Din ve Toplum: Toplumsal Yapı, Değişim ve Tabakalaşma Bağlamında Din

Toplumsal Yapı, Değişim ve Tabakalaşma Bağlamında
Din

Bireyin toplumda karşılaştığı örgütlü veya
norm hüviyetini kazanmış ilişkiler ya da bileşenler bütünü, “toplumsal yapı”yı
oluşturur.
Toplumsal değişim ise toplumsal
yapının zaman içinde geçirdiği dönüşümleri işaret eder.
Toplumsal tabakalaşma da toplumdaki değişik katmanlar arasındaki
ilişkilerin tasnif edilmesini içerir. Toplumsal tabakalaşmaya anlamını veren
husus, toplumsal yapıdır. Bu anlamda toplumsal tabakalaşma, toplumsal yapı
içindeki eşitsiz ilişkileri inceler.

Klasik
Tabakalaşma Teorileri

Marx, bir toplumsal yapıyı üretim ve mübadele
ilişkileri olarak çözümler. Bir toplumda üretim ilişkilerinin niteliği o
toplumun yapısını belirlediği gibi, toplumsal tabakalaşmayı oluşturan yapısal
farklılaşmaları da belirler. Toplumsal tabakalar (işçi sınıfı ve sermaye
sahipleri iki farklı toplumsal tabaka olarak düşünülebilir) birer sınıftır
ve birbirlerine karşı çatışma halindedirler.
Aralarındaki eşitsizlikten
dolayı çatışma kaçınılmazdır ve Marx’a göre toplumsal yapıyı oluşturan diğer
bütün kurumlarda da bu eşitsizlik gözlenir (Bu açıdan bakınca devrim şart diyor
Marx).

Weber’e göre “sınıflar”, Marx’taki gibi çatışmacı
bir temelde değil, aynı ekonomik karakteristikleri taşıyan toplumsal gruplar
olarak tanımlanır.
Weber’in toplumdaki
eşitsizlikleri incelerken asıl ilgisi iktidarın ve hâkimiyet ilişkilerinin
örgütlenme biçimlerini göstermektir. Maddi kaynakların dağılımından kaynaklı
eşitsizlik ve iktidar oluşumlarının yanı sıra toplumsal statüyü de bir tür
iktidar olarak tespit eder Weber ve buna toplumsal iktidar adını verir. Siyasi
iktidarı etkileme gücüne sahip (elitler, aristokratlar vs.) kimseleri de
siyasal iktidar sahibi olarak tespit eder. Dolayısıyla Weber’de toplumsal
tabakalaşmayı belirleyen üç ayrı gurup vardır: birincisi ekonomik ilişkilerde
kendini gösterir. Diğeri kişiye saygınlık kazandıran statüdür. Son olarak da
siyasi örgütlenmeler.

Durkheim için toplum ve toplumsal yapı, akılcı
şekilde kavranılabilen bir ahlaki normlar manzumesidir.
Din (aslında “kutsal”), Durkheim için toplumu kavramanın
önemli bir aracıdır. Toplumsal yapı, mekanik dayanışmada olduğunun tersine
benzerlikler üzerinden değil, farklılaşmalar temelinde oluşur. Durkheim, toplumdaki
farklılaşmanın ve katmanlaşmanın toplumdaki dayanışmanın yapıcı bir unsuru
olarak değerlendirir.

DİNİN
TOPLUMSAL TABAKALAŞMAYA ETKİLERİ

Dinin toplumdaki mevcut eşitsizlikleri ve
farklılaşmaları meşrulaştırma tarzlarına dair gösterilen en yetkin örnek, kast sistemidir.

Hindistan’a ait bir uygulamaymış gibi söz
edilse de Eski Mısır, Yunan site devletleri, Roma İmparatorluğu, Afrika ve
Polinezya yerlileri gibi antik dünyanın birçok toplumunda ve Amerika’daki
kölelik uygulamaları gibi modern dönemlerde görülen bir sistemdir. Kelimenin
kökeni Portekizcedir ve “ırk” ya da “soy” anlamına gelir.
Kast sistemi, özelde Hindulara özgü bir sisteme, genelde ise
kişilerin belirli bir toplumsal düzeyde dondurulduğu, hiyerarşik bir toplumsal
örgütlenme tarzı anlamına gelir.
Kastlar
arasında inanç olarak geçişkenlikler mümkün iken toplumsal olarak mümkün değildir.

