Alexander Nehamas – Yaşama Sanatı Felsefesi

Alexander
Nehamas – Yaşama Sanatı Felsefesi

Platon’dan
Foucault’ya Sokratik Düşünümler

Kişinin elinde bir karakter olmadığında, yerine bir
yöntem bulup koyar.

Düşüş, Camus

Felsefe teorik bir disiplindir.

Aristoteles felsefeyi “teori” ile özdeşleştirdiğinde
bile amacı,

Teorik bir etkinliğe dayalı yaşamın, felsefeye
dayalı bir yaşamın, insan varlıkların sürebileceği en iyi yaşam olduğunu öne
sürmekti. (s. 16)

Bu kitapta tartıştığım yaşama sanatı
felsefecilerinin hepsi de benliği verilmiş değil inşa edilmiş bir bütünlük
olarak görür.

Yaşama sanatı olarak felsefe Sokrates’le başlar.

Yaşama sanatı

Yazıda tatbik edilir.

Kişinin ardında bıraktığı anıt, geçici yaşam değil,
daimi yapıttır sonuçta.

Sokrates’i taklit etmek, tıpkı Sokrates’in yaptığı
gibi, kişinin kendisini yaratmasıdır. (s. 29)

…ironicinin kastettiği şeyi bilmenin hiçbir kesin
yolu yoktur
.

Sokratik ironiyi bir sessizlik biçimi olarak
düşünmemim sebebi bu. (s. 31)

Platon ilk diyaloglarında Sokrates’i kendi hesabına
paradoksal bir karakter olarak sunar: “erdem” bilgisinin iyi bir yaşam için
gerekli olduğuna kani Sokrates, bu bilgiden yoksun olduğunu itiraf eder, ama
yine de Platon’un bilebildiği kadarıyla en iyi yaşamı sürer. Platon bu
paradoksun içinden çıkamaz. (s. 32)

Foucault’nun ilk yapıtlarındaki haşin, tarafsız
tarih düşünüründen son yapıtlarındaki sevecen, şefkatli “bir varoluş estetiği”
savunucusuna dönüşene kadarki düşünsel gelişiminin bir özetini sunuyorum. (s.
34)

Hiçbir roman ‘Büyülü Dağ’a sinmiş indirgenemez
zıtdeğerliliğin yanına yaklaşamaz. (s. 39)

Firsch sözcüğü ve türevleri sabah “tazeliği”ne
yapılan ilk göndermeden gelişir ve bu bölümde defalarca boy gösterir. Pasajın
tamamı incelikli bir biçimde Berghof’un konumlandığı dağ manzarası ile
sanatoryum içindeki dağılma arasında bir karşıtlık kurar. (s. 43)

Hans’ın hastalığıyla ilgili körlüğümüz keza
kendimizle ilgili bir körlüktür de. Mann, Hans’ın karakterinde kendini
kandırmayı resmederken, aynı kendini kandırmayı okuyucularında da üretir.
Yaratılan etki gerçekten de dondurucudur. (s. 50)

Hans’ın hastalığı, Mann’ın roman boyunca ima ettiği
gibi, düzlüğün burjuva dünyasına uyum sağlamadaki ruhsal beceriksizliğinin
fiziksel dışavurumudur. (s. 56)

Platon’un ilk diyalogları olarak şunları sayıyorum
(harf sırasına göre): Apology, Charmides, Crito, Euthyphro, Hippias Minor, Ion,
Laches, Protagoras.

Bu diyaloglardan kısa bir süre sonra, onlarla
bağlantılı olarak ve bu diyaloglarda ortaya atılan sorunlarla uğraşan ama yeni
çözümlemelere dair ilk girişimleri önerenlerse şunlardır: Gorgias, Hippias Major,
Lysis, Menexenus, Menon.

Platon’un ara dönem yapıtları arasında olası bir
kronolojik sıralamayla şunları sayıyorum: Symposium, Phaidon, Politeia,
Euthydemos, Kratylos, Parmenides, Phaidros, Theaitetos.

