Hasan Kafi el-Akhisari Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

37

Hasan Kâfî el-Akhisârî (ö. 1024/1615) Usûlü’f-fıfkem adlı eseriyle tanınan Osmanlı âlim ve müellifi.

Ramazan 951’de (Aralık 1544) Bosna-Hersekteki Akhisar (Prusac) kasabasında doğdu. Zi’bî. Akhisârî, Bosnevî nisbeleriyle anılır. Bosna-Hersek’te Hasan Kafi-ja Pruscak diye tanınmıştır. Büyük dede­si Yâkub, XV. yüzyılın sonlarına doğru İşkodra’dan (Arnavutluk) göç edip Akhi­sar’ın Zi’b {Zîb) köyüne yerleşti. Fâtih Sultan Mehmed döneminde gerçekleşen Bosna’nın fethinden sonra 100 yaşların­da iken İslâmiyet’i kabul ettiği, ailenin Yâkuboğullan veya Dâvudoğullan kolla­rından bir kısmının sonraki dönemlerde Akhisar’a göç ettiği. Hasan Kâfî’nin ba­basının adının Turhan, dedesinin adının Dâvud olduğu rivayet edilir. 982 (1574} tarihli tahrir defterinde, Akhisar’ın Sul­tan Bayezid Camii mahallesinde yaşadığı kaydedilen (BA, TD, nr. 535, s. 103) Dâ­vud oğlu Turhan’ın Hasan Kâfî’nin babası olduğu ve Hasan Kâfî’nin bu mahallede doğduğu söylenebilir. Bursalı Mehmed Tâhir’in, “Kâfi” mahlasını “ilm-i karta (?) olan mahareti veya Cemâleddin İb-nü’l-Hâcib’in ei-Kd/iye’sine yazdığı şerh sebebiyle aldığına dair kaydı {Osmanlı Müellifleri, I, 277) Evliya Çelebi tarafın­dan verilen bilgiye dayanmış olmalıdır (Seyahatname, V, 446).

Hasan Kâfî, Niçâmü’l-‘ulemâ’ad eserinin son bölümünde verdiği bilgiye göre öğrenim hayatına on iki yaşında iken Akhisar’da başladı. 974 (1566) yılında İstanbul’a giderek dokuz yıl kadar medresede okudu. Kemalpaşazâde’nin talebesi, muîdi ve fetva emini olan Hacı Efendi Kara Yılan’dan ders gördü ve hiz­metinde bulundu. Emeklilik döneminde Çatalca Ali Paşa Medresesi’nde müder­rislik yapan Hacı Efendi ile beraber bir süre Çatalca’da kaldı. Onun ölümünden sonra Kazasker Molla Ahmed Ensârî”den tefsir ve usûl-i fıkıh okudu. 983’te (1575) medrese tahsilini tamamlayıp doğum ye­ri olan Akhisar’a dönerek bir süre öğre­tim ve telifle meşgul oldu; Risale îî tah­kiki lafzı çelebi ve el-Kâfî adlı kitapla­rını bu dönemde kaleme aldı. Devletin Bosna ve çevresinde Hamza Bâlî men­suplarına karşı yürüttüğü takibat sıra­sında Bosna’ya kadı olarak tayin edilen ve İstanbul’dan hocası olan Bâlî Efendi’-nin yanında nâiblik görevini üstlendi (986/ 1578).

991 (1583) yılında Akhisar’a ilk kadı olarak tayin edilen Hasan Kâfî 996’da (1588) İstanbul’a gidip mülâzemete baş­ladı ve 998 (1590) yılında Srem sancağı­na kadı tayin edildi. Osiek’te de (Osjek) kı­sa bir sûre kadılık yaptı. Ertesi yıl hacca gitti. Medine’de iken Bâbürlü Sultanı Ce-lâleddin Ekber Şah’ın hocası Mîr Gazan­fer b. Ca’fer el-Hüseynî ile tanışarak ders­lerine katıldı. 1000 (1592) yılında İstan­bul üzerinden memleketine dönünce Ak­hisar yakınlarındaki bir bölgeye kadı ol­du. 1003 (1594) yılının sonbaharına ka­dar yürüttüğü bu görevini bölgede çıkan karışıklıklar sebebiyle terkedip Akhisar’a döndü.

Hasan Kâfî. 1596’da III. Mehmed’in Eğ­ri seferine katılmak üzere Akhisar’dan ayrıldı. Arapça olarak yazdığı Uşûlü’1-hi-kem adlı eserini Eğri Kalesi’nin fethi ve Haçova zaferinden sonra (Safer 1005/ Ekim 1596) bazı devlet ve ordu ricaline sundu. Kendisine eseri Türkçe’ye çevirip şerhetmesi tavsiye edildi. Hasan Kâfî ese­rin açıklamalı tercümesini yaparak tek­rar İstanbul’a gitti. Kitap Sadrazam Da-mad İbrahim Paşa vasıtasıyla padişaha arzedilince müellif onun iltifatına maz-har oldu. Bu vesile ile kendisine Akhisar kadılığı tekaüden ve o bölgedeki talebe­ye ders okutmak şartıyla tevcih edildi. Bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra muh­temelen Şevval 1007’de (Mayıs 1599) İb­rahim Paşa’nın kumandasındaki orduya katılarak memleketine döndü. Hasan Kâ­fî’nin hayatının bundan sonraki dönemi hakkında bilgiler yetersizdir. Vezîriâzam Lala Mehmed Paşa’nın Estergon Kalesi’ni muhasarası sırasında orduda bulun­duğu ve bazı Önemli görevler üstlendiği, bu yıllarda da eser telifini sürdürdüğü, hatta Nûrü’l-yakin adlı kitabını Meh-med Paşa’ya ithaf ettiği kaydedilmekte­dir. Osmanlı-Habsburg mücadelesinin sona ermesinin (1606) ardından büyük bir ihtimalle Akhisar’a dönen Hasan Kâfi bundan sonraki yıllarını eser yazmak ve ders okutmakla geçirmiştir.

Kaynaklarda Hasan KâtTnin 1S Şaban 1025 (28 Ağustos 1616) tarihinde vefat ettiği kaydedilmektedir (Kâtib Çelebi, I, 380; Atâî, s. 584; Osmanlı Müellifleri, 1. 277). Ancak Nizâmü’I-hjlemâ’ adlı ese­rinin muhtemelen bir öğrencisi tarafın­dan istinsah edilen nüshasında (Gazi Hüsrev Bey Ktp., nr. 946, vr. 49) vefatıyla ilgili birkaç beyit, yanına da 16 Ramazan 1024 {9 Ekim 1615) tarihi kaydedilmiştir (Sabanovic, s. 176; Nakicevic, Hasan Ka-fija Prusiak Pionir, s. 40, 41). Akhisar’da yaptırdığı caminin yanında bulunan med­resenin bitişiğindeki türbeye defnedilen Hasan Kâfî’nin kabri bugün de halk tara­fından ziyaret edilmektedir. Akhisar’da 1937yılında Hasan Kâfî adına bir dernek (Drustvo Hasan Kafija) ve bir kültür mer­kezi kurulmuş, ancak II. Dünya Savaşı es­nasında ve sonrasında bu kurumun fa­aliyetleri yasaklanmıştır. Bugün Saray-bosna’da bir cadde onun adını taşımak­tadır. Hasan Kâfî’nin hayatı ve eserleri, 1995ten itibaren Bosna-Hersek Devleti’nin resmî eğitim programına alınmış ve lise ders kitaplarında okutulmaya baş­lanmıştır.

Evliya Çelebi, Hasan Kâfî’nin Akhisar’­da bir cami, medrese, tekke, han, sıbyan mektebi, çeşme yaptırdığını ve bunlar için vakıflar tahsis ettiğini söyler. Bu te­sisler etrafında oluşan mahalleler Nevâbâd (Novo Mjesto) adıyla anılmıştır (bu­günkü Prusac’ta Srt |Sırt| mahallesinin üst tarafındadır). Tekkenin Halvetiyye ta­rikatına ait olduğunu belirten Evliya Çe­lebi, hanın kapısı üzerindeki kitabeye dayanarak söz konusu binanın 1021’de (1612) inşa edildiğini kaydeder [Seyahat­name, V, 445-446). Camide bulunan lev-haiardaki imzadan Hasan Kâfi’nin hat sa­natıyla da meşgul olduğu anlaşılmakta­dır (Nametak, Çevren, VII/4, s. 39).