Kast sistemine anlam veren inanç, günümüzdeki şekliyle
Hinduizm’dir. Dolayısıyla Hinduizm, kast sistemini meşrulaştıran ve onaylayan
ideolojik bir inanç olarak görünmektedir.

Hintlilerin kast sistemini ifade etmek için
kullandıkları kelimelerden en önemlileri “varna” ile “jati”dir.
Varna”lar kast sistemini
oluşturan dört büyük tabakanın her birisine verilen genel ad
iken “jati”ler her bir tabakadaki alt katmanları ifade
etmek için kullanılır
. “Varna”, “sınıf, statü, renk” anlamına gelir.

Hindu kast sisteminde dört büyük “varna”
vardır.

1. Brahmanlar:
Bunlar, entelektüel tabakadır. Brahmanizmin en önemli dinî kaynakları olan Vedaları
okuma ve yorumlama yetkisi bu tabakaya aittir
. Bilginler ve rahiplerden oluşur.

2. Kişatriyalar:
Bu tabaka da prensler, prensesler ve soylu savaşçılardan oluşur. Genelde üst
düzey memurlar da bu tabakada yer alır
.

3. Vaişyalar:
Tüccarlar, iş adamları ve toprak sahibi çiftçilerden oluşan bir tabakadır.

4. Sudralar:
Bu tabaka da işçiler ve kölelerden oluşur. Aslında herhangi bir mesleği
olmayan hünersiz kişiler
dir.

Bu dört “varna” dışında, bir de
“dokunulmazlar” addedilen “parya”lar vardır.

Aslında “parya”lar da bir “varna” oluşturmaktadırlar ancak toplumun bütün kötü ve
kirli işlerini yapmakla yükümlü bu kişiler, bu özelliklerinden dolayı “dokunulmaz”
olarak adlandırıldığından kast dışı bir kategorileştirilmeye tabi tutulmuşlardır.

Jati”ler
ise “varna”lar arasındaki konumları ve statüleri belirleyen ve sayıları
yüzleri bulabilen alt katmanlardır.
Her bir “jati”nin geniş bir aile ya da
kabile oluşturduğu söylenebilir. Her bir “jati”nin kendisine özgü bir yargı
sistemi de mevcuttur.

Varna doğan kişinin yaşayacağı hayatın
biçimini/şeklini belirler. Jati ise hayatın içeriğini belirler.

Karma ve reenkarnasyon inancı, kast
sisteminin itiraza mahal vermeden işlemesini sağlayan önemli unsurlardır. Karma, kişinin yazgısıdır. kişiye kendisine
uygun bir kastta doğduğu inancını verir. Reenkarnasyon inancı, hayatını jatiye
uygun olarak yaşayan kişinin bir sonraki yaşamında daha üst bir kastta doğma
şansına sahip olduğunu anlatır.

Varna ve jati arasındaki ilişkileri
düzenlemek üzere kirlilik ve mesafe kavramları karşımıza çıkar. Kirlilik, kişinin kastına uygun davranmamasından doğar.
Alt kasta mensup birinin yaptığı yemeği yemek kirlilik olarak kabul edilir.
Buna karşın üst kasttan birinin yaptığı yemeği yemekte bir sakınca yoktur.

Çoğunlukla, aynı “jati”de bulunanlar aynı
mekânda, aynı mahallede ya da sokakta yaşarlar. Dolayısıyla, toplumsal
katmanlar arasında sadece hiyerarşik değil, fiziki de bir mesafe oluşmuştur.

Günümüzde kast sisteminde bazı gevşemeler görülse
de kendini modern şartlara uyarlamaktadır.

Dinî
Grupların Seküler Tabakalaşması

Sütunlaşma”,
Hollanda için, temelde farklı hayat tarzlarının kabulüne dayalı geniş bir
uzlaşma olarak tanımlanmaktadır.
Farklı hayat tarzları derken kastedilen ise
ülkedeki iki büyük dinî grup olan Protestanlar ve Katolikler ile bunların dışında,
daha çok siyasal anlamlar içeren sosyalist ve liberallerdir.

