Çatalcalı Ali Efendi Kimdir, Hayatı, Dönemi -Şeyhülislam- Hakkında Bilgi

36

Çatalcalı Ali Efendi, (ö. 1103/1692) Osmanlı şeyhülislâmı.

Alâiyeli Nakşibendî şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. İstanbul’a gittikten sonra Halvetiyye şeyhi Ömer Efendi’ye intisap eden babasının bu şeyhe ait za­viyede uzun yıllar halife olarak bulundu­ğu Çatalca’da doğdu (1041/1631-32). İlk öğrenimini burada yaptı, ardından 1057’de (1647) şeyhülislâm olan Hoca Abdürrahim Efendi tarafından mülâzım olarak kabul edildi. Daha sonra Minkârîzâde Yahya Efendi’ye intisap etti. Yahya Efen­di’nin 1652’de Mısır kadısı olması üze­rine onunla birlikte Mısır’a gitti ve Bab Mahkemesi naibi oldu. Bu sırada hac fa­rizasını da yerine getirdi. 1659 yılında Yahya Efendi İstanbul kadısı olunca Ali Efendi de İstanbul Bab Mahkemesi nâibliğine tayin edildi. 1661 “de Abdürrahimzâde Mehmed Efendi’nin Mısır ka­dılığına tayini sırasında ikinci defa Mı­sır’a gitti ve tekrar Bab Mahkemesi na­ibi oldu. Daha otuz yaşına ulaşmadan ilim çevrelerinde büyük bir isim yaparak “Nâib Çelebi” adıyla anılmaya başlandı.

Bu arada öğretim sahasına geçen Ali Efendi 1663’te Mesih Paşa, 1664’te Hâfiz Paşa ve ardından Gazanfer Ağa med­reselerine müderris oldu. Bu görevde iken 1663 yılında Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın Uyvar seferine ordu kadı­sı olarak katıldı. 1666’da Selanik kadılı­ğı yaptıktan sonra ordu kadısı olarak Gi­rit seferine iştirak etti. Gerek Uyvar ge­rekse Girit seferleri sırasındaki başarılı hizmetleriyle devlet erkânının ve özel­likle Fâzıl Ahmed Paşa’nın takdirini ka­zandı. 1671 “de Mısır kadılığına tayin edil­diyse de henüz göreve başlamadan İs­tanbul’a getirilip kendisine Rumeli ka­zaskerliği, 1673’te aziedildiğinde de Ayıntab kazası arpalık olarak verildi. Çok geç­meden Şeyhülislâm Minkârîzâde’nin has­talık sebebiyle emekliye sevkedilmesi üzerine Sadrazam Fâzıl Ahmed Paşa’nın tavsiyesiyle, Ukrayna seferi için ordu­nun Hacıoğlupazan’nda bulunduğu sı­rada oraya çağrılarak 15 Zilkade 1084′-te henüz kırk üç yaşında iken şeyhülislâm oldu.

Ali Efendi’nin on iki yılı aşan şeyhülis­lâmlığı dönemi, 1683 Viyana bozgunu sonucunda Macar topraklarının elden çıktığı buhranlı bir devreye rastladı. Av­dan başka bir şey düşünmemek ve dev­let işlerini yüzüstü bırakmakla suçlanan IV. Mehmed’i ikaz etmeyip şeyhülislâm­lık görevini lâyıkıyla yapmadığı ileri sü­rüldü, bu yüzden hakarete dahi mâruz kaldı. Kazaskerler kendisini ziyaret edip padişahın cuma namazına gelmemesi­nin, din ve devlet işleriyle ilgilenmemesinin sebebini sorarak dolaylı yoldan ken­disini İtham ettiler. Ali Efendi ise duru­mu bir yazı ile kaymakam paşaya bil­dirmekle yetinmiş, paşa da bir telhisle bunu padişaha arzetmişti. Bu olaydan az sonra padişahın da katılacağı bir dua merasimi için araba ile Valide Camii’ne giderken ulemâ, askerî ocakların ileri gelenleri ve halktan oluşan bir topluluk tarafından hakarete uğramış, bunlar kendisine ağır sözler söyleyerek araba­sını parçalamaya teşebbüs etmişlerdi.

Uğradığı hakaretlerden çok etkilenen Ali Efendi, padişahın Budin’in düşmesi üze­rine durumu İstişare etmek için kendi­sini de çağırdığı Dâvud Paşa sahrasın-daki toplantıya gitmedi. Bunun üzerine IV. Mehmed 26 Eylül 1686’da şeyhülislâ­mı, “dimağının fesada uğradığı” gerek­çesiyle azlederek Bursa’ya sürülmesini emretti. Sürgüne gönderilen Ali Efendi’ye sonradan Geli­bolu, Sehirköy. Sultanhisar kazaları arpalık olarak verildi. 1687’de Rodos ada­sına gönderildiyse de kısa süre sonra tekrar Bursa’ya dönmesine izin verildi. Bu defa arpalıkları da Tire, Pınarhisar, Karasu Yenicesi’ne çevrildi. Ancak 1690′-da İstanbul’a dönebildi.

Ali Efendi iki yıl sonra yeniden şeyhü­lislâmlığa getirildi. 9 Mart 1692’de Ebu-saidzâde’nin azli üzerine II. Ahmed onu Edirne’ye davet ederek Alay Köşkü’nde iltifatla karşıladı; IV. Mehmed zamanın­da gösterdiği dürüstlük ve şer’î prensip­ler çerçevesinde devlete hizmeti sebe­biyle kendisini yeniden meşihat maka­mına getirdiğini söyleyerek doğruyu söy­lemekten çekinmemesini tenbih etti.

İkinci şeyhülislâmlığı ancak kırk gün sürdü. 2 Şaban 1103’te Edirne’de vefat etti. Mezarı Edirne’de Zehrimâr Camii hazîresindedir. Ali Efen­di’nin çağdaşı olan tarihçi Silâhdar Fındıktılı Mehmed Ağa, onu tesir altında ka­lan bir şahsiyet olarak nitelendirmekteyse de diğer kaynaklar bu kanaati teyit etmemektedir.

Ali Efendi, tarikatla da ilgilenmesi se­bebiyle “mecmau’l-bahreyn” (iki denizin birleştiği yer) sıfatıyla anılmıştır. Uzun meşihati döneminde düzenlediği veya imzaladığı belgelerden arşivlerde pek çok örnek bulunduğu gibi orijinal fetva­larından da birçok örnek mevcuttur. Ru­meli kazaskerliği sırasında tutulan bir rûznâmçe İstanbul Şer’iyye Sicilleri Arşivi’nde kayıtlı bulunmaktadır (nr. 45).

Çatalcalı Ali Efendi’nin asıl şöhreti, uzun süren şeyhülislâmlığı döneminde verdiği fetvalardan oluşan ve Fetâvâyı Ali Efendi’ adıyla bilinen kitabından gel­mektedir. Devrinin dinî, sosyal ve kültü­rel hayatına ışık tutan bu fetvalar iyi bir tasnifle önce tek cilt, sonra da iki cilt ha­linde defalarca basılmıştır. Ayrıca kütüphanelerde pek çok yazma nüshası bulunmaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopeidisi