Arthur Shopenhauer, Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar

Arthur Shopenhauer –  Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar

KOLAY ŞEY DEĞİLDİR MUTLULUK, KENDİMİZDE BULMAK ÇOK ZOR, BAŞKA YERDE BULMAK İMKANSIZDIR.
COMFORT

İNSANLARI HUZURSUZ EDEN, OLAYLAR DEĞİL; OLAYLAR HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİDİR.
EPİKTETOS

İnsanların yazgılarındaki farklılıkların nedeni üç temel üzerinde incelenebilir.
1- Bir kimsenin ne olduğu.
2- Bir kimsenin neye sahip olduğu.
3- Bir kimsenin neyi temsil ettiği.

Her zaman bir kimsenin ne olduğu ve buna göre kendinde neye sahip olduğu önemlidir. Çünkü bireyselliği ona sürekli ve her yerde eşlik eder. Yaşadığı her şey, rengini bireyselliğinden alır.
Yaşam devinimde vardır(Aristoteles), Vücut içi devinim dışarıda da karşılığını bulmak ister aksi halde bir tezat ve tabiatıyla mutsuzluk oluşur. Mutluluğun %90’ı sağlığa dayanır.

Mutluluğun iki temel düşmanı, ıstırap ve can sıkıntısı.
İhtiyaç içinde bulunmak, ıstırap üretir; buna karşın bir insan ihtiyacı olandan çok daha fazlasına sahipse can sıkıntısından kurtulamaz.

Sıkıntılı kafaların, can sıkıntısına çok maruz kalıyor olmalarının nedeni, onların zihninin isteklerinin konularının ortamı olmaktan daha fazla bir şey olmamasıdır.
Mutluluk, kendi kendilerine yetenlerindir(Aristoteles).
Yazgı acımasızdır ve insanlar zavallıdır.
Buna göre, seçkin, zengin bir bireyselliğe sahip olmak ve özellikle zihinselliği yüksek olmak hiç kuşkusuz ki en büyük(değerli) yazgıdır.

Bir kimsenin neye sahip olduğu üzerine;
Mutluluk üzerine yazmış olan Epiküros insanın gereksinimlerini 3 sınıfa indirger,
1. ler doğal ve zorunlu olanlardır, karşılanmadıklarında acı hissine sebep olurlar (beslenme ve giyinme gibi).
2. ler cinsel ihtiyaçlar/istekler.
3. ler zenginlik ve şatafattır.

İsteklerimiz düşünce ufkumuzla doğru orantılıdır. İsteklerimiz kendi bilgi alanımızın ötesine geçemez. Bilmediğimiz bir şeyi isteyemeyiz dolayısıyla eksikliğini de hissedemeyiz (!!!).

İstekler önünde engel yoksa mutlu, engel varsa mutsuz oluruz.

Bir kimsenin sahip olduğu şeylere kadın ve çocukları katmazdım; çünkü daha çok bunlar o kimseye sahip olurlar. Arkadaşlar ise bu kalemde sayılabilir; Ama burada da sahip olma, ötekiler tarafından eşit ölçüde sahip olunmalıdır (s. 55).

SADECE İKİ GÜNÜMÜZ VAR YAŞAMAK İÇİN; BU GÜNLERİ DE AŞAĞILIK HERİFLERİN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKEREK GEÇİRMEYE DEĞMEZ
VOLTAİRE

Onur, yaşamın üstündedir…. aslında bu varolmak ve esenlik içinde olmak bir hiçtir! asıl önemli olan başkalarının hakkımızda ne düşündükleridir (s. 59).

Senin onu bildiğini başkaları da bilmiyorsa neyi bildiğinin değeri yoktur (s. 59).

Doğamızın budalalığı esas olarak üç sürgün verir; mevki hırsı, kibir ve gurur (s. 64).

Dünyada gurur duyabileceği hiçbir şeyi olmayan zavallı bir adam, son çareye, ait olmakla gurur duyduğu ulusa uzatır elini (s. 66).

Küfür eden, böylelikle ötekine karşı söyleyecek gerçek ve doğru hiçbir sözü olmadığını ortaya koyar (s. 70).

Onur sözkonusu olduğunda, tüm farklılıklarına rağmen herkesin başvurabileceği en yüksek yargı makamı fiziksel şiddettir (s. 84).

Kendisine yönelik her türlü çatlak sesi, daha yükseğe çıkmasın diye, anında boğmaya çalışan kişinin kendi değeri hakkında zayıf bir görüşü vardır (s. 95).

Başkalarını onurlandırdığımızda, kendimizi soysuzlaştırmak zorundayız (Goethe’den aktarıyor, s. 112).

Akıllı kişi zevkin/hazzın değil, acısızlığın peşinden gider (Aristoteles, s. 125).

İşlerimiz yolunda olsada herhangi bir küçük aksaklıkta tüm dikkatimiz aksayan işe odaklanır ve bu sayede kendimizi mutsuz/rahatsız ederiz. Budala, haz peşinde koşar, bilge kişi budaladan kaçar!

İnsanın mutsuzluğunu değerlendirmek için, canını sıkanın ne olduğuna bakmak lazım. Can sıkıntısı ne kadar az ise kişi o kadar mutludur.

Yaşamımızı çok abartılı gereklilikler üzerine inşa edersek mutluluk risk altında kalır.
Fazlasıyla bugünde yaşayanlar, bunlar düşüncesizler, fazlasıyla gelecekte yaşayanlar ise korkaklardır.

Kıskançlık; İnsanların kıskançlıkları, kendilerini ne denli mutsuz hissettiklerini gösterir. Başkalarının yaptıklarına ve ettiklerine sürekli dikkat ediyor olmaları, canlarının ne denli sıkıldığını gösterir.

Hiçkimse kendinden fazlasını göremez. Herkes başkasında, kendisi olabildiği kadarını görür, çünkü onu ancak kendi zekası ölçüsünde kavrayabilir.

Sevgi, saygı ve ticaret…
İnsanlar bağışlandıkça arsızlaşırlar.
Bir dostun ödünç istediği şeyi ona vermemekle o kişiyi yitirmeyiz, ama ödünç istediği şeyi ona vermekle onu kolayca kaybedebiliriz (s 185).

İnsanlar özellikle onlara muhtaç olduğumuz düşüncesini kesinlikle kaldıramazlar, kibir ve kendini beğenme, bu düşüncenin ayrılmaz eşlikçileridir (s 185).

Eğer bir kimse, yaşamın küçük gündelik olaylarında ve ilişkilerinde, yasa küçük şeylerle ilgilenmez kuralının geçerli olduğu durumlarda, başkalarını dikkate almadan davranıyor, salt kendi yararını ya da kendi rahatını, başkalarının zararına arıyorsa; bunun için gereken herşeye uyum sağlıyorsa vb. onun yüreğinde adaletin yer almadığına, tersine yasanın ve şiddetin elini bağlamadığı durumlarda, alçak bir herif olacağına inanmalı ve ona artık eşeğin ötesinde güvenilmemelidir (s 188).

Dünya kötülük içindedir, vahşiler birbirlerini yiyor, evcilleşmişler birbirlerini dolandırıyorlar ve buna da dünyanın gidişatı diyorlar (s 190).

Hiç kimse bir maskeyi uzun süre taşıyamaz, rol çok geçmeden asıl doğasına döner (s. 193).

Düşmanının bilmesini istemediğin şeyi dostuna söyleme.

Sırrımı saklarsam benim tutsağım olur, açıklarsam ben onun tutsağı durumuna düşerim (s. 215).

Kötü adımların cezası öteki dünyada çekilecekse de, aptalca adımların cezası bu dünyada da çekilecektir (s. 215).

Yaşamın mülkleri bir yana, tüm bir yaşamın kendisi bile yüreğin korkakça çarpmasına ve büzüşmesine değmez, bu yüzden cesur, yaşasın (s. 217).