Gürgenç Şehri, Tarihi, Hakkında Bilgi

25

Gürgenç. Amuderya’nın sol kıyısında Hârizm’in idarî ve İktisadî merkezi olan tarihî bir şehir.

Araplar’ın Cürcâniye dedikleri şehrin tarihi çok eskilere uzanır. Milâttan önce 138-126 yıllarında Türkistan’ı gezen Çin­li seyyah Çian-Kien, Amuderya (Ceyhun) üzerindeki Yeu-gien eyaletinden bah­seder ki buranın Hârizm’in merkezi olan Gürgenç olması kuvvetle muhtemeldir. Müslüman Araplar Gürgenç’i Emevîler zamanında fethettiler (93/712) ve Hâ-rizırTi kontrol altında tutmak maksadıyla bölgeyi ikiye ayırdılar. Kâs’ı yerli hane­dan Afrigoğullan’na bırakırken Gürgenç’i kendilerine hükümet merkezi yaptılar. Mâverâ ün nehir, Horasan ve Fergana ya­nında Gürgenç de “Türkistan’ın kapısı” olarak nitelendirilmekteydi. Gürgenç’in dört kapısı ve Bâbülhuccâc’ın yanında büyük bir saray vardı. Sâmânîler döneminde (819-1005) Gürgenç Kâs kadar önem taşımamakla beraber zamanla büyük bir gelişme gös­terdi. Sâmânîler’e tâbi Gürgenç valisi ve Me’mûnî hanedanının kurucusu Emîr Me’mûn b. Muhammed, Kâs’ta hüküm süren Afrigoğulları’na son vererek 385′-te (995) bütün Hârizm’i kendi hâkimiye­ti altına aldı. Bu tarihten itibaren Gür-genç Hârizm’in Kâs”tan sonra ikinci bü­yük şehri oldu.

Hârizm’de hüküm süren bütün hane­danlar gibi Me’mûnîler de “hârizmşah” unvanını aldılar. Gazneli Mahmud, 408′-de (1017) Ebü’l-Hâris Muhammed b. Ali’­yi azl ve hapsedip Me’mûnfler’İn Hârizm’-deki hâkimiyetlerine son verdi ve bura­ya kendi kumandanlarından Altuntaş el-Hâcib’i tayin etti. Altuntaş’ın oğlu Hâ­rizmşah Harun, Sultan Mahmud’un ölü­mü üzerine (1030) oğlu Mesud’a muha­lefet etti. Hârizm sınırına gelmiş olan Tuğrul Bey, Çağrı Bey ve İbrahim Yinal idaresindeki Selçuklu Türkleri ile Sultan Mesud’a karşı iş birliği yaptı. Ancak Gaz­neli Veziri Ahmed b. Abdüssamed’in tah­riki ve Sultan Mesud’un tasvibiyle öldü­rülünce (427/1035) Hârizm bölgesi Cend Emîri Şah Melik’e verildi. Şah Melik de Altuntaşoğullan’nı ve taraftarlarını Hârizm’den uzaklaştırıp Gürgenç’e girdi (433/1041) ve Sultan Mesud adına hut­be okuttu.

Gürgenç, Me’mûnîter zamanında böl­genin en önemli ilim ve ticaret merkezi oldu. İslâm dünyasının çeşitli yerlerinden çok sayıda ilim adamı Gürgenç’e akın etti ve burada Me’mûnî ailesinden hi­maye gördü. Bunlar arasında İbn Sînâ. Bîrûnî. Ebü Sehl el-Mesîhî, İbn Irak. İbnü’l-Hammâr, Ebû Mansûr es-Seâlibî zik­redilebilir. Şehir ayrıca yoğun bir imar faaliyetine sahne oldu ve çeşitli binalar yapıldı. II. Me’mûn’un yaptırdığı bir mi­nare Gürgenç harabeleri arasında yer al­maktadır.

