Halil Halid Bey Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

61

Halil Halid Bey (1869-1931) Son devir ilim ve fikir adamlarından.

Ankara’da doğdu. Babası Çerkeşşeyhi-zâde Ahmed Refî Efendi, annesi Refika Sıdıka Hanım’dır. Dedesi Osman Vehbi Efendi, II. Mahmud devrinin İstanbul ru-ûsu pâyeli önde gelen ulemâsındandır. Os­man Vehbi’nin babası Çerkeşî Mustafa Efendi, Halvetiyye’den Şâbâniyye’ye bağiı Çerkeşiyye kolunu kuran bir şeyh idi.

Halil Hâlid, henüz dokuz yaşında iken babasının vefat etmesi üzerine amcası Mehmed Tevfık Efendi tarafından büyü­tüldü. Ankara’da rüşdiyeden mezun olun­ca İstanbul’a gitti, önce amcasının teşvi­kiyle Beyazıt Medresesi’nde üç yıl okudu, ardından girdiği Mekteb-i Hukuk’u bitir­dikten sonra (1893) Ebüzziyâ Mehmed Tevfık’in yardımıyla yazı hayatına atıldı ve onun matbaasında çalışmaya başladı. Burada çalışırken İstanbul’a gelip giden birçok yabancı ile tanışma fırsatı buldu.

Ailesi, II. Mahmud tarafından dedesi­ne tahsis edilen toprakların idaresinin Abdülhamid döneminde ellerinden alın­ması ile oldukça güç bir duruma düşmüş­tü. Halil Hâlid, bir yandan mahkemeler­de on beş yıl süren bu toprakların geli­rini geri alma mücadelesinden bir sonuç elde edememenin verdiği maddî ve ma­nevî sıkıntı, öte yandan medresede ve Mekteb-i Hukuk’ta okuduğu halde asker­likten muaf tutulma hususunda karşı­laştığı zorluklar sebebiyle bunalmıştı. Bunların da tesiriyle dönemin bir kısım aydınlan gibi il. Abdülhamid yönetimine karşı tavır alan ve bu yüzden takip altın­da bulunan Halil Hâlid, her an tutukla­nabileceği endişesi yanında tahsilini iler­letmek amacıyla İngiltere’ye gitmeye ka­rar verdi. The Times gazetesi muhabiri bir İngiliz’in yardımı ile 1894 yılı Mayıs ayı başında gemiyle İngiltere’ye kaçtı. Ebüz-ziyâ Tevfik’in yazdığı tavsiye mektubu ile o sırada Londra’da bulunan Abdülhak Hâmid’e yakınlık sağladı. Ailesine tahsis edilmiş olan toprakların geri verilmesi için Abdülhamid’e bir mektup yazdıktan on beş gün sonra Londra’daki Osmanlı büyükelçisi Rüstem Paşa, mabeyinden gelen emir üzerine Halil Hâlid ile görüşe­rek Türkiye’ye geri döndüğü ve Abdülha-mid aleyhine herhangi bir teşebbüste bulunmadığını ispat ettiği takdirde ken­disine hiçbir zarar gelmeyeceği, ellerin­den alınan toprakların da İade edilece­ği konusunda onu ikna etti. Bunun üze­rine Abdülhak Hâmid’in teşviki ve yabancı bir ülkede maddî sıkıntı içinde yaşamak­tan kaynaklanan zorlukların da tesiriyle Ağustos 1894’te İstanbul’a döndü. An­cak umduğunu bulamayınca Kasım 1894′-te tekrar İngiltere’ye gitti. Halil Hâlid, İn­gilizce’yi öğrendikten sonra İngiliz gaze­telerinde yazılar yazarak uzun yıllar sü­recek olan, Osmanlı Devleti’yle ilgili ger­çeklerin Batı kamuoyuna aktarılması hiz­metine başladı. Ayrıca Selim Fâris’in (Ci-vanpîr Efendi) Londra’da çıkardığı Hürri­yet gazetesinde yayımlanmak üzere İn­giliz gazetelerinden tercüme edilen yazı­ları Türkçe bakımından düzeltme görevi­ni üstlendi (Kuran, s. 220). Abdülhamid re­jimine karşı olmasına rağmen Londra’­daki Osmanlı büyükelçiliğine ikinci konso­los tayin edildi (1897}. Londra şehbender vekili sıfatıyla II. Abdülhamid’e Basra körfezi hakkında 23 Şubat 1313 (7 Mart 1898) tarihinde bir rapor sundu. Siyasî meselelere vukufunu gösteren, ayrıca İngiltere’nin bölge hakkındaki emellerini çok iyi tesbit etmesi bakımından önemli olan (İpşirli, s. 1-5) bu raporu hazırladık­tan bir süre sonra Londra’daki Osmanlı sefir ve konsolosu aleyhine Türkçe bir ri­sale neşretmesi sebebiyle görevinden alındığı bilinmektedir {Abdülhak Hâ­mid’in Hâttralan, s. 292-293). Bir ara Hür­riyet adıyla yeni bir gazete çıkarma giri­şiminde bulunduysa da başarılı olamadı (Hanioğlu, s. 101). Bu yıllarda Abdülhak Hâmid vasıtasıyla A History of Ottoman Poetry’nin müellifi Elias John VVilkinson Gibb ile tanıştı ve eserini hazırlarken ken­disine büyük yardımda bulundu. Gibb’in ölümünden sonra bu eserin neşri sıra­sında kitap ve müellifi hakkında Türkçe bir mukaddime kaleme aldı {HOP, VI, s C-Yed; bu mukaddime Sırât-t Müstakim’-de de yayımlanmıştır, nr. 41, s. 226-230). Gibb vasıtasıyla tanıştığı E. G. Brovvne’ın yardımıyla Cambridge Üniversitesi Spe-cial Board of Indian Civil Service’te Türkçe hocalığına başladı (1902). Cambridge Üniversitesi’nde ders veren ilk Türk hoca olan Halil Hâlid, bu görevini daha sonra Foreign Service Students Committe ve Board of Oriental Studies’te sürdürdü. Ay­rıca Royal Asiatic Society of Great Britain and İreland’a üye seçildi. 1902 yılında Cam­bridge Pembroke College’de yüksek lisans yaptı, bir yandan da siyasî hukuk tahsili gördü. Bu yıllarda Londra’da bir cami ya­pılması için teşebbüse geçen Halil Hâlid İstanbul gazetelerinde kampanya başla­tarak para toplamaya çalıştı (bu konudaki faaliyetleri hakkında Sebîlürreşâdda çıkan yazıları için bk. Ceyhan, s. 114-115; ayrı­ca bk. Koloğlu, IV/21, s. 146-147). 1904′-te on üç ay kadar devam eden Mısır ve Sudan seyahatine çıktı. Bu seyahati es­nasında Londra’da yapılacak cami için yardım kampanyasını sürdürdü. 1905′-te XIV. Şarkiyatçılar Kongresi’ne katıl­mak üzere Cezayir’e gitti. Bosna- Hersek’in Avusturya tarafından ilhakı sırasında (7 Ekim 1908( halkı Avusturya’ya karşı boy­kota teşvik etti ve bu girişiminde başarı sağladı (Halil Hâlid boykot kelimesini Türkçe’de ilk kullanan kişidir, bk- Ahmed İhsan. s. 275; Toros, il/11, s. 311). 30 Ey­lül 1911’de Türkiye’ye dönmek için Cam­bridge Üniversitesi’ndeki görevinden ay­rıldı.

Nisan 1912’de İttihat ve Terakki Fırka­sı Ankara mebusu olarak Meclis-i Meb’û-san’a giren Halil Hâlid Encümen-i Maârif reisliği yaptı ve Tedrîsât-ı İbtidâiyye Ka-nunu’nun çıkarılmasında önemli rol oy­nadı. Meclisin 4 Ağustos 1912’de feshi üzerine siyasî hayattan ayrıldı. Bombay başşehbenderliği görevini kabul ederek Haziran 1913’te Hindistan’a gitti. Bura­da, İngiltere’de iken Hindistan müslüman-ları ile temaslarda bulunmuş olmasının da avantajıyla verimli çalışmalar yaptı (SR, XI/288, s. 316-317; Xll/299, s. 242-243). Mayıs 1914’te istifa edip İstanbul’a dön-düğünde Hint müslümanlan yüzlerce mektup göndererek Halil Hâlid Bey’in vazifesinde kalmasını istemişlerdir (Öz-can, s. 244-245). 1922’de İstanbul Darül­fünunu Edebiyat Fakültesi’ne tayin edi­len Halil Hâlid, daha sonra İlahiyat Fa-kültesi’nde akvâm-ı İslâmiyye etnograf­ya muallimi olarak görevine devam et­ti. Burada müslüman milletlerin etnog­rafyası, İslâm felsefesi, antropolojiye gi­riş gibi dersler okuttu. Ayrıca Mekteb-i Harbiye’de İngilizce dersleri verdi. Halil Hâlid, rahatsızlığı sebebiyle Ölümünden birkaç ay önce Kahire’ye gittiyse de has­talığının artması üzerine İstanbul’a döndü. İki gün sonra 29 Mart 1931’de vefat etti ve Merkezefendi Kabristanı’na def­nedildi.

Halil Hâlid millî ve manevî değerlerine bağlı, geniş kültüre ve tarih bilgisine sahip bir Osmanlı aydınıdır. Arapça, Fransızca ve İngilizce’yi iyi derecede bilmesinin ya­nı sıra Almanca, Farsça ve Urduca’ya da vâkıftı. Çeşitli seyahatleri ve gözlemleri sonucu Osmanlı Devleti’nin eninde so­nunda Avrupalılarla bir savaşa girmek zorunda kalacağını önceden farketmiş-ti. Bundan dolayı çalışmalarını Avrupalı-lar’ın emperyalist emellerinin anlaşılma­sı konusunda yoğunlaştırmış ve işgal al­tındaki müslüman milletlerin haklarını korumaya çalışmıştır. Özellikle İngiliz ga­zetelerinde yayımlanan makalelerinin önemi Abdülhak Hâmid’in mektupların­dan açıkça anlaşılmaktadır {Mihrab, nr. 8, s. 231-237; nr. 1 !, s. 331-333}- İngiliz ve Fransız yayılmacılığına şiddetle karşı çıkan Halil Hâlid yazılarında, Afrika ve Asya’daki kolonilerin bağımsızlık müca­deleleri sırasında uğradıkları zulümleri an­latmıştır. Eserleri ve yazıları özellikle Hin­distan’daki müslüman aydınlar arasında geniş yankı uyandırmış, Urduca, Arapça ve İngilizce olarak geniş bir okuyucu kit­lesi bulmuştur.