10. Yıl Marşı

10. Yıl Marşı

Gece sarkaç iner gözlerimden

Bakış sadece… Hayır! bazen, gözlerimde

ve çok zaman yorgunluğunda gündüz hengamelerinin

Renk yok çok zaman, eskittiğim günlerimde.

Çok az belki; alıcı bir parıltı gözlerimi kamaştırırdı.

Kır gezmelerinde uzaktayım, unutmuyorum bu yüzden,

Çiçekleri solduran şüphesiz gülümsemeyi

Arkasındaki sırlar için bir geçit, bir yol aradım, solarken
bütün renkler.

Yakın yerlerin uzağındayım.

Eşiğindeyim en erken gidişin

Rüzgâr, göğsümü acıtmaya başlamadan önce,

Yüzü renksiz hayaletleri, bekliyorlar.

Hayallerim, yalnız hayalet im.

Çoban sürüsünü kaybetmiş

Hatırlamaya çalışıyor, büyülü sözlerinin ilk hecesini

Yakaları beyaz küçük rahibeler,

Her birinin elinde kırmızı elmalar,

Birlikte dans ediyorlar,

Gece, gövdelerimizin yüceldiği anlamda kaybetmiş kendini

Âdemoğlunun ulaştığı son-uç

Lanetini de beraberinde getiriyor.

Kaderin kederini,

Ateşin söndüremediği günahlarını…

Varolanların bütün hepsi alevleniyor,

Geceyle günün arasında, yer ve gök

Gri bir aleve boğuluyor.

Uykularımın kıyısında soluyor ürperti,

Kanatlanıyor üzerimde

Sessizliğimin kırıntıları.

Bir kapının önünde bile değil bekleyen umutlarım,

Kimse siz pencereler önünde

Elinde kırmızı bir gülle, olsa da yüzündeki ifade de şüphe

Çılgınca eğlenenlerin arasında kendine sadakatin peşinde

Dünyam

Bir kadının düşüncesinin serinliğinde

İbadetimin evveli

Yükseklerde bir yerde bir sığınak

Aydınlığı karanlık odadaki mumun ışığı kadar

Benimledir hüznün renkleri

Onun aydınlığında parıldıyor sadece acı

Güvercinler, gözlerimde, siyah beyaz bir gölge

Kırık kanatlarından dökülüyor acı

Kavuştuğumda değil özlediklerim

Bir akşam ki, öyle viran.

Bu benim hayatım

Kal öyleyse – ölesiye –

Sonsuz kadar sessiz

Sonsuz kadar eşsiz

Turgut Işık