Çağrı Bey, 434’te (1043) Tuğrul Bey’-le birlikte Hârizm üzerine yürüyerek He-zâresb ve Gürgenç’i Selçuklu toprakla­rına kattı. Bu tarihten sonra Gürgenç Kâs’ı geride bıraktı. Gürgenç’in XI ve XII. yüzyıllardaki durumu hakkında yeterli bilgi yoktur. XI. yüzyılın sonlarında Bü­yük Selçuklu devlet adamlarından Kutbüddin Muhammed b. Anuş Tegin hâ­rizmşah unvanıyla Hârizm’e vali tayin edilince Gürgenç bu yeni Hârizmşahlar’ın idaresine girdi.

Sultan Sencer devrinde Hârizm Valisi Kutbüddin Muhammed’in ölümü üzeri­ne oğlu Atsız b. Muhammed hârizmşah tayin edildi (1128). Atsız ilk zamanların­da metbûu Sultan Sencer’e sadık kaldı. Fakat daha sonra Cend ve Mangışlak bölgesi gibi stratejik önemi büyük mer­kezleri zaptederek siyasî nüfuzunu Selçuklular’ın aleyhine Siriderya’nın (Seyhun) ilerisine yayma faaliyetine girişti. Sencer, Atsız’ın bu bölgeleri ele geçirme­sinden rahatsız oldu ve onu cezalandır­maya karar verdi; bunun üzerine At­sız bağımsızlığını ilân etti. Belh’ten Hâ­rizm’e yürüyen Sencer Atsız’ın ordusu­nu ağır bir yenilgiye uğrattı ve Hârizm’in idaresini akrabalarından Süleyman b. Muhammed’e verdi. Atsız daha sonra Hâ­rizm’i tekrar ele geçirip Sencer’i metbû tanıdığını bildirdi (536/1141); fakat ay­nı yıl içinde Sencer’in Katvân’da Karahı-taylar’a yenilmesi üzerine tekrar bağım­sızlığını ilân etti. ikinci defa Hârizm se­ferine çıkan Sencer (538/1143) Gürgenç kapısına kadar gelince Atsız kaleye sı­ğındı. Sencer de şehri mancınıkla döv­meye başladı. Zor durumda kalan Atsız elçiler ve hediyeler sunarak Sencer’den eman aldı. Varılan anlaşmaya göre At­sız Horasan’da ele geçirdiği bütün mal­ları iade edecek ve Sencer’e bağlı kala­caktı. Atsız, daha sonra iki Bâtınî fedai­yi suikast düzenlemek üzere Merv’e gön­derdiyse de bunda başarılı olamadı. Bu­nun üzerine Sencer, 542’de (1147) At-sız’a karşı üçüncü bir sefer düzenleye­rek Gürgenç yakınlarına kadar geldiyse de Atsız, Ahûpûş adlı bir derviş vasıta­sıyla kendini sultana affettirdi.

Atsız 1156’da ölünce oğlu İlarslan Gür­genç’e gelip tahta çıktı; Sencer de onun hârizmşahlığını tasdik etti. İlarslan, Karahıtaylar’ın hücumlarına karşı koymak­la beraber onlara vergi ödemekten kur­tulamadı.

İlarslan’ın ölümünden (568/1173) sonra. Cend valisi olan oğlu Alâeddin Tekiş Karahıtaylar’la anlaşarak büyük bir ordu ile Gürgenç’e yürüdü; bunun üzerine rakibi Sultan Şah Mahmud Gürgenç’İ terkede-rek Horasan’a kaçtı. Bâtınîler’e karşı çık­tığı bir seferde hastalanarak ölen (596/ 1200) Tekiş’in naaşı Gürgenç’e getirilerek kendisi tarafından İnşa ettirilen büyük medresedeki türbeye defnedildi.

Hârizmşah Muhammed b. Tekiş dev­rinde Gurlular’dan Şehâbeddin büyük bir ordu ile Hârizm’e geldi ve Karasu’da Hârizm ordusunu yenerek Gürgenç’İ mu­hasara etti. Ancak basan sağlayamayıp geri çekildi (600/1204).

