Ebu Said Mirza Han Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

22

Ebû Said Mirza Han (ö.873/1469) Timurlu hükümdarı (1451-1469).

1424’te doğdu. Babası Timur’un to­runu Muhammed b. Mîrân Şah’tır. Ço­cukluk ve gençlik yılları, babasının ölüm döşeğinde iken kendisini emanet ettiği Uluğ Bey’in yanında Semerkanfta geç­ti. Kısa sürede ilmî, idarî ve askerî konu­larda Uluğ Bey’in takdirini kazandı.

Ebû Said, daha Uluğ Bey’in sarayında iken hükümdarlık makamını ele geçir­meyi tasarlıyordu. Nitekim 1449’da Uluğ Bey ile oğlu Abdüllatif arasındaki müca­deleden faydalanarak Argun Türkmen-leri’nden aldığı destekle Uluğ Bey’in di­ğer oğlu Abdülaziz’in idaresindeki Se-merkant şehrini ele geçirme teşebbü­sünde bulundu. Uluğ Bey oğlu Abdüllatif ile yaptığı savaşı keserek Semerkant’ın imdadına koştu ve Ebü Said Semerkant kuşatmasını kaldırıp bozkırlara çekil­mek mecburiyetinde kaldı. Şehrin kur­tarılmasından sonra da Uluğ Bey ile oğ­lu Abdüllatif arasındaki mücadele de­vam etti ve Semerkant yakınlarında ba­ba-oğul arasında cereyan eden savaşta Uluğ Bey mağlûp olarak oğluna esir düş­tü. Uluğ Bey’in yargılanması ve oğlunun bilgisi dahilinde öldürülmesi saltanat mücadelesini daha da şiddetlendirdi. Bu karışıklıktan faydalanıp Semerkant’tan kaçan ve Buhara’ya gelen Ebû Said Sul­tan Abdüllatifin emriyle yakalanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Ancak bu sı­rada Sultan Abdüllatifin bir suikast so­nucu öldürülmesi üzerine şehrin daru-ga ve kadısı Ebû Said’e biat etti. Ebü Said ikinci defa Semerkant üzerine yü-rüdüyse de yenildi ve kuzeydeki bozkır­lara kaçıp canını kurtardı. Siriderya havzasındaki Yesi şehrini kendisine mer­kez yaparak Semerkant’ı elinde bulun­duran Sultan Abdullah’a karşı mücade­lesini sürdürdü. Üzerine gönderilen kuv­vetleri bazan siyasî manevralarla, bazan da savaş hileleriyle geri püskürttü. Sul­tan Abdullah’ın daha büyük kuvvetle­rin başında bizzat Yesi şehrine yürüme­si üzerine Özbek Hanı Ebü’l-Hayr’dan yardım istemek zorunda kaldı. Ebû Said ve Ebü’l-Hayr’ın müşterek kuvvetleri 1451 yılında Taşkent ve Hocend şehir­lerini ele geçirdi; daha sonra aynı yılın Haziran ayında Semerkant yakınların­daki Şiraz köyü civarında Sultan Abdul­lah’ı mağlûp ederek Semerkant’a girdi­ler ve Ebû Said’i tahta çıkardılar. Böyle­ce Timurlular’ın başşehri Şâhruhoğulları’ndan Mîrânşahoğullan’nın hâkimiye­tine geçmiş oldu.

Ebû Said Mirza Han ülkesine yönelik tehlikeleri önledi. Çağatay hanlarından İsen Buka Han Siriderya nehrini geçe­rek Mâverâünnehir’e girdiyse de Timur-lu kuvvetleri karşısında geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Bu olaydan sonra Ebü Said, Çağatayoğulları arasındaki iç mücadeleden faydalanmasını bildi ve bu sayede doğudan gelen tehlikeleri kolay­ca önledi. Ebû Said, düşmanı İsen Buka’-ya karşı saltanat iddiasında bulunan ağa­beyi Yûnus Han’ı destekledi ve Çağatay Hanlığı topraklarının iki kardeş arasın­da paylaşılmasından sonra Çağatayoğul­ları kendisi İçin tehlike olmaktan çıktı. Ebû Said için doğuda ikinci tehlike olan hanedanın diğer koluna mensup Hüse­yin Baykara onun karşısında tutunama­dı ve Özbek Hanı Ebü’l-Hayr’a sığındı. Bu suretle Timurlu Devleti’nin en güçlü tem­silcisi olan Semerkant hâkimi Ebû Said, hanedanın diğer kollarına ve bilhassa Şâhruh koluna mensup şehzadeleri gö­revlerinden alarak yerlerine Mîrânşah koluna mensup kimseleri getirdi.

Bu sırada Yakındoğu’da iki Türkmen beyi arasındaki mücadelede Karakoyun-lu Cihan Şah Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan karşısında mağlûp olmuş ve ha­yatını kaybetmişti. Cihan Şah’ın oğlu Ha­san Ali babasının intikamını almak için Ebû Said’den yardım istedi, bunu fırsat bilen Ebû Said eski dostu Uzun Hasan’a savaş açtı. Timur’un vasiyetinde Mîrân-şahoğullan’nın toprağı olarak gösteri­len Azerbaycan Ebü Said için ayrı bir an­lam taşıyordu. 1468 yılı Şubat ayında Azerbaycan’a doğru hareket eden Ebû Said, doğrudan Uzun Hasan’ın yaylağı Karabağ üzerine yürüdü. Uzun Hasan’ın yapmış olduğu barış tekliflerini kabul etmedi. Ancak Akkoyunlu hükümdarı coğrafî avantajı iyi kullanarak iaşe yol­larını kesmek suretiyle Ebû Said’in kuv­vetlerini perişan etti. Sonuçta Ebû Sa­id’in kuvvetleri dağıldı, kendisi esir alın­dı ve babaannesi Gevher Şad Hatun’un intikamını almak isteyen Şâhruh’un to­runu Yâdgâr Muhammed tarafından öl­dürüldü. Ebû Said’in ölümünden sonra geride bı­raktığı on bir oğlundan hiçbiri ülke top­raklan üzerinde mutlak bir otorite ku­ramadı. Bu sebeple Ebû Said’in Timurlu İmparatorluğu’nu yeniden kurma düşün­cesi de gerçekleşmedi.

Kaynaklarda âdil, merhametli, azimli, kabiliyetli bir hükümdar olarak tanıtılan ve XV. yüzyılın İkinci yarısındaki di­ğer Timurlu hükümdarları gibi şeriat hü­kümlerine sıkı sıkıya bağlı olan Ebû Said Han. Taşkent’ten saltanat merkezine da­vet ettiği Nakşibendî şeyhi Hoca Ubey-dullah Ahrâr’ın etkisi altındaydı. Nite­kim şeyhinin isteği üzerine Semerkant Buhara ve Herat şehirlerinde gayri şer’î olan ticaret (tamga) vergisini kaldırttı. Ayrıca meyve ağaçlarından vergi alınma­sını da yasakladı. Tarımla ve çiftçilerle yakından ilgilenerek sulu tarımı teşvik etti ve bu konularda uzman olan veziri Kutbüddin Simnânfyİ sulama sistemini organize etmek ve yaygınlaştırmakla gö­revlendirdi. Herat’ın kuzeyinde Cûy-i Sul­tanî denilen kanalla Meşhed yakınların­daki Gülistan Bendini de o yaptırmış­tır. Onun zamanında Timurlular Mâverâ-ünnehir, Türkistan, Kâbülistan (Kabil), Zâbülistan (bugünkü Afganistan), Horasan ve Mâzenderan’da hâkimiyet kurmuşlar­dır. Bâbürlü İmparatorluğu’nun kurucu­su Muhammed Bâbür Ebû Said’in toru­nudur.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi