Cemal Kalyoncu – Saklı Hayatlar II

Cemal Kalyoncu – Saklı Hayatlar II

Röportajlar

Orhan Pamuk (s. 13-40)

Hayatımda iki-üç tane sıkıntılı dönem oldu.

22-30 yaş arası durmadan, günde 10 saat roman yazdım.
Romanlarımı yayınlamıyorlardı.

Çevrem de yavaş yavaş delirdiğime hükmediyordu ve bunu bana
inandırmaya çalışıyorlardı.

Ben böyle acıların insanı beslediğini düşünmüyorum.

Babam tarafı Türkleşmiş Çerkeslerdir.

(Ailede) Herkes kendini Türk görür.

Şevket Pamuk, Orhan’dan
18 ay büyük ağabeydir.

1890’lara kadar aile
Manisa’nın Gördes kazasında yaşıyor.

Baba tarafımdan Sabit Bey, 19. yüzyılın ikinci yarısında
Gördes müftülüğü yapmış.

Babaannemin anne tarafı ise 1850-60’lardaki Kafkas göçüyle
Gördes’e yerleştiriliyorlar.

Pamuk’un dedesi Mustafa
Şevket ve ailesi daha sonra Gördes’ten İzmir’e yerleşiyorlar.

Dedem, İsmet Paşa’nın döneminde demiryolu yapımından epey
para kazanmıştır.

Mustafa Şevket Bey ve
kardeşi Abdullah, Sakalcı soyadlı bir ailenin kızlarıyla evlenirler: Abdullah
Bey’in Turan (Hüseyin Batuhan’la evlenir) ve Selçuk adında iki kızı ve Kemal
adında bir oğlu dünyaya gelir.

Mustafa Şevket Bey de
Maide Pakize Hanım’la evlenir. Dört çocukları olur: Özhan, Aydın, Gündüz
(Pamuk’un babası) ve Gönül.

Doğan Hızlan, anne tarafımdan akrabamdır.

Çocukluğum fakir düşme hikâyeleri arasında geçti.

Gündüz Pamuk IBM’in
Türkiye şubesini açmakla görevlendirilir (1959-64).

1970’lere kadar da Koç
gurubunda çalıştı.

Sevmediğim ve kimsenin de bilmesini istemediğim küçük adım
Ferit’tir.

Cevdet Ferit ve Nikfal
çiftinin ortanca kızı Şeküre ile Gündüz Pamuk 1949’da evlenirler.

Orhan Pamuk 1970’de
Robert Kolej’den mezun olur.

O dönem, tembel,
şımarık, başarısız ve sürekli şaka yapan biri olarak bilinir. Olumlu imajı;
ressam olarak da bilinir.

6-7 yaşlarında resme
başlayan Pamuk, 22 yaşına dek resme devam eder.

1970’de İTÜ’de mühendislik
eğitimine başlar. Üçüncü yılda bu okuldan ayrılıp gazetecilik okumak üzere
İstanbul Üniversitesi’ne geçer. 1977’de mezun olur.

22 yaşındayken Cevdet
Bey ve Oğulları’nı yazmaya başlar. Bu roman 1982’de basılır.

Cevdet Bey ve Oğulları’ndaki Refik bana en çok yakın
olandır.

Şeküre-Gündüz çifti
1978’de resmen ayrılırlar.

İstediğim ilişkileri kuramazdım.

Bu beni yazarlığa itmiştir.

Hiçbir baltaya sap olamama lafı benim için büyükler
tarafından çok kullanılmıştır.

1982’de evlendiği eşi
Aylin Türegün, Ali ve Leman Tecimer’in kızıdır.

Beyaz Kale’de iki kahraman da bana benzer.

Kar’da bana benzeyen Ka’dır.

Kara Kitap’taki Galip bana tüm kahramanlarım içinde belki de
en yakın olanıdır.

Ben Yahudi değilim, Selanikli değilim.

Yalçın Küçük (s. 41-66)

Baba tarafından Türkmen
olan Küçük’ün ailesi yörede (Hatay) “Küçükefendiler” olarak tanınmaktadır.

Kabataş Lisesi’nde
yatılı okur. Burada Sabih Kanadoğlu ve Yavuz Alagonya gibi arkadaşlar edinir.

Liseyi bitirip Mülkiye’ye
birinci olarak başlar.

27 Mayıs üç sütun üzerinde olmuştur. Biri, aydın
hareketidir. Onun lideri Turan Feyizoğlu’dur. Biri, gençlik hareketidir. Onun
liderlerinden biri (…) idim.

28-29 Nisan’da Tahkikat Komisyonu beni arıyordu.
Saklanmıştım.

Güneye kaçtım.

