İlber Ortaylı – Yakın Tarihin Gerçekleri

İlber Ortaylı – Yakın
Tarihin Gerçekleri

Osmanlı’nın Çöküşünden
Küllerinden Doğan Cumhuriyet’e

Bu kitapta ilk bölümlerde yakın tarihe dair önemli, sürekli
gündemde olan konular var.

İkinci bölümde Ortadoğu / Filistin

Üçüncü bölümde ise kültürel objeler tartışılıyor. (s. 8/9)

Şemseddin Sami; Fraşeri hanedanının b parlak üyesi hem
Arnavut, hem Türk milliyetçiliğine hizmet etmiştir.

Türk milliyetçiliği en geç safhada ortaya çıkmıştır. (s.
13/14)

Hegelci teleolojik tarih felsefesi ve misyonu Balkan aydınlanmasını
yönlendirmiştir. (s. 16)

Çetecilik Balkan tarihinin temel kurumudur. Komita siyasi
partinin zayıf olduğu dünyada siyasi örgütlenme biçimidir. (s. 24)

İtalya 1911 yılında Trablusgarp vilayetine saldırdı. 29
Eylül 1911’de verilen notayla savaşın başlayacağı bildirilir.

Kim direndi bunlara karşı?

Jandarma kuvvetleri,

Başlarındaki Neşet Bey (hem kumandan vekili hem vali vekili
olarak)

Enver Bey, Ali Fethi Bey ve Mustafa Kemal

Subaylar Senusilerle birleştiler.

Direniş 20 yıl sürdü.

Mussolini kanlı şekilde direnişçileri yok edene kadar.

(s. 39/42)

I. Dünya Savaşı’nın arifesinde İttihatçı politika tarihte
pek olmayan ananevi bir Osmanlı-Alman dostluğundan söz eder oldu.

Oysa Osmanlı’nın tarihten gelen en önemli politik dostları
Fransa ve İngiltere’dir. (s. 48)

Osmanlı İmparatorluğu fütuhatla bir araya gelen bir alay
kavmin, tarihi kaderlerine boyun eğmesidir.

Avusturya-Macaristan savaşçı hükümdarların değil, evlenen
hükümdarların kontratla meydana getirdikleri bir tarihi birlikti. (s. 61)

Tarihin yakasına yapışıp hesap soran uluslar pek sıhhatli
sayılmazlar. Zira böyle toplumlar aslında tarihi incelemek ve anlamak konusunda
fevkalade ilgisiz ve bilgisizdirler. Yaptıkları sadece az bilgiyle çok gürültü
çıkarmaktır. (s. 67)

Osmanlı Devleti’nin en büyük sorunu vergi kaynaklarını iyi
tespit edip bunları sağlıklı vergilendirememesiydi.

Mısır niye büyük bir devletti? Çünkü Eski Mısır
vergilendirme konusunda oldukça iyiydi. Roma niye imparatorluk oldu? Mısır’ı
aldığı zaman bu sistemi kavramıştı. (s. 78)

Nüfusu tükenen bir toplumun yaratıcı olması mümkün değildir.

Türkiye bu nüfusu yenileyebilir.

Yani Balkanlardan, Asya’dan nüfus getirebilir.

Uluslararası ilişkilerde hiçbir şeyin partizanı ve mümini
olmamak gerekir. (s. 86/87)

Türkiye’nin sorunu köy ve köylülük değil; kasabadır.

Türk kasabası 17. yüzyılda Evliya Çelebi’nin lezzetle
anlattığı çarşı, Pazar ve zanaatlarını tasvir ettiği birimler değildir artık.
(s. 89)

Timaş Yayınları

Nisan 2012