Hikaye Türü, Türk Edebiyatında İlk Örnekleri, Temsilcileri, Özellikleri, Hakkında Bilgi

45

HİKÂYE

Farsça bir kelime olan hikâye, eski türk edebiyatında, yaşamış veya tasarlanmış kişilerin başlarından geçen kahramanlık olaylarını, tarihsel serüvenleri, din inançlarıyle ilgili olayları ve bu inancı güçlendirecek nitelikte düzenlenmiş serüvenleri anlatan, iki sevgilinin birbirlerine kavuşma yolunda geçirdikleri bitmez tükenmez macerayı konu edinen kısalı – uzunlu, sözlü – yazılı, manzum – mensur her türlü ürüne verilen bir addı. Tanzimat döneminde batı edebiyatından yapılan ilk roman çevirilerine ve bunlar örnek tutularak yazılan ilk romanlara da hikâye adı verilmişti. Batı hikâyesinden örnek alan ilk ürünler (Ahmed Mithat, Emin Nihat’ın eserleri) için kıssa, fıkra adları kullanılmıştır. İlk hikâyelerin bazısı genişletilmiş birer fıkra, bazısı ise uzatılarak anlatılmış ve roman boyutuna yaklaştırılmış birer serüven biçimindeydi. Bunlarda geleneksel edebiyatın halk arasında anlatılarak yaşayan sevgi hikâyeleri ve masallardan gelen motiflerle anlatım özellikleri ağır basıyordu. Türün ilk başarılı örnekleri Samipaşazade Sezai’nin Küçük şeyler (1892) adlı kitabında topladığı hikâyeler oldu. Bu hikâyeler herkesin çevresinde rastlanan ve hiç bir olağanüstülüğü bulunmayan kahramanların, herkesin başından geçebilecek nitelikteki serüvenlerini basit çizgilerle dile getiriyordu. Millî Edebiyat dönemine kadar hikâye kaleme alan sanatçılar ya asıl ürünlerini roman alanında veren yazarlar (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil), ya da eserleri hikâye türünün tarihinde ancak birer başlangıç adımı olarak kalmış edebiyat adamları (Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu) oldu. Romanlarında canlandırdıkları kahramanların benzerlerinden birini veya birkaçını ve basit çizgili birer olayı ele alan Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil’in hikâyeleri de romanları kadar ustalıklıydı. Ömer Seyfettin’in sade dili kullanan ve yerli hayatı yansıtarak Milli Edebiyat akımına öncülük eden eserleri, hikâye türünün en başarılı halkalarından birini meydana getirdi. Tasvir ve çözümlemeye değil, ilgi çekici olaylara, şaşırtıcı sonuçlara yönelen bu hikâyeler törelerin ve tiplerin geniş eleştirisini yapıyor, osman-h tarihindeki kahramanlık serüvenlerine, yazarın subaylık görevindeyken kendisinin de yakından gözlediği Balkanlar’m türk yönetiminden kopuş dönemine ait canlı sahnelere yer veriyordu. Cumhuriyet döneminin ilk romancılar kuşağı (Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğ-lu, Reşat Nuri Güntekin v.b.), hikâye türünde de eser vermişti. Bu kuşağın hikâyeleri, konu bakımından halkın yaşayışına, katı gerçeklere yöneliyor, Anadolu’ya ait canlı gözlemleri gitgide daha geniş ölçüde kullanıyordu. Halktan kişileri, A-nadolu’yu gerçekçi bakışla anlatan Refik H. Karay, Memleket hikâyelerinde bu çevreyi ilk yansıtan kalemlerden biri oldu. Cumhuriyet döneminde hikâye genellikle romancıların bir başlangıç çalışması, ya da romanla birlikte yürüyen, fakat gördüğü ilgi bakımından ikinci derecede kalan bir yaratma alanı sayılmıştı. Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Samim Kocagöz, Fakir Baykurt v. b.’nin hikâyeleri bu niteliği taşıyan ve toplumsal bir olayı, toplumcu açıdan ele alan, işçi-köylü kahramanların yaşantısını canland’ran, yapısı bakımından bir olayın gelişmesini gösteren ve bir sonuca bağlayan eserlerdir. Yaşantının bir anım, bir durumu, bir kahramanın belirli bir yönünü ele alan hikâye türüne, romancılar yanında edebiyatın öteki dallarında eser veren sanatçılar da ilgi göstermişlerdir. Yahya Kemal, Cahit Sıtkı, Orhan Veli gibi sanatçıların bu türdeki sınırlı çalışmaları yanında, Ahmet Hamdi Tanpmar, Necati Cumalı gibi hikâye türündeki çalışmaları daha geniş çerçevede devam etmiş şairler de bulunmaktadır. Yalnız hikâye alanında kalan ve türün gelişmelerine katkısı olan başlıca sanatçılarla eserlerinin özellikleri şöyle özetlenebilir: