdığı Kâ’benâme adlı mesneviyle ve Ebü’l-Fazl Muhammed es-Sincârî’nin aynı adı taşıyan eser­leri de bu grupta yer almaktadır. Ayrıca menâsik-i hac ve menâziM hac türü eserlerde Kabe ile ilgili manzum parçaların yer aldığı görülmektedir. Gubârî’nin 700 beyitlikMenâs-i Hac ve Kabe’nin yapılışı i!e ölçüleri hak­kında bilgi veren mensur Mesâhalnûme adlı kitaplarında da Kabe’ye dair bilgiler bu­lunmaktadır.

Abdurrahman Hibrî’nın Menâsik-i Mesâlik her iki türün bir araya getirildiği mensur bir eser olup Kabe’nin ve Mescid-i Harâm’ın bina edilmesi ve tamirine dair çeşitli bilgiler nakletmektedir. XVII. yüzyıl şairlerinden Sulhî’nin Der Beyân-ı Aded-i Menâzil-i Hicaz adlı altmış yedi beyitlik mesnevisinde Kabe’nin methine de yer ve­rilmiştir. Morali Bahtî’nin 1056″da (1647) kaleme aldığı Manzume fî menâsiki’l-hacc’ı Gubârî’nin eserinden sonra bu tü­rün en tanınmış Örneğidir. Şair bazı beyit­lerden anlaşıldığı üzere eserini hacca git­meden yazmıştır. Menâzil türündeki eser­lerden biri de XVII. yüzyılda yaşadığı sa­nılan Seyyid Hasan Rızâî’nin Tuhfetü’l-menâzili’l-Kâ’be’sidir. Kadrî mahlasını kullanan Abdülkadir Çelebi’nin Menâzilü’t-tarik ilâ Beyti’Hâ-hi’î-atîk isimli mensur eserinde müellifin 1056’da (1647) yaptığı hac ziyareti anlatılmaktadır. Ta­rih beytinden Cûdî mahlaslı bir şair tara­fından 1168’de (1754-55) kaleme alındığı anlaşılan Merâhilü Mekke mine’ş-Şâm adlı manzumede müellif Ka­be’yi ziyaretine ait şahsî intibalarını sade bir dille aktarmıştır. İstanbullu şair ve hattat Seyyid İbrahim Hanif Bey’İn (ö. 1217/1802) Hâsıl-ı Hacc-ı Şerîf li-menâzih’l-Haremeyn’ı hac yolundaki önem­li ziyaret yerlerini tasvir eden manzume­lerle zenginleştirilmiş olup türünün bili­nen yapısından farklı özelliklere sahiptir. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinin bütü­nüyle hac yolculuğuna ayırdığı IX. cildin­de Kabe ve kuruluşu, ziyaret âdabı, çeşitli onarımları, gibi konularda bilgi vermiş ve müşahedelerini nakletmiştir.