II. Bayezid Köprüsü -Geyve- Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

25

II. Bayezid Köprüsü, Sakarya ilinin Geyve ilçesinde XV. yüzyıl sonunda yapılan köprü.

Sakarya ırmağı üzerinden Geyve-Göy­nük menzil yolunun geçişini sağlayan köprü, yedi satırlık Arapça inşa kitabe­sine göre Sultan II. Bayezid tarafından 901’de (1495-96) yaptırılmıştır. Kitabe köşkünün arkasında bulunan mermere işlenmiş rozet biçiminde ikinci bir kita­benin altında ise “Ameiü’l-fakir Abdul­lah” ibaresi ve Mimar Murâd İbn Abdul­lah ismi okunmaktadır. Bu imzalardan Geyve Köprüsü’nün Mimar Abdullah oğ­lu Murad tarafından tasarlandığı ve in­şaatın da Abdullah adlı usta tarafından gerçekleştirildiği tahmin edilmektedir. Sultan II. Bayezid devrinde (1481-1512) yaşamış ve Mimar Hayreddin’in babası olan Murad isimli bir mimarın mevcudi­yeti bilinmektedir. Ancak büyük zelzele­den sonra Galata surlarının tamirini ya­pan bu Murad ile köprünün mimarının aynı şahıs olup olmadığı hususunda ke­sin bir şey söylenemez.

Ahmed Refik, Sahâiîü l-ahbâr’dan naklen, Orhan Gazi’nin Sakarya üzerin­deki bir köprüyü tamir ettirerek civarında kurdurduğu Köprübaşı köyü hal­kını bu yapının bakımı ile görevlendirmiş olduğunu yazmıştır. Böylece bu önemli yol üzerindeki Bizans (belki de Roma] ça­ğından kalmış eski bir köprünün Osman­lı Beyliği’nin ilk yıllarında yeniden kulla­nılır hale getirildiği anlaşılmaktadır. II. Bayezid, iki yüzyıl sonra bu hayratını es­ki köprünün 150 m. kadar güneyinde temelden itibaren yeni olarak inşa ettir­miştir. Eski köprünün kalıntıları bugün görülebilmektedir. Cevdet Çulpan’ın tesbitlerine göre Sultan Beyazıt Köprüsü’­nün tamiri için Kanunî Sultan Süleyman devrinde İzmit kadısına ferman çıkarıl­mıştır. Evliya Çelebi Geyve kasabasından bahsederken Sultan IV. Murad zamanın­da (1623-1640) Sakarya’nın bir taşkının­da kasabanın tahrip olduğunu bildirir. Aynı taşkında köprünün de zarar gör­müş olması muhtemeldir.

Sultan II. Mahmud tarafından 1810’da İran’a elçi olarak gönderilen Yâsincizade Abdülvehhâb Efendi’nin kâtibi Bozok-lu Osman Şâkir, kaleme aldığı ve min­yatürlerle süslediği sefaretnâmede bu köprünün o sıralarda bir kemerinin yıkıl­mış olduğunu bildirerek bir hayır sahi­binin tamir ettirmesi dileğinde bulunur. Bu vesile ile de Sultan Bayezid evkafın­dan gelir fazlası olarak faydalanan bazı kişilerin böyle bir hayır eserini tamirde ihmallerinden acı bir dille şikâyet eder. Çulpan, E. Charton’un 1864’te yayımla­nan seyahatnamesinden köprünün iki kemerinin yıkık olduğunu, ancak bu ek­sik kısmın ahşap olarak tamamlandığı­nı nakleder. C. von der Goltz’un köprü­ye Sultan Selim’in adını vermesini ve ev­velce yerinde Bayezid’in yapısı daha es­ki bir köprü olduğu yolundaki görüşü­nü doğru bir bilgi olarak kabul etmek mümkün değildir. Sultan II. Abdülhamid devrinde 1307 (1889-90) yılında köprü­nün tamiri kararlaştırılmış ve eksik kıs­mının eski şekline göre kagir olarak tamamlanması için Nâfia Nezâreti’nce keş­fi yapılmışsa da bu proje gerçekleşme­den kalmıştır. İstiklâl Harbi’nde 17 Ma­yıs 1920 günü köprü General Ali Fuat (Cebesoy) tarafından düşmana karşı az bir kuvvetle savunulmuştur. Beyazıt Köp­rüsü 1949’da tamir edilmekle beraber yıkık kısımlar ihya olunmamış, sadece buradaki ahşap yama demirden daha sağlam olarak yapılmıştır.

Beyazıt Köprüsü’nün uzunluğu Gülgün Tunç’un yazdığına göre 196,50 m., ge­nişliği ise 5,50 metredir. Aslında büyük­leri sivri kemerli olup on beş gözlüdür. Çulpan ve Yüksel, göz adedini on dört olarak verirler. Bu gözlerden sadece beş tanesinin altından su geçmektedir. Geri kalan on göz kuruda olup, yalnız taşkın­larda vazife görür. Köprü, beyaz renkte kesme taşlardan temiz bir işçilikle ya­pılmıştır. Menba tarafında ayaklarda üç­gen biçiminde mahmuzlar (sel yaranlar) vardı. Tabliyesinin iki yanında taştan yon­tulmuş korkuluklar bulunmaktadır.

Köprünün bir mermer levhaya işlen­miş yedi satırlık Arapça kitabesi, çıkıntı halindeki bir kitabe köşkünde mihrap biçimindeki bir nişin üstünde bulunur. Mermer levhanın etrafı kabartma mo­tiflerle süslenmiş bir çerçeve halinde­dir. Arka tarafta olan ikinci kitabe ise kare biçiminde olup bunun içine bir ma­dalyon halinde hat sanatı bakımından çok değerli bir istif işlenmiştir. Çok za­rif bir biçimde bir merkezden açılan bu yazı “şifâü’l-kulûb likâü’l-mahbûb” ola­rak okunmuştur. Madalyonun altında ise mimar ve kalfanın (?) adlarını veren iba­reler yer almaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi