Çardaklı Hamamı Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

45

Çardaklı Hamam, İstanbul’da XVI. yüzyılın ilk yıllarında yapılmış hamam.

Kadırga semtinde Küçükayasofya Ca­mii yakınında bulunmaktadır. Kapısı üs­tündeki Arapça üç satırlık kitabe ile İs­tanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nöen an­laşıldığına göre Sultan M. Bayezid dev­rinde yaşayan Kaptağası Hüseyin Ağa (kitabede Bey) tarafından yaptırılmıştır. Kitabedeki tarihe göre 909’da (1503-1504) inşa edilmiştir. Aydın Yüksel bu tarihi 907 (1501-1502) olarak okumuş­tur. Tahrir defterindeki kayıtta, vakfi­yesinin 913 Cemâziyelâhir tarihli olduğu ve 42.500 akçe tutarın­daki yıllık gelirinin hamama komşu ca­miye ayrıldığı belirtilmiştir. “Hamâm-ı çifte der nezd-i câmi-i mezbûr” ifadesi de yapının Küçükayasofya Camii evka­fından olduğunu açık şekilde gösterir. Bu hamamı, aynca Amasya’da Kapı Ağa­sı Medresesi ve bedesten, Amasya’nın kuzeydoğusunda Sonisa’da (Sunasa, şim­diki adı Uluköy) cami ile medrese, İstan­bul’da kiliseden çevrilme Küçükayasof­ya Camii ile türbe ve zaviye, Çarşıkapı’da mescid, Edirne’de hanlar yaptırmış olan Kapıağası Hüseyin Ağa”nın son de­recede zengin olduğu anlaşılmaktadır.

Çardaklı Hamam’ın 979 (1571-72) ve 983 (1575-76) yıllarında Mimar Ömer b. Velî tarafından tamiri yapılmış, 1009-daki (1600-1601) tamiri ise Mehmed b. Üveys’e havale edilmiştir.

R. Ekrem Koçu’nun, Mustafa Galib Bey’in Rehnümâ-yı Zabıta adlı eserinden tesbit ettiğine göre Çar­daklı Hamam kitabın yayımlandığı 1917-1918 yıllarında henüz faaldi. Nitekim 1917’de hamamı inceleyen Heinrich Glück burayı bakımlı bir halde görmüştür. Bu vakıf eserin ne zaman özel mülkiyete geçirildiği bilinmemekle beraber İstanbul’un idarî makamlarda bulunmuş önemli bir şahsiyeti olan sahibinin onu yok etmek için büyük gayret gösterdiği anlaşılmak­tadır. J. Pervititch’in sigorta planında 1924’te sadece kadınlar kısmının soyun­ma yeri (camekan) harap olarak işaret­lenmiştir. Hamam sahibi tarafından kapalalmış, 1935-1940 yılları arasında ön­ce depo, sonra atölye haline getirilmiş­tir. Bu arada mermer döşemeleri, kur­naları sökülerek bir harabe haline sokul­muştur. Bu maddenin yazan 1976’da hamamın yeniden rölövesini çıkarma­ya çalışmışsa da içine inşa edilen sun­durma atölyeler yüzünden bu iş gerçek­leşmemiş, sadece H. Glück’ün 1917’de çizdiği planda bazı düzeltmeler yapılabil­miştir.

Glück’ün İstanbul hamamları arasın­da en ilgi çekici ve en değişik bir yapı olarak tarif ettiği Çardaklı Hamam, 953 (1546) tarihli Tahrir Defteri’nde çifte hamam olarak kayıtlıdır. Fakat 1976′-daki incelemede kadınlar kısmının son­radan ilâve edildiği tesbit edilmiştir. Bu­nun en açık delili, erkekler kısmının ka­dınlar hamamına bitişik duvarında örü­lerek kapatılmış pencerelerin bulunma­sıdır. Anlaşıldığına göre Çardaklı Hamam esasında tek hamam olarak inşa edilmiş­ken pek az sonra kadınlar kısmı eklene­rek çifte hamama dönüştürülmüştür.