7. yüzyılda Katolikleşen ülkede Protestanlığın
ortaya çıkışıyla birlikte hatırı sayılır bir kesimin bu mezhebi benimsemeye başlaması,
ülkeyi bir bölünmeyle karşı karşıya bırakmıştır. Protestan kesimin, İspanya’nın
etkisinden kurtulmak için giriştiği bağımsızlık mücadelesi, ülkede “din savaşları”
tehlikesini de beraberinde getirmiştir. Ancak, Orangeli William (William van
Orange) yönetimindeki Protestanlar, 10 yıllık bir savaştan sonra, “Din Barışı”
adı altında imzalanan bir anlaşmayla, Katolikleri de yanlarına çekmiş ve İspanyollara
karşı bağımsızlığın ilan edilmesini bu şekilde sağlanmıştır.
William’ın Katolikler ile Protestanları bu şekilde birleştirmesi,
sütunlaşmanın ilk nüvesi olarak görülmektedir.

Sütunlaşmanın şekillenmesinde, özellikle
sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan yeni toplum katmanlarının da devreye
girmesi rol oynamıştır.
Katolikler ile “kleine
luyden” (küçük esnaf) adı verilen Protestan kökenli küçük tüccarın, işçinin ve
çiftçinin “özgürleşmesi”nin sağlanması için sütunlaşma elzem olarak görülmüştür.

Nihayette, Hollanda “ulus”unun dört ayrı
“sütun”dan oluştuğu kabulüne dayalı bu mutabakatta, her bir grup bir diğeriyle
ilişkiye girmek zorunda kalmadan kendi kurumlarını kendi kaynaklarıyla oluşturma
hakkını elde etmiş ve toplum içinde ayrı bir tabaka hâline gelmiştir.

Ulusu kuran temel direkler olarak
benimsenen bu “sütun”lar da iki dinî grup olan Katolikler ve Protestanlar ile
iki siyasal grup olan sosyalistler ve liberallerdir.
Bu mutabakatta, her bir “sütun”un, kendi okulunu,
hastanesini, radyosunu-gazetesini-TV’sini, sendikasını, siyasal partisini hatta
dükkânlarını kurma hakkında sahip olması normal karşılanmakta hatta teşvik
edilmektedir.

Sütunlaşma, toplum katmanlarının “birlikte
ama temas etmeden yaşama” modelidir. Sütunlaşma örneğinde, dinî ve ideolojik
karşıtlıkların pasifleştirilmesini ama ayrıca çoğulcu bir topluma katılım
modelini buluruz.

1960’lı yıllardan itibaren Hollanda göç
almaya başlamış ve toplumsal yapıda değişmeler gözlenmiştir. Özellikle
Müslümanların topluma entegrasyonu ciddi bir sorun halini aldı. Sütunlaşmanın
çözülmeye başladığı bu dönemde Hollanda kendini, eskiye kıyasla daha fazla,
Hıristiyan değerler etrafında tanımlamaya başladı ve yine bu dönemde radikal
sağ söylemler dillenmeye başladı.

TABAKALAŞMA
VE DİN İÇİ HİYERARŞİLER

Din, toplumsal yapıda muhtevasını ve mesajını
bir şekilde sunabilecek mekanizmalar bulabilmekte ve bunu toplumsal katmanlara
ulaştırabilmektedir.

Din sosyolojisi toplumsal tabakalaşmayı iki
kategoriye ayırır: Birincisi dinden bağımsız olarak toplunda zaten varolan
tabakalar diğeri ise doğrudan dinin etkisiyle oluşan tabakalardır. İlk grup “doğal
gruplar” adını alırken diğeri “özellikle dinî gruplar” nitelemesiyle anılır.

Her dinin bir mesajı vardır ve bu mesajın
insanlara ulaştırılması için çeşitli mekanizmalara ihtiyaç duyulur. İslam’da
akidedeki belirli farklılıklarla birlikte Sünni ve Şia ekolleşmesi böyle teşkil
etmiştir.

Dinin mesajını alan insanların dini
ritüelleri eşgüdüm içerisinde devam ettirebilmeleri için, Hıristiyanlarda
olduğu üzere, ruhban sınıfı ortaya çıkmıştır. Diğer dinlerde de aynı amaca
hizmet eden oluşumlar vardır.