Döndüğümde Hikmet Çetin’den bana bir haber geldi, ‘bazı
subaylar seninle görüşmek istiyor’ diye. O kişi Türkeş’ti.

Türkeş, Küçük’ten
Kızılay’da çok daha büyük bir öğrenci eylemi yapmasını ister.

Dolayısıyla kendimi 27 Mayıs’ı yapanlardan biri olarak
görüyorum.

1961’de evlendiği Temren
Hanım, 1960’da SBF’yi kuşatan alayın komutanı Albay Sabri Süer’in kızıdır.

Mülkiye’yi birincilikle
bitiren Küçük, DPT’ye girer.

Türkiye’ye TV’nin girişini beş yıl geciktirdim.

Demirel başbakan
yardımcısı olunca, Küçük de DPT’de ona bağlı olarak çalışır.

Demirel’in, Özal’ı
DPT’ye müsteşar olarak atayacağını öğrenince buradaki görevinden istifa eder.

Küçük, 1962’de Yön
dergisine Demirel’in Adalet Partisi’nin başına geleceğini yazdırmıştır.

Demirel, Planlama’da yedek subaydı, Müsteşar olmayı kabul
etmişti, görüş değiştirdi. Ben düşündüm, böyle yorumladım.

Demirel o tarihe kadar 27 Mayıs’ı destekliyordu.

Küçük, buradan ayrılınca
ABD’ye gider. Yale’de lisans eğitimi alır.

İddiasına göre
Türkiye’de anadili Rusça olmayıp, bu dili sonradan öğrenen ilk kişidir.

1970

Çok çeşitli cuntalar var, kaynıyor. Ekrem Acuner cuntası, Doğan
Avcıoğlu cuntası, Madanoğlu cuntası…

Numan Esin üniversiteye geldi (ODTÜ). Erdal İnönü’nün
odasında Atilla Sönmez’le beraber oturduk, konuştuk.

Sonradan öğrendim ki beni de Türkiye’yi yöneteceklerini düşündüklerini
40 kişilik ekibe koymuşlar.

Tabii içlerinden biri öbür tarafa da bilgi veriyormuş.
Sonunda 9 Mart 71’de bunlar yenildiler, 12 Mart gerçekleşti.

Darbe olunca ODTÜ’den
atılır.

Mehmet Ali Kışlalı,
Yankı’da çalışmasını ister. Bir süre Yankı’da ve sonrasında Cumhuriyet’te
yazmaya devam eder.

1973 sonlarında askere
alınır. 74’te savaşa gider.

Bana göre insan iki yerde insan olur; bir âşık olduğu,
sevdiği ile beraberken bir de savaşta.

Askerden sonra
Cumhuriyet’te çalışmaya devam eder.

Cumhuriyet, insanları soldan alır sağa verir.

Ben Cumhuriyet gazetesinde fıkra yazan, köşe yazan, sayfa
yapan tek Sabetayist olmayan adamım.

12 Eylül gelip
çattığında Gazi Üniversitesi’nde doçenttir.

Darbeden sonra
üniversiteden uzaklaştırılır.

Bir Yeni Cumhuriyet adlı
kitabı nedeniyle tutuklanır.

8 yıla mahkûm edilir.

1983’te Sultanahmet
cezaevine girer.

Yargıtay hükmü bozunca
serbest bırakılır.

Bundan sonra kitap
yazmaya ağırlık verir.

Abdullah Öcalan’la
röportaj yapması çok tepki çeker.

…şunu düşündüm: bu ülkenin, bize karşı savaş açmış bir
insanın ne dediğini bilmeye hakkı vardır.

Paris’te onomastik üzerine çalışmalarını yoğunlaştırır.

1993’te ayrıldığı Türkiye’ye 1998’de geri döner.

İki yıl hapis cezasıyla karşılanır.

Haymana Mezarı dediği cezaevine gönderilir. Doğu Perinçek’te
oradadır.

Alpay Nazikioğlu (s.67-80)

Anne tarafından dedelerinden biri çok eskilerde Yugoslavya
Kralıymış.

Yine dedelerinden biri olan Hersekli Mehmet Ali Paşa,
Atatürk’ün yakınında bulunmuş Hüsrev Gerede’nin de babasıdır.

Alpay, lisedeyken genç milli futbol takımın seçilir.

27 Mayıs 1960 ihtilali bir demokrasi hareketi idi. Yapılmış
tek askeri harekettir.

Ondan sonra yapılanlar bana göre faşizan hareketlerdir.

1964 yılında Ankara’daki Büyük Sinema’da sahneye çıkar.

Reha Oğuz Türkkan (s. 81-105)

Kastamonu – Taşköprü’de yaşayan Hacıkadızadeler olarak
bilinen bir aileye mensuptur.

Babası Halid Ziya Bey kadastroyu Türkiye’ye getiren kişidir.

Halid Ziya Bey, haritacılığa olan merakından mütevellit
devlet memuru olur.

İsmet İnönü ile çatışma yaşadı:

İnönü, devlet arazisi olan Taşlık’ta bir yerin tapusunu
kendisine çıkartsın diye zorluyordu onu. Babam direndi; ama Türkçülük davaları
başlayınca istifaya zorlandı.

Halid Ziya Bey, Büyükada’ya taşındıktan sonra Adnan Menderes
ve Kılıç Ali gibi birçok dost edinir.

Babam çok Türkçü idi, ırkçı denebilecek kadar.

Türkkan, Gazi Lisesi’ni bitirir.

Babasıyla birlikte bir kongreyi takip etmek üzere İtalya ve
Almanya’ya gider.

Mussolini ve Hitler’i dinler.

Yurda dönünce Ergenekon’u çıkarmaya başlar (1938).

Ergenekon’da ‘Faşizm tehlikedir’ diye yazar.

Ergenekon, İnönü tarafından ‘Almanlarla dostluğumuzu
bozuyor’ diye kapatılır.

Ergenekon kapatılınca 1939’da Bozkurt’u çıkarır. O yılın
sonunda Bozkurt’ta kapatılır.

1942’d Ş.Saracoğlu, ırkçı bir tarif yaparak Türklere heyecan
pompalar. Öte yandan sol yayınların sayısının artması ve devlet tarafından
sahiplenilmesi de aynı dönemde olur. Bunun üzerine Nihal Atsız, Başbakan
Saracoğlu’na açık bir mektup kaleme alır. ‘Nasıl böyle yaparsın?’ der o
mektupta.

Hasan Ali Yücel, Sabahattin Ali’ye Atsız aleyhinde dava
açtırır. Türkkan’da Atsız’a destek olmak üzere protesto gösterileri organize
eder.

Kısa süre sonra tutuklamalar başlar.

O meşhur ‘tabutluk hadisesi’ yaşanır.

Olaydan sonra bir süre iş bulamaz.

Türkiye’den uzaklaşmak ister.

Amerika’nın yolunu tutar (1947).

Columbia Üniversitesi’nde tecrübi psikoloji masteri yapar.
Aynı üniversitede ders vermeye başlar. Profesör olup emekli oluncaya dek ders
vermeye devam eder.

Harvard’da Prof. Skinner ve Dr. Crowder’la birlikte
öğrenmeyi çabuklaştıran bir sistem geliştirirler.

Ürettikleri projeyi uygulayan bir okul açarlar. Kısa sürede
okullarının sayısı 124’e ulaşır.

Hızlı başarı çok para ve hemen ardından iflas getirir.

Meksika’ya gider.

Öğrenim materyalleri alanında faaliyetlerde bulunur. Yine
çok kazanır ve 1969 krizinin etkisiyle iflas eder.

1972’de Türkiye’ye döner.

Müşfik Kenter (s. 107-118)

Babası Ahmet Naci, Robert Kolej’i bitirip hariciyeci olarak
çalışmaya başlar.

Bir ara İsmet Paşa’nın özel kalem müdürü olarak çalışır.
İsmet Paşa’yla birlikte Lozan’a giden heyette de yer alır.

Babası, İngiliz Olga Syntia ile evlenir ve hariciyedeki
görevinden ayrılır. Olga’nın yeni ismi Nadide olur.

Ali Naci-Nadide çiftinin beş çocukları olur: Nedim, Güner,
Mahmut, Yıldız ve Müşfik.

Müşfik Kenter 1932’de Üsküdar’da doğdu.

Ağabeyinin telemesiyle konservatuvara girer.

Ağabeyim, ‘herkes giriyor, sen niye girmiyorsun? Zaten
okumuyorsun, sen de gir konservatuvara’ dedi.

Böylece 1950’de konservatuvara girer.

1955’te mezun olur. Oynadığı ilk profesyonel oyun Selahattin
Batum’un Oğuz Ata’sıdır.

Ayla Algan (s.
119-129)

Ailesi Giritlidir.

Nevzat Yalçıntaş
(s. 131-143)

Sabahattin Zaim
(s. 145-154)

Aslen Rumelilidir (Vardar).

Hikmet Sami Türk
(s. 155-167)

Sulhi Dönmezer
(s. 168-179)

39 yaşında ordinaryüs olmuş bir üniversite hocasıdır.

Turhan Esener (s.
181-193)

Oktay Akbal (s.
195-206)

Dahiliye Nazırı Ebubekir Hazım Tepeyran’ın torunudur.

