Hızır Bey Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

0
44

Hızır Bey {ö. 863/1459) Osmanlı âlimi, İstanbul’un ilk kadısı.

Eskişehir’e bağlı Sivrihisar kazasında doğdu. Doğum tarihi bazı kaynaklarda 810 (1407) olarak verilir. Babası Sivrihi­sar kadısı olan Celâleddin Efendİ’dİr. An­nesinin Nasreddin Hoca’nın kızı olduğu­na dair bilgiler şüphelidir. İlk öğrenimini babasından gördü; ardından Bursa’da Molla Yegân olarak şöhret bulan Ahmed b. Armağan’m yanında tahsiline devam etti. Bu arada hocasının kızı ile evlendi. Öğrenim hayatını tamamladıktan sonra Sivrihisar’daki bir medresede müderris olarak göreve başladı. Taşköprizâde onun 837’de (1433) burada kadı olarak bulun­duğunu belirtir [eş-Şekâ’ik, s. 91}.

Hızır Bey asıl şöhretini II. Mehmed’le tanıştıktan sonra kazandı. eş-Şeka’i-ku’n-nu’mâniyye’de geçen ve diğer kay­naklarda da tekrarlanan rivayete göre Hızır Bey, Edirne’de II. Mehmed’in huzu­runda yapılan ilmî toplantılardan birinde Mısır veya Suriye’den gelen bir Arap âlimiyle giriştiği tartışmada üstünlük sağ­layınca padişahın dikkatini çekmiş, bir Osmanlı âliminin bu başarısı karşısında memnun olan padişah sırtından kürkünü çıkarıp kendisine giydirmiş ve onu Bursa’daki Çelebi Mehmed (Sultaniye) Medresesi’ne 50 akçe ile müderris tayin etmiştir [a.g.e., s. 91-92). Ancak bunun ne zaman olduğu bilinmemektedir. Taşköprizâde’nin, bu tayinin ardından onun İnegöl ka­dılığına getirilme tarihini 848 (1444) ola­rak vermesi söz konusu olayın, II. Meh­med’in henüz on iki yaşında iken tahta çıktığı ilk saltanatı sırasında (1444-1446) cereyan ettiğini düşündürmektedir. Mecdî ise bu hadisenin II. Mehmed’in salta­natının ilk yıllarında vuku bulduğunu kay­detmekle yetinir [Şekâik Tercümesi, s. 111). Hızır Bey. Bursa’da iken Hocazâde Muslihuddin ve Hayalî Ahmed Efendi gi­bi iki talebesinin de yardımıyla her biri ile­ride adını duyuracak olan birçok öğrenci yetiştirdi. Muslihuddin Kastalânî (Keste-lî). Alâeddin Arabî. Hocazâde. Hatibzâde ve Muarrifzâde bunlardan bazılarıdır. Da­ha sonra Edirne’deki Üç Şerefeli Cami Medresesi’nde ders veren Hızır Bey (855/ 1451) Yanbolu kadılığı da yaptı. Fâtih Sul­tan Mehmed. İstanbul’un fethinden he­men sonra Hızır Bey’i yeni başşehre kadı olarak tayin etti. Böylece Hızır Bey şehrin çeşitli meseleleriyle ilgilenmeye başladı: adliye, belediye, emniyetve imar hizmet­lerinde önemli düzenlemelerde bulundu. Ancak bu görevde iken genç sayılabilecek bir yaşta vefat etti (Rebîülevvel 863/Ocak 1459). Mezarının Zeyrek’te olduğu belir­tilir. Mecdî, kabrinin Şeyh Vefa yakının­da divan şairi Necâtî Bey’in yattığı tekke­nin naziresinde bulunduğunu kaydeder (a.g.e., s. 113). İstanbul’un Kadıköy ilçesi­ne bu ad. buranın Fâtih Sultan Mehmed tarafından Hızır Bey’e arpalık olarak tah­sis edilmesi dolayısıyla verilmiştir. İstan­bul Unkapanı’nda onun adını taşıyan bir mahalle ve bir mescidinin olduğu bilin­mektedir.

Hızır Bey’in üç oğlu ve iki kızı olmuştur. Oğulları Yâkub Paşa, Müftü Ahmed Paşa ve Tazarru’nâme sahibi Sinan Paşa dö­nemlerinin ünlü ilim adamlarındandı. Kız­ları Hacı Kadın ve Fahrünnisâ Hatun ise yardım severi i kleriyle tanınmışlardı.

Hızır Bey, Arap ülkelerine gitmeden Arapça’yı öğrenen Osmanlı âlimlerinden ve aynı zamanda Fahreddin er-Râzî’nin kelâm ekolünü devam ettirenlerden biri­dir. Kaynaklarda onun ilmî şahsiyeti “ikin­ci İbn Sînâ”, “ilim dağarcığı” ve “ilmin âle­mi” (başlı başına bir ilim dünyası) lakap­ları ile ifade edilmiştir (Taşköprizâde, s. 92; Kınalızâde.l, 341). Taassuptan uzak, açık fikirli, ince ruhlu olduğu ve latifeden hoşlandığı belirtilen Hızır Bey yüksek bir şiir kabiliyetine sahipti. Az fakat öz eser­ler vermiştir. Eserlerinin azlığında, idare­cilik görevleri yanında genç sayılabilecek bir yaşta ölmesinin de etkisi vardır. Hızır Bey’in ilmî ekolünü devam ettiren ünlü öğrencileri arasında Hayalî, Hocazâde Muslihuddin ve Kestelî sayılabilir.