Kutsal metinlerin yorumu üzerinden kıymeti
kendinden menkul çeşitli guruplar (tarikat ve cemaatler gibi) ortaya
çıkabilmektedir.

Her din, kendi inancı dışındaki insanlara,
anlamı aşağı yukarı “kafir” olan adlar yakıştırır.

Yahudiler kendilerinden olmayanları
“gentile,” “goy” ve “nkhri” gibi sözcüklerle kategorize ederler. Yahudilerin
Orta Avrupa ve daha doğuda yaşayanlarına Eşkenazi (Aşkenazi), İspanya’da
yaşamış olanlarına Sefarad denilir. Doğuda yaşayanların dillerinde cermenik
unsurlar bulunur ve bu şiveye “yidiş” adı verilir. İspanya’da yaşayanların
dillerinde Latin tesiri bulunur ve buna da ladino adı verilir.

Hıristiyanlıkta kilise, din içi
hiyerarşinin, toplumsal tabakaların odak noktasıdır. Kilise, havari Petrus
tarafından kuruldu. Katolik mezhebi kendilerini Petrus kilisesinin devamı kabul
eder. Teslis (Tanrı’yı hem bir hem üç olarak kabul etmek) inancına kesin olarak
bağlıdırlar. İsa onlar için hem insan hem de Tanrı’dır. Kilise, ruhaniyetini
“Kutsal Ruh”tan alır. Kilisenin başı olan “Papa” Kutsal Ruh’tan ötürü yanılmaz
kabul edilir.

Ortodokslara Kutsal Ruh, Baba’dan neşet
eder (Katoliklerde aynı zamanda İsa’dan neşet eder). Kilisenin başı olan
Patrik, yanılmaz değildir fakat onun statüsü de ruhani kabul edilir.

Protestanların kilisesi ruhaniyeti
reddeder. Onlara göre Kitab-ı Mukaddes’le vaftiz olan kişi arasına hiçbir
kurumun girmesi gerekmez. Kendi aralarına Lutherci ve Kalvinist olarak iki kola
ayrılırlar (Anglikan Kilisesi de yine bu reform ekolündendir). Kalvinister
kutsal kitaba çok bağlıdırlar. Kiliselerinde resim ve şekle izin vermezler (put
karşıtı oldukları için). Lutherci ekol ise seküler liberal dünyada kabul görmüş
bir kilisedir. Anglikan Kilisesi Britanya’ya özel bir kilisedir.

İslam inancında yorum farklılıklarına bağlı
olarak mezhepler ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda mezhepler üç farklı saikle
ortaya çıkar: Siyasi, itikadî ve ibadete dayalı farklılaşmalar…

Mezhep ayrışmalarının asıl nedeni siyasidir
(insan her zaman güç peşinde olmuştur). Şia mezhebi hilafetin Hz. Ali’nin hakkı
iken diğerleri ondan önce halife oldu diye önceki halifeleri reddeder. Sünni
İslam’la aralarındaki temel ayrışma bu olmakla birlikte pratiklerde bazı
farklılıklar gözlenir.

İslam akaidinin yorumuna bağlı olarak Murcie,
Mutezile, Cebriye, Kaderiye gibi farklı mezhepler ortaya çıkmıştır. Ehli Sünnet
denilen çizgi diğerlerine baskındır. Bu kategoride de alt başlıklar oluşmuştur:
Maturidilik ve Eş’arilik gibi. Görmezden gelinen bir başlık da Selefiliktir.
Radikal, cihadist kan dökme heveslisi sapıklar bu başlıktan beslenirler.

İbadete dayalı farklılaşmalardan
kaynaklanan mezheplerin hepsi Ehli Sünnet kategorisindedir. Hanefilik, Şafilik,
Malikilik ve Hanbelilik ile Cefarilik ve benzeri mezhepler bu kategoridendir.
Bu mezheplerde içerik aynıdır (hepsinde namaz, zekât, oruç vs. vardır).
Aralarındaki farklılık biçimle sınırlıdır. 


Din ve Toplum
Editör: Prof. Dr. Yasin Aktay
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın no: 2991
Kasım 2015, Eskişehir