Halifet Gazi Türbesi/Kümbet, -Amasya- Medresesi Hakkında Bilgi

Hilfet Gazi Medresesi ve Türbesi. Amasya’da XII-XIII. yüzyıllara ait külliye.

Halk arasında Hilfet Gazi şeklinde söy­lenen ismin aslı Halîfet Gazi’dir. Yapı top­luluğu, il merkezinin Şamice mahallesi Torumtay sokağında yer almaktadır. Kita­besinden 606 (1209-10) yılında inşa edildiği anlaşılan medresenin güney duvarı ve doğu bölümü kısmen ayaktadır; 1647 depreminden sonra Müderris Hasan Efendi yıkılan yerleri ahşaptan yaptırmış, 1888 yılında ise Amasya müftüsü Hacı Osman Hilmi Efendi binanın tamamını köklü biçimde tamir ettirmiştir.

Yapının banisi Halîfet Gazi’nin 622 (1225) tarihli medrese vakfiyesi elimiz­dedir. Bir Dânişmendli emîri olan Halîfet Gazi, beyliğin ortadan kalkmasından son­ra Selçuklulardın hizmetine girmiş ve 1215 yılında Sinop’u fetheden I. İzzeddin Keykâvus tarafından Karadeniz sahil muha­faza kumandanlığına, I. Alâeddin Keykubad zamanında da Amasya valiliğine ta­yin edilmiştir (619/1222). Daha sonra Alâ­eddin Keykubad’in Mengücükler üzerine yaptığı sefere katılıp zaferin kazanılma­sı üzerine Erzurum valiliğine getirilmiş. 1232 yılında Gürcüler’e karşı yapılan se­fer sırasında şehid düşerek Amasya’daki türbesine gömülmüştür. Halîfet Gazi adı­na bir tıp kitabı Farsça’dan Türkçe’ye çev­rilmiş ve XIII. yüz­yıl başında Anadolu’da yapılan sporlara dair bir kitap yazılmıştır.

Taş ve tuğladan inşa edilmiş olan med­resenin güney bölümünde altı taş, üstü tuğla payeye oturan bir kemer yayı baş­langıcı görülebilmekte, eski fotoğraflar­da ise üç payeye oturan yuvarlak bir çift kemer farkedilmektedir. Doğudaki türbeye bitişik duvarın moloz dolgusu büyük ölçüde ayaktadır ve buradan inşaatta dev­şirme malzeme kullanılmış olduğu anla­şılmaktadır. Yapı Dânişmendnâme’ye göre kiliseden medreseye çevrilmiştir ve Albert-Louis Gabriel de bu kanaattedir: aynı şekilde düşünen Metin Sözen ise ay­rıca kemerli bölümün eski Bizans yapısı­nın cephesi olabileceği görüşünü öne sür­mektedir. Öte yandan Tanju Cantay, küm­bete doğru uzanan tonozlu mekânın üze­rinde ikinci bir kat bulunduğunu ve bu bölümün medreseyi iki katlı hale getirdi­ği için önemli olduğunu söylemektedir.

Medresenin doğusuna bitişik inşa edi­len kare kaideli, sekizgen gövdeli ve pira­midal külâhlı türbe çift katlıdır. Yapının çok harap durumda olan ve bugün girile-meyen alt katı Oluş Arık’a göre oval plan­lı olup ortada iri bir dikdörtgen payenin desteklediği basık kubbeyle (tonoz) örtü­lü bir mekân izlenimi vermektedir. Can­tay, aslında bir Roma lahdi olan sandu­kada mumyalanmış bir naaşın bulundu­ğunu, dolayısıyla kümbette mumyalık (cenazelik) fonksiyonlu bir bölümün gereksiz olduğunu ileri sürer ve bu durumun kili­se yapısına bağlı mahzenli bir memoriumun veya bir mezar şapelinin mevcudi­yetini açıkladığını belirtir.

Merdivenleri yıkılmış olan üst kata gü­ney cephesi eksenindeki basık kemerli kapıdan girilir. Üç sıra mukarnas kavsaralı ve kademeli sivri taçkapı nişinin üze­rinde İkiz kemerli bir pencere görülür. Sekizgen gövdenin batı cephesinde ba­sık kemerli ve şebekeli, doğu cephesinde yuvarlak kemerli, güneydoğu cephesinin üst kısmında da ikiz kemerli birer pence­re yer alır; doğudaki pencerenin üzeri üç sıra mukarnaslıdır. Türbenin batı cephe­sinde medreseye açılan dikdörtgen bir kapı bulunmaktadır. Türbeyle medrese­nin ilişkisi, kapının medresenin moloz taş dolgusu altında kalması, türbenin doğu­sunda bazı duvar kalıntılarının farkedil-mesi ve her iki yapının malzeme ve tek­nik özellikleri dikkate alındığında, yaygın kanaatin (XIII. yüzyılın ilk çeyreği) aksine türbenin en geç medreseyle çağdaş veya daha eski olduğu düşünülebilir. Nitekim Doğan Kuban yapının XII. yüzyılın ortala­rında, A. Gabriel ve Oktay Aslanapa ise 540 (1145-46) yılında yaptırılmış olabile­ceği kanaatindedirler. Kaidesi moloz taş­larla örülen yapının cepheleri düzgün kes­me taşlarla kaplanmıştır.

Sekizgen planlı gövde içte doğrudan duvarlara oturan basık bir kubbe ile ör­tülüdür. İç mekânın ortasındadoğu-batı yönünde yerleştirilmiş mermerden bir lahit yer alır. Köşeleri koçbaşlan ile bağlı taçlara dayanan eroslar ve kanatlı medusalarla süslü olup üzerinde kıvrımları be­lirgin bir elbise giymiş uyuyan bir kadın tasviri vardır: kapağın köşelerinde birer akroter dikkat çeker. Bu haliyle sanduka­nın Roma dönemine ait bir kadın lahdi olduğu anlaşılmaktadır.

Yapının doğu ve güney pencere çerçe­veleri dendan dizisi, yıldız, rûmî ve pal-metlerin yanı sıra yazı ve rozetlerle beze­lidir. Taçkapıda da örgü, zikzak, altıgen geçme, altı – sekiz kollu yıldız ve yarım yıl­dızlarla kıvrık dal. rûmî ve palmetlerden oluşan süslemeler yer alır.