Sosyolojik Kanunlar- Sebeplilik- Yapı – Birlikte Değişme – Tarihî -İstatistik – Geleceğe Yönelik Tahmin Tipolojileri

846
PAYLAŞ

Toplumla ilgili kesin kanunlara varmak mümkün değildir. Buna rağmen önceki bölümlerde ifade ettiğimiz sosyal varlık alanını belirleyen ilkeler (prensipler) çerçevesinde birtakım doğru açıklamalara varmak mümkündür. Bu anlamda sosyolojik açıklama ile ilgili kanunları şu şekilde ifade edebiliriz:


Sebeplilik Kanunları
Olaylar zincirinde önce gelen halkaların, sonrakilerin sebebini teşkil etmesi halidir. Ard ardına gelen, aynı zaman ve mekânlarda ortaya çıkan, birbirine benzer olay ve olgular birbirinin sebep ve sonucu olarak açıklanabilirler. Ancak birçok olay ve olgudan hangisinin veya hangilerinin sebep ve sonuç olduklarını tayinde dikkat edilmelidir. Unutulmamalıdır ki sosyal olay ve olgular için tek neden ve tek sonuç bulmak mümkün değildir. Bu tür sebep-sonuç ilişkisine dayalı kanunlar bulmak mikro yapılar için söz konusudur. Özellikle ekonomik kanunlar böyledir. Mesela, fiyatlar ucuzladı; neden? Çünkü bolluk ve gelişme ile piyasaya fazla mal geldi.


Yapı Kanunları
Her bütünün bir yapısı ve birtakım parçaları vardır. Bir bütünü meydana getiren parçalar arasında da fonksiyonel ilişkiler mevcuttur. Parçalardan birisi bilinince veya birisinde bir değişme olunca diğeri de bilinebilir veya diğerinin de etkilendiği tespit edilebilir. Mesela bir sosyal grup içindeki fertlerin standartları aynı zamanda grubun standartlarını temsil ederler. Bu nedenle bir kişinin mensubu bulunduğu grubu bilirsek onun zihniyetinin ne olduğunu kolayca tahmin edebiliriz. Aynı şekilde bir tipte totem inancı, dışarıdan evlenme, ortaklaşa mülkiyet varsa bu tipin sosyal yapısının klan, iktisat sisteminin parazit, düşünüş tarzının da mantıköncesi olduğu sonucuna varılır. Bir insanın Müslüman olduğunu bilirsek onun domuz eti yemeyeceğini tahmin edebiliriz.


Birlikte Değişme Kanunları
Toplumlar statik değil, dinamik bir yapıya sahiptirler. Dinamizm peşinden değişmeyi getirir.
Toplumsal dinamikler toplumdan topluma farklılıklar gösterir ve farklı sosyal yapılanmalara neden olurlar. Diğer bir ifade ile, değişmeyi ve dinamizmi ilk insan topluluklarından bu yana gözlemek mümkündür. Ancak, insanlık tarihi içerisinde zaman ve zemine, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişmenin yönü ve derecesi farklı olmuştur.
Sosyal değişmenin kanunlarını bulmada S. Mill’in birlikte değişme kuralı uygun bir yöntemdir. Bunun için bağımlı değişken ve bağımsız değişken olan olay ve olguların tespiti gerekir. Bağımsız değişkene bağlı olarak değişen olay ve olguların tespiti ile değişmenin yönü ve derecesi tespit edilebilir. Aynı şekilde bir toplumun veya kurumun mevcut durumunu statik yapı, herhangi bir etkileşmenin sonucunda ortaya çıkan yeni yapıyı da dinamik yapı olarak ifade edebiliriz. Daha açık bir anlatımla birlikte değişme kuralı, sonuç sayılan bir B olayından önce gelen A, C, D, E gibi olaylardan A olayı A2, A3, A4 şeklinde değiştiği zaman, B olayı da B2, B3, B4, şeklinde bir değişmeye uğrarsa ve de C, D, E olayları hiçbir değişikliğe uğramazsa, B olayının sebebinin A olduğu ortaya çıkar. Yani bir dizi olayda, bu olaylardan biri değişir diğerleri sabit kalırsa ve bu birisinde meydana gelen değişme, diğerine de etki eder ve aynen gerçekleşirse, birinci olay sebeptir. Bu kural tabiat bilimlerinde olduğu gibi sosyal bilimlerde de kullanılabilir. Zira bir kısım kanunların istatistikler ve grafiklerle gösterilmesi bu kuralın sosyal bilimlere uygulanması ile mümkün olmuştur.


 

Tarihî Kanunlar

Sosyoloji olmuş bitmiş ve halen olmakta olan olay ve olguları kendisine konu olarak alır. Olması gerekeni tarih felsefesine bırakır. Ancak sosyal olay ve olgular dün-bugün-yarın sürecinde birbiri ardı sıra oluşurlar. Bunun için sosyoloji kubbesi altında tarih felsefesi aslanı hâlâ yatmaktadır.

Geleceğe ait tahminler dışında, tarihî olaylar olmuş bitmiş olaylardır. Tarih ve sosyoloji birbiri ardı sıra olmuş bitmiş olay ve olguların sebep ve sonuçlarını araştırır, onların kanunlarını bulmaya çalışır. Tarih bilimi tek tek olayların sebep ve sonuçlarını bulmaya çalışırken, sosyoloji bu olay ve olguları daha genel tipler halinde ifade etmeye çalışır. Bu şekilde birtakım genel tipler tespit ederek bu tiplerin işleyiş kanunlarını ve birbirlerine dönüşümünü ortaya koymak mümkündür. Bu anlamda Weber tarih sosyolojisi ve Marx da tarih felsefesinin tipik temsilcileri olarak karşımıza çıkmaktadır.


İstatistik Kanunları
Avrupa sosyolojisi ile Amerikan sosyolojisi arasındaki en önemli fark, Avrupa sosyolojisinin makro, Amerikan sosyolojisinin ise mikro sosyoloji olmasıdır. Avrupa sosyolojisine nitel sosyoloji, Amerikan sosyolojisine de nicel sosyoloji denmektedir.
Nicel sosyoloji için en önemli metot ve teknikler matematik ve istatistik metot ve tekniklerdir. Sayı olarak ifadesi mümkün olan olay ve olguların birbirlerine bağıntıları istatistik kanunları şeklinde ifade edilirler. Sebepleri muhtelif, sonuçları aynı olan olaylar ele alınarak belirli bağıntılara varılır.


Geleceğe Yönelik Tahmin Tipolojileri

Olanın tespiti olması gerekene ait tahminleri de düşündürür. Ancak olması tahmin edilen olay ve olguların vuku bulmaması da mümkündür. Mesela, muhteşem bir törenle nişanlanan iki kişinin düğünleri olmayabilir. Görünenden hareket ettiğimizde bunların düğünlerinin olacağını hemen söyleyebiliriz. Aynı şekilde Marx’ın kapitalist toplumdan komünist toplum aşamasına geçiş kehaneti de yanlış çıkmıştır.
Buna rağmen sosyal hayatta tekrarlamalar olduğundan ileride tekrarlanacak olayı bir dereceye kadar önceden kestirmek mümkündür. Durkheim’e göre bir kurumun değişmesiyle ilgili kanun bilindiği takdirde henüz oluş halinde bulunan belirli bir kurumun ileride ne şekil alacağını tahmin etmek mümkündür. Burada mevcutun tespiti yanısıra bilim adamının sezgi gücünün önemli rolü vardır.
Olanın tespitinden olması gerekeni tahmin bilim adamının en önemli özelliklerinden biridir. Böylece vuku bulması muhtemel olan olaylarla ilgili tedbirler önceden alınabilmektedir.
Vuku bulması muhtemel olayları önceden kestirme bugün bir bilim haline gelmiştir. Bu bilime “fütüroloji” (gelecek bilimi) denmektedir.
Araştırmacı elde ettiği sonuçlardan ileriye yönelik tahminler de yapmalıdır. Burada dikkat edilecek husus, araştırmacının tahminlerinin mutlak ve kaçınılmaz gerçekler olduğunu iddia etmemesidir.