Refik Durbaş (s.
207-214)

Lisedeyken İsmet Özel ve Ataol Behramoğlu gibi dönemin genç
kalemleriyle birlikte Evrim dergisini çıkarır.

Şefik Fenmen (s.
215-228)

Sadrazam Mithat Paşa’nın torunudur.

1923’te doğdu.

Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydolur. Buradaki ortamı beğenmez
ve Lozan’a gider (1940).

Dışişlerindeki ilk görev yeri Kahire’dir.

1950’de teniste Türkiye birincisidir.

Bir süre başbakanlık özel kaleminde çalışır.

1959’da NATO’ya tayin olur.

1967’de Protokol Genel Müdürü olur.

12 Eylül darbesinden bir süre önce darbe yapılacağı bilgisi
kendisine ulaşır ancak bu bilgiyi kimseyle paylaşmaz.

Yüksel Söylemez
(s. 229-240)

Kemal Köprülü (s.
241-250)

Ela Güntekin (s.
251-267)

Mim Kemal Öke (s.
269-280)

(Dede Mim Kemal) 1911, Trablusgarp’ta cephede ismi Mustafa
Kemal iki yüzbaşıdan birinin ismi, aralarında karışıklık olmasın diye Mim Kemal
olarak anılmaya başlar. Mim Kemal ile Mustafa Kemal’in yolları daha sonra da
birleşir. Mim Kemal’a Öke soyadını veren de Mustafa Kemal’dir. Mason sembollerinden
özgürlük, eşitlik ve kardeşlik Öke soy isminin kaynağıdır.

Teşkilat-ı Mahsusa’dan olan Mim Kemal, Atatürk’ün isteğiyle
Mason Locasına girer.

Mim Kemal Öke, Maşrık-ı Azam-ı Osmani’nin 1930-33 yılları
arasında 13. üstadıdır.

Öke sülalesi aslen Uygur Türklerindendir.

Torun Mim Kemal Öke’nin babası Yılmaz Ali, Ekrem Hayri
Üstündağ’ın torunu Melek Pınar Hanım’la evlenir.

DP, Ekrem Hayri’nin Çeşme’deki evinde kurulmuştur.

…dedem Bülent Üstündağ 1946 seçimleri yapıldığı zaman
Demokrat İzmir (DP’nin yayın organı) gazetesinin sahibi ve başyazarıdır. 1946
seçimlerine CHP hile karıştırdığı vakit dedem bir makale yazar, ‘Nesebi gayr
i
sahih’ diye. Yani bu parlamento p… diye. Bunun üzerine İsmet İnönü, makaleyi
yazanı takibe aldırmış. Sorumlu müdür olarak da anneannem Mücteba Hanım
görüldüğü için tutuklanıp içeri atılır. Halk Partisi büyük bir umursamazlıkla
hamile bir kadının bir yazıdan dolayı 1,5 yıl hapiste kalmasını seyretti. Bunu
kendine yediremeyen dedem askerde beylik tabancası ile intihar eder. Tarih 10
Kasım’dır.

Mücteba Hanım bu travmayı atlatamaz ve 25 yıl sonra o da
intihar eder.

Derviş Manizade
(s. 281-292)

Şefik Okday (s.
293-305)

Osmanlı’nın son sadrazamı Tevfik Paşa’nın torunudur.

Tevfik Paşa 1879’da Atina’da görevliyken diplomat bir çocuklarına
mürebbiyelik yapan İsviçreli Elizabeth Tschumi ile evlenir. Elizabeth’in ismi
Afife olarak değiştirilir. Dindar bir kadın olan Afife Hanım çocuklarını
(İsmail Hakkı ve Ali Nuri) vaftiz ettirmeyi de ihmal etmez.

İsmail Hakkı, Sultan Vahidettin’in kızı Ulviye Sultan’la
evlenerek saraya damat olur.

İsmail Hakkı, ikinci evliliğini de Bülent Ecevit’in teyzesi
Ferhunde Hanım’la yapar.

Ali Zülfü Tigrel
(307-316)

Emine Gürsoy – Naskali
(s. 317-325)

Şefik Soyuyüce
(s. 327-356)

27 Mayıs’ı gerçekleştirenlerden birisidir.

28 Nisan”dan sonraki öğrenci eylemlerinin kendi
kontrollerinde olduğunu söyler.

“22 Mayıs’ta Belediye Sarayı’nın bulunduğu yerde gösterileri
biz ayar ettik.”

Darbeden sonra 15 Kasım 1960’ta müşavir olarak yurtdışına
gönderilir.

Zaman Kitap

Nisan 2004