Platon’un son dönem yapıtları ise yine olası bir
kronolojik sırayla şunları içermektedir: Timaeus, Kritias, Sophist, Politicus,
Philebos, Laws. (dipnot, s. 66)

Sokrates, Meletos’un sonunda kendisini ölüme
gönderecek olan dinsizlik suçlamasına karşı kendini savunmak için Kral Arkhont’un
sarayına gelir. Sarayın girişinde, günlük işçilerinden birini öldürdüğü
gerekçesiyle öz babasını dava etmek için gelmiş olan Euthyphron’a rastlar.
Euthyphron’un davası, düpedüz dinsizlik olmasa da en azından utandırıcıdır ve
Sokrates Euthyphron’un babasının peşini bırakmamaya karar vermesinden duyduğu
şaşkınlığı dile getirir, tıpkı Euthyphron’un kendi akrabalarının yaptığı gibi.

Sokrates’le konuşmaya can atan Euthyphron,
dindarlığın mahiyetini gerçekten bildiği konusunda onunla aynı fikirdedir ve
Sokrates’in ihtiyaç duyduğu şey de budur. Euthyphron’dan kendisi için
dindarlığı tanımlamasını ister ve diyaloğun diyalektik kısmı yola koyulur. (s.
66/67)

Çoğu kişinin düşündüğünün tersine, insanları sokakta
durdurup birdenbire onlardan erdemi tanımlamalarını ve yaşamlarını haklı
çıkarmalarını isteyen Sokrates değil, Sokrates’i söyleşiye sürükleyen başka
biridir.

Örneğin Crito, Laches, Protagoras, Menon ve Hippias
Minor’de izlenen yöntem budur.

Sokrates’in iyi bir başı çekiyor gibi göründüğü
Gorgias gibi diyaloglarda bile Platon genellikle Sokrates’e böyle yapması için
iyi bir sebep verir. Gorgias Kallikles’in Sokrates’e konu ne olursa olsun
Gorgias’ın kendisine sorulan her soruya yanıt verdiği bir toplantıyı kaçırmış
olsa da Sokrates’in Gorgias’la bir araya gelme şansına sahip olabileceğini ve
yanlarında başka kimse olmaksızın istediği her şeyi ona sorabileceğini söyler.
Agora’da gezinen ve insanlara neredeyse gelişigüzel hitap eden Sokrates imgesi,
Savunma’da (26d-30c, 31b) (tartışmalı) bir temele sahip olsa da, Platonik diyaloglarda
bizim yaygın olarak inandığımızdan çok daha baskındır. (s. 72)

Platon’un Euthyphron portresi

…şaşılacak derecede kibirli, kendini beğenmiş bir
karakterin portresidir. (s. 74)

Euthyphron

Kendini beğenmiş bir budaladan başka bir şey
değilmiş gibi resmedilmiştir. (s. 75)

Euthyphron edebi bir karakterdir, gerçek bir kişi
değil. Euthyphron aptallığından sorumlu değildir, bu sorumluluk Platon’a
aittir. (s. 76)

Çoğunlukla bu küçük diyaloğu okur, sonra da tıpkı Euthyphron’un
ansızın işini hatırlayıp Sokrates’le söyleşisini sona erdirmesinin eksiksiz bir
yinelenişi olan bir jestle kitabın kapağını kapatırız
.

Sokrates’in ironisi Euthyphron’a ancak bir
araç olarak yönelir; asıl hedefi Platon’un diyaloğunun okuyucularıdır
. (s. 80)

Aslında bizim durumumuz bazı bakımlardan Euthyphron’unkinden
daha kötüdür. Zira Platon bizi, iyi olanı bildiğimize inanma ve kötü olanı
yapma konumuna sokar: kendimize ve öğrencilerimize Sokrates’in haklı Euthyphron’un
ise haksız olduğunu söyleriz ama ne var ki, Sokrates’le olan birliğimizin talep
ettiği türde bir yaşamı reddederiz.

Yorumcuların nesiller boyu Euthyphron’da farkına
vardığı ama kendilerinde göz ardı ettiği kendini kandırmanın aynısı; Hans
Castrop’ta gördüğümüz ama kendimizde göz ardı ettiğimiz aynı kendini kandırma. (s.
84/85)

Elenkhos: Sokrates’in muhataplarının özgüvenlerini delik
deşik etmeye çalıştığı yıpratıcı soru yanıt yöntemi.

Sokrates’in muhatapları Euthyphron gibi aptal, Ion
gibi saf, Kharmides veya Kritias gibi zorba ya da Protagoras gibi kendini fazla
önemseyen biri oldukları için Sokrates’in vurgulamak istediği noktayı gözden
kaçırmazlar basitçe… (s. 90)

…bu fark edilmesi ve alt edilmesi güç çok yaygın bir
haldir –özellikle aptal, saf, zorba veya kendini önemseyen biri olamasak bile
çoğumuzu karakterize eden genel bir insanlık halidir. (s. 91)

Eironeia: Kurnazca mazeretlerle sorumluluktan
kaçınma.

İronik olmak

Niyetin gizlenmesi, kişinin düşündüğünden daha
azının söylenmesi, kişinin kendisini olduğundan daha az sunmasıdır. İroninin
karşıtı ise övünme, şişinmedir, kişinin olduğundan daha fazlası olduğu iddiasıdır.
(s. 94)

Aristoteles Rhetoric’te daha geleneksel ve olumsuz
bir eironeia görüşü önerir. Ama Nicomachean Ethics’te eironeia’yı şişinmeyle
karşıtlaştırır, ondan olumlu söz eder. (s. 96)

İnsan bir kimseyi hakikat konusunda aldatabilir.

İnsan bir kimseyi aldatarak da hakikate
ulaştırabilir.

Yanılsama içindeki bir kişi, yalnızca
aldatılarak hakikate ulaştırılabilir
.
(s. 100)

İroni

Tersi bir şeyi söyleyerek kastettiğimiz şeyi ifade
eder yalnızca. Bu her zaman yaptığımız bir şeydir –çocuklar bile bunu yapar- ve
bunu yapmayı seçtiğimizde, tam da bu seçimle birlikte konuşurken insanları
aldatma seçeneğini elimizden kaçırırız
.
(s. 101)

(demek ki
ironinin kendisi de ironik!
)

Söylediğiniz anladığınızdan oldukça farklı bir şey
olduğunda kibarlık riyakârlıktır. (s. 104)

Cicero, ironinin düşündüğümüz şeyin zıttını değil,
farklı bir şey söylüyor olduğumuz izlenimi uyandırdığını söylüyor. (s. 106)

Düşüncenin gözü ne zaman iyi görmeye başlar:
gözlerimiz keskinliğini kaybedince. (s. 116)

Sokrates’in muhatapları arasından kim Sokrates
tarafından daha iyi bir noktaya ulaştırılmıştır, daha iyi bir kişiye
dönüştürülmüştür ki? Protagoras hiç değişmeden kalır. Gorgias, Polos,
Kallikles, Hippia, Euthydemos ve Dionysiodorus da öyle. Aynısı Euthyphron, Ion ve
Menon için de geçerlidir. Ahlaki düzelme, iyileşme Kharmides ve Kritias’ın
yaşamlarının gidişatını mazur görülemez bir biçimde yanlış tanımlar. Lakhes ve
Lysis olumlu bir notla sona erer: konuşmaya katılanlar, orada başlattıkları
çabaları sürdürmeye söz verirler, ama
Platon
Sokrates’in uzun vadeli etkisi sorununu tamamen çözümsüz bırakır
. (s. 123)

Sokrates’in bilgisizliği sahicidir ve belki de bu
onun hakkındaki en önemli gerçektir. (s. 134)

Sokrates’in sahip olduğu bilgi, ömür boyu sürdürdüğü
elenkhos pratiği
aracılığıyla kazandığı bilgidir; bununla karşılaştırdığı bilgi ise felsefecilerin
bilgisi değil, zanaatkârlar ve sanatkârların sahip olduğuna inandığı bilgidir.
(s. 141)

Sokrates’in

İstediği ise, bu görüşleri kendine ifade edebilme ve
haklı çıkarabilme ve dolayısıyla bunları başkalarına aktarabilme becerisidir –acılı
bir şekilde kendisinin sahip olmadığının farkında olduğu bir beceridir bu. (s.
144)

Yanlış bir şey yapmanın, birine zarar vermenin zarar
görmekten daha kötü olduğuna dair kesin açıklaması haricinde Sokrates Platon’un
ilk yapıtlarında bilgiye sahip olduğunu gerçekten de asla açıkça iddia etmez.
(s. 160)

Menon

Bu yapıt bize anımsama teorisini tanıtır. Bu teoriye
göre, ölümsüz ruhlarımız kendilerinde henüz doğmamış haldeyken derledikleri
doğru inançları barındırır.

Menon ayrıca, yalnızca bilgi öğretilebildiği için ve
arete öğretilemez göründüğü için arete’nin her şeye rağmen salt doğru inanç
olabileceğini öne sürer. (s. 164)

Sokrates’i olduğu gibi iyi bir insan olarak kabul
eden tek kişi, diyaloglarda asla boy göstermeyen biridir –yani Platon’un
kendisi. (s. 167)

Platon’un Sokrates’i anlaşılmazlığını koruduğu
ölçüde tamamlanmamış, son şeklini almamış bir karakterdir. Tamamlanmamışlık da
gerçeğe benzeme bakımından elzemdir. (s. 172)

Ksenophanes’e göre Sokrates sürekli olarak gücünüz
ölçüsünde ölümsüz tanrılara kurban verin dizesini övüyordu.

Kişinin gücüne göre eylemesi

Montaigne bu sözden şu öğüdü çıkarır: Arzularımızı
en basit ve en yakın şeylere yöneltmeli ve bunlara sabitlemeliyiz. (s.198)

Silenus: Dışarıdan çirkin, içeridense bir doğal
güzellik timsali

Montaigne’in Sokrates’i

Hem silenik’tir hem doğaldır, hem özdenetimlidir hem
başkalarına faydalıdır, hem alışılmadıktır hem anlaşılması kolaydır. (s. 207)

Gerekli olan, tek bir şey – kişinin karakterine üslup kazandırmak. Büyük ve nadir bir sanat bu! (s. 259)

“Ha, Kriton, Asklepios’a bir horoz adadık. Bunu
yerine getir, unutma!” Sokrates

Bozulan bir bedenle yaşamaya değmiyorsa, bozulan bir ruhla yaşamak daha da değersizidir. (s. 287)

Doğru felsefe yapanlar kendilerini ölüme
hazırlar. (s. 292)

Sokrates’in misyonunun birinci özelliği

Bireyleri, kendileri hakkında

Hakikatle yüzleştirmeye yönelik bireysel
çabasıdır
. (s. 297)

Foucault ilk yapıtlarının çoğunda, bir kurumu ıslah
etmeye yönelik her çabanın bu kurumu sürdürmekle hüsrana uğradığını öne sürer.
(s. 305)

İnsan özgür olmaya mahkûmdur. Foucault bu görüşten
şiddetle tiksindi ve özgür olmaktan öte
insan bireylerin fail ve
model bile olmadığını,
sadece
ve sadece kendi tarihlerinin yaratıları

olduğunu öne sürdü. Özne’nin kendisi (…) tarihsel güçlerin ürünüdür. (s. 307)

Bilgi olmaksızın iktidarın/gücün uygulanması mümkün
değildir.

Bir şeyi bilmek onun üzerinde iktidar/güç
sahibi olmak demektir
. (s. 310)

Foucault’un ilk yapıtlarında ki amacı

Amacı, beşeri bilimlerin

Daha çok bir iktidar aleti, modern özne’yi yaratma
ve denetleme aracı olduklarını göstermek… (s. 311)

…benliğe özen göstermenin kişinin gerçekte kim
olduğunun keşfedilme süreci değil, kişinin kim olabileceğinin icat edilme ve
geliştirilme süreci olduğuna inanıyordu.

Benimsediği model de sanatsal yaratıcılıktır. (s.
319/320)

Çilecilik hazzın bastırılması değil,
düzenlenmesidir. Hedefi yadsıma değil tatmindir. (s. 321)

Kendine özen göstermenin Apology’deki içeriği nedir?

Elenkhos’tur: kişinin başka insanların görüşlerini
sorgularken sürekli olarak kendi görüşlerini sorgulamasıdır. (s. 326)

Chaerephon’un Delphoi’ye daha bilge başka herhangi
bir kişi olup olmadığını sormasına yol açan ünü Sokrates’e kazandıran şey
neydi? Hiçbir fikrimiz yok. (s. 336)

The Art of
Living: Sokratik Reflections From Plato to Foucault

Türkçeleştiren: Cem Soydemir

Ayrıntı Yayınları

2002