Hasan Sabbah Kimdir, Hayatı, Hikayesi, Fedaileri, Alamut, Eserleri

33

el-Hasen b. Alî b. Muhammed b. Ca’fer b. el-Hüseyn b. Muhammed b. es-Sabbâh el-Himyerî er-Râzi (ö. 518/1124) İran’da Nİzârî-İsmâilî Devleti’ nin kurucusu (1090-1124).

438 (1046-47) veya 445 (1053-54) yı­lında İran’da İmâmİyye Şîası’nın önemli merkezlerinden biri olan Kum şehrinde doğduğu rivayet edilir. Kendisi, hayatını anlattığı ve adamlarının Sergüzeşt-i Sey-yidinû adını verdikleri eserinde aslen Gü­ney Yemen’de hüküm süren Himyerî kral­larının soyuna mensup olduğunu, babasının Yemen’den Kûfe’ye göç ettiğini, ora­dan da Kum’a ve nihayet Rey şehrine geldiğini ve kendisinin de burada doğdu­ğunu yazmaktadır. An­cak Mîrhând. Nizâmülmülk’e dayanarak Tuslular’ın onun Himyerî asıllı olduğu id­diasını reddettiklerini ve atalarının Tûs’a bağlı bir köyde oturduğunu söyledikle­rini, İbnü’l-EsîrdeReyli (Râzî) olduğunu belirtmektedir.

Âlim kişiliğiyle tanınan babası Ali b. Muhammed İmâmiyye Şîası’nın önde ge­len simalarından biriydi. Oğlunun eğiti­miyle yakından ilgilendi; özellikle felsefî ilimler, kelâm, mantık, fıkıh ve riyâziyyât sahasında köklü bilgi kazanmasını sağla­dı. Hasan Sabbâh’ın Selçuklu Veziri Nizâmülmülk ile Ömer Hayyâm’ın arkadaşı ol­duğu ve birlikte Muvaffak-Lidînillâh en-Nîsâbûrfnin derslerine devam ettikleri, aralarından kim daha önce ikbal ve ser­vete ulaşırsa onun diğerlerine yardım edeceğine dair yeminleştikleri, Nizâmül-mülk’ün vezir olunca Hasan Sabbâh’a va­lilik teklif ettiği, ancak onun merkezden uzaklaşmamak için sarayda bir görev is­tediği, bu isteği kabul edilince Nizâmülmülk’ün görevine göz diktiği, bunu far-keden Nizâmülmülk’ün onu Sultan Melikşah’ın gözünden düşürüp saraydan uzaklaştırdığı ve Hasan Sabbâh’ın da Mı­sır’a kaçtığı rivayet edilmektedir. Bu hi­kâye, Reşîdüddin Fazlullah-ı Hemedânî tarafından da kabul edilmekle beraber 408’de (1017-18) doğan Nizâmülmülk’ün 438 veya 445’te doğan Hasan Sabbâh ile birlikte aynı hocanın öğrencisi olması uzak bir ihtimaldir.

Henüz yedi yaşında iken ilme istidadı görülen Hasan Sabbâh Özellikle din âlimi olmak istiyordu. Bunun için III. (IX.) yüz­yıldan itibaren dâîlerin önemli faaliyet merkezi haline gelen Rey şehrine yerle­şerek tahsiline burada devam etti ve on yedi yaşına kadar ailesinin mensup oldu­ğu İmâmiyye Şîası’na bağlı kaldı. Bir gün Emîre Zarrâb adlı bir Fatımî dâîsiyle kar­şılaştı ve onun konuşmalarından etkile­nerek İsmâiliyye mezhebine İntisap etti. 464’te (1072) Rey’e gelen Irak bölgesi başdâîsi İbn Attâş, Hasan Sabbâh’ın ka­biliyetli bir kimse olduğunu anladı ve ona Fatımî Halifesi Müstansır-Bİllâh’ın yanı­na gitmesini, Dârülhikme’de İsmâilî mez­hebi hakkında bilgi edinmesini ve esrâr-ı ilâhiyyeyi öğrenmesini tavsiye etti. Hasan Sabbâh, bu tavsiyeye uyarak 464 (1072) veya 467’de (1075) İsfahan yöresinde İbn Attâş’ın vekili sıfatıyla iki yıl davette bulunduktan sonra Azerbaycan, Meyyâfârı-kîn, Musul, Sincar, Rahbe, Dımaşk, Say-da ve Sûr üzerinden Akkâ’ya varıp deniz yoluyla Mısır’a geçti. 471 ‘de (1078) Kahi-re’ye ulaştı ve başdâî Ebû Dâvûd tarafın­dan karşılandı. Halife Müstansır-Billâh ile görüştü ve yakın ilgisine mazhar oldu (bazı rivayet­lerde onun halife ile görüşmediği ifade edilir; Cüveynî. III, 114}. Müstansır-Biliâh onu hüccet (vekil) seçti ve ileride Hora­san’da kendisi adına davette bulunması­nı istedi.