Ahmed Bey (Hüseyni) Kimdir, Hayatı, Dönemi, Hakkında Bilgi

37

Ahmed Bey (1806-1855) Osmanlı Devleti yönetimindeki Tunus’ta 1705-1881 yılları arasında hüküm süren Hüseynî hanedanının onuncu beyi (1837-1855).

Osmanlı hâkimiyetine karşı çıkması ve ülkesinde Batılılaşma hareketini baş­latması ile tanınır. Babası Mustafa Bey’in ölümü üzerine 1837’de bey oldu. Beyliğinin ilk on yılında Osmanlı yöneti­mi ile münasebetleri iyi gitmedi. Trablusgarp’ta hâkimiyetini yeniden güçlen­dirmiş olan Osmanlı Devleti’nden çekin­diği için, Cezayir’e yerleşmiş bulunan ve Afrika’da Türk nüfuzunu istemeyen Fransız yönetimi ile ilişkilerini geliştir­meye çalıştı. Ülkesini askerlik, idare ve eğitim alanlarında Avrupa tesirinde mo­dernleştirmeye gayret etti; köle ticareti­ni yasakladı ve bir müddet sonra da kö­leliği tamamen kaldırdı (1846). Fransızlar’ın Tunus’ta okul açmalarına izin ver­di; ayrıca eğitim için Avrupa’ya öğrenci gönderdi. Düzenli ve kuvvetli bir ordu ve donanma kurmak gayesiyle Fransa’dan subay ve uzmanlar getirtti, aynı zaman­da bir askerî okul açtırdı. Orduda as­kerlerin sayısını beş binden yirmi bine çıkardı ve askeri Avrupa tarzında giy­dirdi. Dışarıdan on iki gemilik bir filo sa­tın aldı. Ayrıca gemi inşası için bir ter­sane kurdurduysa da bundan başarılı bir sonuç alınamadı.

Ahmed Bey’in yönetimindeki Tunus ile Fransa arasında her alanda ilişkiler geliştirildi. Fransa Tunus’un bağımsızlı­ğı konusunda ona destek sağladı. Nite­kim Osmanlı hâkimiyetini güçlendirmek için İstanbul hükümetinin Kaptan Tâhir Paşa kumandasında Tunus’a gönder­diği bir donanma, Fransa’nın Ahmed Bey’e bir donanma ile yardım gönder­mesi üzerine geri çekilmek zorunda kaldı (1839). Bu olaydan sonra Ahmed Bey’in İstanbul’a yaptığı müracaat ka­bul edilerek kendisine paşalık ve Tunus beyliği verildi. Ancak Osmanlı Devleti’nin Tunus üzerindeki hâkimiyetini bir defa daha teyit için 1842’de Tunus’a yıllık vergi almak üzere gönderdiği me­mur eli boş çevrildi. 1846’da İstanbul hükümeti nezdindeki Avusturya büyü­kelçiliği tarafından Tunus’a gönderilen başkonsolosu reddeden Ahrned Bey, ba­ğımsızlığını elde ettikten sonra 1848’de bizzat Avusturya hükümeti tarafından gönderilen konsolosu kabul etti.

Osmanlı Devleti’nin Tunus üzerinde hâkimiyetini sürdürmek istemesine kar­şılık Ahmed Bey, Fransa ile kurduğu ya­kın ilişkilere güvenerek bağımsızlığını Osmanlı yönetimine kabul ettirmek is­tiyordu. Fransa Kralı Louis-Philippe’in oğullarının 1845’te Tunus’u ziyaret et­melerinden sonra, maiyetiyle birlikte er­tesi yıl kralın kendisine gönderdiği bir gemiyle Fransa’yı ziyaret etti ve burada debdebeli bir şekilde karşılandı. Fran­sa’da bağımsız bir hükümdar gibi mua­mele görmesini Osmanlı sefiri Süley­man Bey protesto ettiyse de bir tesiri olmadı. Programında Londra ziyareti de varken. İngiltere hükümetinin kendisini kraliçeye Osmanlı sefirinin takdiminde ısrar etmesi üzerine bu ziyaretten vaz­geçti.

Osmanlı-Tunus münasebetlerindeki bu çatışma hali, Fransa’nın Tunus’a yerleş­mesini kendi menfaatleri açısından da­ha tehlikeli gören İngiltere’yi hareke­te geçirdi ve İngiliz başkonsolosu Sir Strafford Cannig’in aracılığı ile uzlaş­mayla sonuçlandı. Neticede Ahmed Bey İsteklerini Osmanlı yönetimine kabul ettirdi; üzerinde hatt-ı hümâyun bulu­nan bir ferman gönderilerek halefleri için geçerli olmamak üzere yalnız ken­disine bağımsızlık tanındı (1848). Bun­dan sonra Ahmed Bey padişaha çeşitli hediyeler yolladı. Kırım Savaşı’nda Ruslar’a karşı Osmanlı ordusunda savaş­mak için bir Tunus kıtasını İstanbul’a göndermesinden memnun olan Sultan Abdülmecid, onu İftihar nişanı ve çeşitli hediyelerle ödüllendirdi.

Debdebe ve israf içinde yaşayan Ah­med Bey 30 Mayıs 1858’te öldü. Beyliği döneminde halktan sık sık zorla para toplamaya kalkışması üzerine çeşitli is­yanlar olmuş, büyük masraflarla inşa ettirdiği Muhammediyye Sarayı da ta­mamlanamamıştır. İsraf derecesinde gösteriş ve sefahate düşkünlüğü kendi­sini tarih önünde töhmet altında bırak­tığı gibi takip ettiği iç ve dış politika, beyliği İçeride çöküntüye, dışarıda ise Fransa’nın sömürgesi olmaya doğru gö­türmüştür.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi