Haris el-Muhasibi Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

0
134

Ebû Abdillâh Haris b. Esed el-Muhâsibî el-Anezî (ö. 243/857) İlk sûfîlerden, hadis, kelâm ve tefsir âlimi.

Muhtemelen 165 (781) veya 170 (786) yılında Basra’da dünyaya geldi. Rebîa ka­bilesinin Aneze koluna mensuptur. Nefis muhasebesi hususundaki titizliğinden do­layı “Muhâsibî” diye tanınmıştır. Mu’tezile’nin merkezi Basra’da doğup bü­yümüş ve babasının da bu mezhebi be­nimsemiş olması Muhâsibî’nin Mu’tezile’-yi yakından tanımasına, hatta başlangıç­ta bu mezhepten etkilenmesine sebep ol­du. Genç yaşta Bağdat’a giderek VekT b. Cerrah, Süleyman b. Dâvûd, Şüreyh b. Yû­nus, Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm gibi âlim­lerden dinî ilimleri tahsil etti. Aynı zaman­da İmam Şafiî’nin öğrencisi olduğu nak­ledilmektedir. Muhâsibî’nin bu dönemde Mu’tezile mezhebine mensup olan baba­sıyla anlaşamadığı, babasından kalan mi­rası bu sebeple reddettiği kaydedilmek­tedir. Mirasın 30.000 veya 70.000 dirhem tuttuğu şeklindeki kayıtlar onun zengin bir aileden geldiğini ortaya koymaktadır. Bu sırada çocuk yaşta olan Cüneyd-i Bağdâdî’nin, evlerine gelen Muhâsibî’ye yiye­cek verdiğini belirten rivayetler onun gençlik yıllarında fa­kir bir hayat yaşadığını göstermekle bir­likte Ebû Hamza el-Bağdâdî ile araların­da geçen konuşmadan ileri yaşlarda ma­lî durumunun iyi olduğu anlaşılmaktadır.

Gençlik döneminde Bağdat’ta hadis meclislerine devam eden Muhâsibî, Selef akîdesi ve ehl-i hadîs anlayışının ağırlıklı olarak hissedildiği en-Neşâ’ihu’d-dmiy-ye’yi bu sıralarda yazmış olmalıdır. Onun bu devrede bir zâhid grubuyla karşılaş­ması hayatının dönüm noktasını oluştur­muş, bu tarihten sonra tasavvufî kimliği ön plana çıkmaya başlamıştır. Ancak eser­lerinde bu topluluğa mensup olanlardan herhangi birinin ismini zikretmez.

Muhâsibî’nin halku’l-Kur’ân konusunda Mu’tezile gibi düşünmeyen, liderliğini Ah­med b. Hanbel’in yaptığı ehl-i hadîs züm­resine karşı Halife Me’mûn’un emriyle uy­gulanan baskı dönemindeki durumu hakkında yeterli bilgi bulunma­maktadır. İnzivaya çekildiği için bu devir­de sıkıntı görmediği yolundaki açıklama­lar gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Öte yandan onun bu dönemde bir ara Mu’tezile’ye yakınlaştığını, fakat Hanbelî-ler’in baskısı sonucunda bu tutumundan vazgeçtiği ileri sürülmektedir Fakat İbn Asâkir’in. Muhâsibî ve arkadaşı İbn Küllâb’ın Me’mûn’un fâsık olduğunu ileri sürerek meclisinde bulun­mayı caiz görmediklerini ve Kur’an üzerin­de tartışmayı kabul etmediklerini kaydet­mesi bu görüşün doğru olmadığını gös­termektedir.