İmam Maverdi Görüşleri, Fikirleri, Hakkında Bilgi

0
29

1. Ahlâk. Ahlâkın ve dinî mü­kellefiyetin esası olması bakımından aklın dinden önce geldiğini savunan Mâverdî, muhtemelen iktidar sahiplerinin -özel­likle bir kısım Emevî yöneticilerinin yap­tığı üzere- bazı yanlış davranış ve haksız uygulamalarını ilâhî takdirin gereği gibi göstererek meşrulaştırmaya çalışmala­rına imkân vermemek için ahlâkı “insa­nın nefsinde gizli olup çeşitli sebeplerle dışa vuran kişilikle (ahlâku’z-zât) iradeli davranışlar” (ef âlü’l-irâde) şeklinde tanım­lamaktadır. Kişiliğin de fıtrattan kaynak­lanan (garîzî) ve sonradan kazanılan (müktesep) huylar olarak iki boyutu vardır. Ona göre mutlak anlamda erdemli veya kötü insan yoktur. Erdemli faziletlerinin, kö­tü ise rezilliklerinin baskın olduğu kimse­dir. Esas övgüye lâyık erdemler kişinin kendi çabalarıyla edindikleridir. Hem din hem dünya maslahatlarını kapsaması ba­kımından beşeri mertebelerin en şereflisi olan nübüvvet makamına ahlâkî fazilet­leri en kâmil ve soyu en şerefli kişiler se­çilmiştir. Konumu itibariyle ondan sonra gelen imam ve emîrin de nübüvvet hasletleriyle şekillenmesi vacip olup bu ma­kamlara râşid halifeler gibi erdemlere sa­hip şahsiyetler getirilmelidir. Bu yaklaşım siyasetin en değerli meslek olarak göste­rilmesinin gerekçesini de ortaya koyar. Mâverdî’nin, köklerinin asaleti ve him­metlerinin yüceliği bakımından hüküm­darlarda yaratılıştan gelen erdemlerin avama kıyasla daha çok bulunduğunu ve daha fazla dışa vurduğunu ileri sürmesi, avam – havas ayırımcılığının genel kabul gördüğü seçkinci Abbasî sosyopolitik kül­tür ortamından etkilendiğini gösterir gi­bidir. Ayrıca halife olacak kimselerde nesep (Kureşîlik] şartı arama­sında, hem soydan gelen fıtrî erdemlerin baskınlığına hem devletin kuruluşu ve be­kasında asabiyetin gerekliliği anlayışına örtülü bir işaret olabilir. Mâverdî, hüke-mâya uyarak edebi farzların edasını sağ­layan şeriat edebi ve ülkenin bayındırlı­ğını gerçekleştiren siyaset edebi şeklinde ikiye ayırıp her ikisinin de adalete yönel­diğini, adaletin işlevinin siyasal barış ve ülkenin bayındırlığı olduğunu, farzları terkedenin kendisine, ülkeyi tahrip edenin ise başkalarına zulümde bulunaca­ğını belirtmektedir.