Glück Çardaklı Hamamı incelerken çevredeki evlerde yaşayan Rumlar bu­rasını İmparator Konstantin ile ilgili gös­termişlerdir. Bunun sebebi, kitabenin al­tına bir Bizans levhasının konulmuş ol­ması ve hamamın sıcaklık kısımlarının hiçbir Türk hamamına uymayan bir bi­çim göstermesidir. Hamamın mermer aksamı sökülüp satılırken kapı üstün­deki işlemeli Bizans levhasının benzeri ikinci bir levha daha bulunarak 24 Mayıs 1944’te Ayasofya Müzesi’ne verilmiştir (nr. 305) Bunlar hamamın yapılışında bir Bizans kalıntısından faydalanıldığını dü­şündürmektedir.

Çardaklı Hamam’ın kadınlar camekânı kare biçimindedir; kubbesi de yıkıl­mıştır. Daha büyük olan erkekler kısmı camekânının ortasında evvelce bir şadır­van vardı. Ayrıca aydınlık fenerli kubbe­ye geniş Türk üçgenleriyle geçilmiştir. Üçer bölümlü ılıklık kısmından sonra ge­len sıcaklık şaşırtıcı bir plana sahiptir. Binanın ekseni üzerinde olmayan kadın­lar kısmı sıcaklığı. Eskiçağ’dan beri kap­lıca mimarisinde yaygın olan. bir merkez etrafında yıldız biçiminde yayılan nişler­den meydana gelmiştir. Bu yedi nişin aralarında halvet hücreleri olmadığından yan tarafa ve ılıklık ile bu kısım arasına kubbeli hücreler sıkıştınlmıştır. Kadın­lar kısmının bu yedi köşeli sıcaklığının aslında hamamın mimari bünyesine uy­durulmuş eski bir Bizans yapısı olduğu açıkça bellidir. Bu durum erkekler kıs­mının sıcaklığında daha da belirgindir.

Erkekler kısmı, kubbeli üç bölümlü ılıklık kısmından sonra bir geçitle sıcak­lığa açılır. Bu geçidin iki yanında kubbe­li birer halvet hücresi yerleştirilmiştir. Fakat bilindiği kadan ile hiçbir hamam­da rastlanmayan bir özellik olarak bun­ların üstünde, duvar içinden çıkılan bir merdivenle ulaşılan birer hücre bulunu­yordu ve ortada geçidin üstündeki ey­van da bir balkon biçiminde sıcaklığa açı­lıyordu. Bu balkon Türk mimarisindeki çardakları andırdığı için bu yapıya Çar­daklı Hamam denilmiştir. Erkekler kıs­mının sıcaklık bölümü, Bizans mimari­sinde sıkça rastlanan “serbest haç” biçi­mindedir. Ancak ortaya göbek taşı yapılmış üst yapı ise kemer biçimiyle mukarnaslı kubbe geçişinden, ortadaki kub­beden ve eyvanların yarım kubbesinin dilimli süslemesinden anlaşıldığına göre bir Türk eseridir. Tahmine göre burada, haçvari planlı bir Bizans kalıntısının te­melleri ve az bir yüksekliğe kadar du­varları tekrar kullanılırken duvarlann üst kısımları ile örtü sistemi tamamen Türk üslûbunda tamamlanmıştır. Çardaklı Hamam’ın kuzeybatı köşesinde görülen kla­sik üslûptaki çeşme, kitabesine göre 957’de (1550), tarih mısraına göre ise 962’de (1555) Sadrazam Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Dolayısıyla Hü­seyin Ağa’nın vakıflarından değildir.

Çardaklı Hamam, Türk hamam mima­risinin dikkate değer eserlerinden oldu­ğu gibi İstanbul’un Türkleşmesi sırasın­da yapılan ilk imar ve “şenlendirme” po­litikasının neticelerinden biri olarak ay­nı zamanda bir külliyenin de parçasını teşkil ediyordu. Tarihe ve eski eserlere saygısı olmayan ellerde perişan edilme­si üzücüdür.

Diyanet İslam Ansiklopedisi