Medeni Aziz Efendi Kimdir, Hayatı, Sanatı, Hakkında Bilgi

0
41

Medenî Aziz Efendi (1842-1895) Türk mûsikisi besteci ve icracısı.

Medine’de doğdu. Bu sebeple Medenî lakabı ile şöhret bulmuştur. Abdullah Cafer adlı bir imamın oğludur. Dokuz yaşlarında babasıyla birlikte İstanbul’a geldi, Feriye Sarayı’nda Sultan Abdülmecid’in kızı Fatma Sultan’ın himayesine girdi. Burada baş haremağası Anber Ağa tarafından evlât edinilen Aziz Efendi onun terbiyesi altında yetişti. On bir yaş­larında babası ile Şam’a gittiği, iki yıl sonra babasının orada ölümü üzerine tekrar İstanbul’a geldiği de söylenmek­tedir. Bu arada hıfzını tamamlayarak mûsiki öğrenimine ve daha sonra meş­kine başladı. 1859’da Fatma Sultan’ın ko­cası Müşir Nuri Paşa’nın konağına imam tayin edildi.

Tabii bir ses güzelliğine de sahip bu­lunan Aziz Efendi, Padişah Abdülaziz’in tesadüfen kendisini dinleyip dikkatini çekmesi üzerine yirmi yaşlarında iken “ikinci hünkâr imamı” göreviyle saraya alındı. Fakat altı ay sonra kendi arzusuy­la bu görevden ayrıldı. 1863’te evlendi, bu arada tütün gümrüğünde çalışma­ya, bazı yalı ve konaklarda mûsiki ders­leri vermeye başladı. Bir müddet sonra Şeyhülislâm Hayrullah Efendi’nin dela­letiyle “Mahreç Mevleviyeti” pâyesiyle il­miye sınıfına geçti. Kısa bir süre sonra tekrar gümrükteki görevine döndü. “Mı­sır Mevleviyeti” pâyesiyle ikinci defa il­miye sınıfına geçmesi Sultan II. Abdülhamid’in şeyhülislâmlarından Mehmed Cemâleddin Efendi zamanına rastlamak­tadır. 1876’da Ortaköy’deki evinin yan­ması üzerine Beşiktaş’a, iki yıl sonra da Bebek’e taşındı.

Aziz Efendi memuriyet hayatının ikin­ci yarısını maarif alanında geçirmiştir. İlk görevi 1881’de gündüzlü Kız Sanayi Mektebi müdürlüğüdür. İki yıl sonra ay­nı okulun yatılı kısmı müdüriüğü de ona verildi. Münif Paşa’nın Maarif nazırlığı zamanında Dilsizler ve Âmâlar Mektebi mûsiki muallimliğine (1889), daha sonra kız rüşdiyeleri müfettişliğine tayin edil­di. Hayatının son yıllarında 3 ve 4. dere­ceden Osmânî nişanlan ile taltif edilen Aziz Efendi’ye ayrıca sırasıyla Sela­nik (1886) ve Edirne (1894) Mevleviyeti payeleri de verildi. 189S’te Bebek’teki evinde vefat etti, Eyüp’te Çürüklük Mezarlığı’na gömüldü.

Aldığı görevlerle ilmiye sınıfının ileri gelenleri arasında yer aldığı anlaşılan Aziz Efendi asıl şöhretini mûsiki saha­sında yapmış, bu alanda hocalığı, bes­teciliği ve icracılığı ile zamanın önemli musikişinasları arasında yer almıştır. Mû­sikide ilk hocası ünlü devlet adamı, hat­tat ve bestekâr Kazasker Mustafa İzzet Efendi olmuş, bestekâr Suyolcu Latif Ağa’dan da ayrıca faydalanmıştır. Bildi­ğini öğretmek hususundaki gayret ve ti­tizliği mûsiki çevrelerince daima takdirle anılmıştır. Yetiştirdiği talebeler arasın­da Âma Nâzım, Leylâ Hanım (Leylâ Saz; ve Suphi Ezgi en meşhurlarıdır. Bestele­diği dinî ve din dışı eserlerle bestekârlıktaki kudretini ortaya koyan Aziz Efen­di’nin kâr, beste, semai ve İlâhi formlarında eserleri olduğu söylenmekteyse de zamanımıza bunlardan ancak bir beste ile kırk üç şarkısı ulaşabilmiştir. Hanen­deliğinin yanı sıra ayrıca ud, tanbur, lav­ta ve piyano çaldığı da bilinmektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi