Jose Saramago – Kısırdöngü

Jose Saramago – Kısırdöngü

Sandalye:
Yakın anlamlı kelimeler, aynı anlama gelecek biçimde guruplar halinde toplansa, hayat çok daha kolay olurdu. (s. 12)

Tahtakurularının yaptığı inşaatla firavunların yaptırdığı inşaat arasındaki tek fark, inşaatın yeri ve firavunun gömüldüğü oda. (s. 17)

Ve bacak kırıldı. Önce biraz çatırdadı, sonra üzerindeki ağırlığın baskısıyla ikiye ayrıldı ve birden Buck Jones’un yer altı tünelleri günışığıyla doldu. (s. 24)

Çarpma kafanın tam şu noktasında, saçların dağınık olduğu yerde gerçekleşti.
Ölümü içeri alabilecek kadar büyük bir yara gibi görünmüyor. Ama ölüm çoktan içeri girdi bile. (s. 33)

Ambargo:
Geçen gece arabasını beş apartman ileriye park etmişti.
Arabasını evden ne kadar uzakta bırakırsa, çalınma riskinin o kadar artacağı gibi saçma bir inancı vardı. (s. 38)

Ah şu lanet olası ambargo!
Benzinci çocuk, ertesi günden itibaren, tam on dört gün boyunca benzin istasyonunun kapalı olacağını söylemişti. (s. 40/41)

Kuyruğa yirmi metre kala araba kendiliğinden sola dönüp, hafifçe tıslayarak konvoyun sonunda durdu.
Paniğe kapıldı ve geri vitese takmak için vites koluna atıldı. Araba hiç oralı olmuyordu. (s. 43)

Motoru durdurdu, anahtarı kontaktan çekti ve kapıyı açtı. Ama arabadan inemiyordu. (s. 44)
Koltuk onu tutuyordu ve anlaşılan bırakmaya da hiç niyeti yoktu. (s. 44/45)

Kadın arabaya girmekte ısrar etti ama kocası bağırıyordu: Yapma! Çok tehlikeli! (s. 48/49)

Bütün gece nereye gittiğini bilmeksizin orada burada dolaştı.
Motor zorlanarak bir süre daha çalıştı.
Vardığı yerde sapabileceği bir yol daha vardı ama depo artık boştu. (s. 51)

El yordamıyla kapı kolunu buldu, çünkü artık boğulduğuna inanıyordu. Sonunda, kendisi ya da motor öldüğü için, yana devrildi ve arabadan düştü. Yerde biraz yuvarlandıktan sonra taşların üzerinde yığılıp kaldı. Yağmur tekrar başlamıştı. (s. 52)

Kısırdöngü:
Her başlangıç bir sondur ya da en azında beraberinde bir son getirir, ama yine de her şeyin bir başlangıca ihtiyacı vardır. (s. 55)

Yaşınız ne kadar ilerlediyse, ödeyeceğiniz vergi o kadar yüksek demekti. (s. 56)

Dört duvarla çevrili bu alan bir mezarlıktı. Ülkedeki tek mezarlık buydu. Kral böyle istemişti. (s. 57)

Nihayet bir gün, krallık kendini ölümden arınmış hissetmeye başladı. (s. 63)

Eşyalar:
Sokaklarda bir sürü insan vardı ama hepsi tek başına yürüyor, hiçbiri konuşmuyordu. Hiçbir amaçları olmaksızın, boş boş dolaşıyorlarmış gibi görünüyorlardı, tek yaptıkları ara sıra ellerini kaldırıp avuç içlerini göstermekti. (s. 104)

Kalabalığa sessizlik çökmüştü. Ardından şehir tümüyle ortadan kayboldu. Onun yerinde göz alabildiğine uzanan bir insan topluluğu oluştu.
Tam ortada, şehir sakinlerinden oluşan büyük bir kara leke kalmıştı.
“Şimdi herşeyi baştan yapmak zamanı”

Çeviren: Soner Bilgiç
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ağustos 2001