Moğollar Otrar hadisesinden sonra Hârizm’i istilâ etmeye karar verdiler. Hârizmşah Muhammed b. Tekiş Cengiz Hana mukavemet edemeyip ülkeyi ter-ketti ve 617’de (1220) Âbeskûn adala­rından birinde öldü. Yerine veliaht tayin ettiği oğlu Celâleddin Hârizmşah geçti.

Halk, Gürgenç’i kuşatan Moğol ordusu­na karşı şehri birkaç ay savunabildi. So­nunda şehre giren Moğollar yakaladık­larını öldürdüler ve şehri yakıp yıktılar; Amuderya bentlerini açarak her tarafı sular altında bıraktılar. Gürgenç hara­beye döndü; medreseler, kütüphaneler ve diğer bütün eserler mahvoldu (618/ 1221). Yalnız Tekiş’in türbesiyle eski sa­ray ayakta kalabildi. Tarihçi İbnü’l-Esîr, Gürgenç’in akıbetinin Moğol istilâsına uğrayan diğer şehirlerden daha kötü olduğunu, diğer şehirlerde katliamdan kurtulanlar bulunduğu halde buradaki halkın suda boğulduğunu veya enkaz altında kalarak can verdiğini kaydeder.

Moğollar şehrin adını Orgenç’e çevir­diler ve bu ad günümüze kadar geldi. Ancak yeni şehir, Ceyhun’un Hazar de­nizine dökülen başka bir kolunun sağ kıyısında inşa edilmiştir (628/1231). Şim­diki Künye Ürgenç ise XIX. yüzyıla aittir.

Yâkût el-Hamevî, Moğol istilâsından önce 616’da (1219) ziyaret ettiği Gür-genç’ten daha güzel, daha zengin ve da­ha büyük bir şehir görmediğini söyler. Moğol istilâ­sından sonra Gürgenç artık başşehir hü­viyetini koruyamamış ve Celâleddin Hâ­rizmşah da babası Muhammed b. Tekiş gibi Moğollar karşısında tutunamayarak 1221 yılında Hârizm’den Hindistan’a gitmiştir. Şehir daha sonra imar edile­rek tekrar canlandırılmıştır. Müslüman ve Avrupalı seyyahlar Ürgenç’i Batı As­ya ve Avrupa ile Uzakdoğu ticaret yolu üzerindeki en büyük şehirlerden biri ola­rak nitelendirmişlerdir. VII. (XIII.) yüzyıl­da yaşayan Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî de Ürgenç’i (Cürcâniyye) büyük ve güzel bir şehir olarak tanıttıktan son­ra halkın tamamının Mu’tezile mezhe­bine mensup bulunduğunu, bakkal, ka­sap ve fırıncıların dahi aynı zamanda iyi bir asker olduğunu, şehirde çok sayıda sanatkârın yaşadığını ve bunların mes­leklerini büyük bir özenle icra ettiklerini söyler.

Timur 1388’de Ürgenç’i istilâ ederek halkını Semerkant’a sürdü ve şehrin yı­kılan yerlerine arpa ekilmesini istedi. Ür­genç daha sonraki yıllarda Timurlu Şâh-ruh Mirza tarafından imar edildi. Tek­rar büyük bir nüfusa sahip olan Ürgenç Timur’un torunları tarafından başşehir seçildi. Bununla beraber Timur’un isti­lâsından sonra eski ticarî önemini kaza­namadı, özbekler’den Ebülhayr Han, Ürgenç Valisi Nâsırüddin Sultan ibrahim’i buradan uzaklaştırarak Timurlu hâkimi­yetine son verdiyse de sonra iklimini be­ğenmediği için kendisi de buradan ayrıldl (834/1430-31).

Arap Muhammed Han dönemine ka­dar Hîve hanlarının başşehri olan Ürgenç, 1645’ten sonra Hîve’nin kuzeydoğusun­da Yeni Ürgenç adıyla tekrar kuruldu.

TDV İslâm Ansiklopedisi