Damat İbrahim Paşa Külliyesi -Babıali- Tarihçe, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

32

Babıâli’deki Külliye. Babıâli semtinin muhtelif yerlerinde inşa veya ihya edi­lerek vakfedilmiş medrese, cami, sıbyan mektebi, sebil ve hamamdan meydana gelen yapılar bir külliye özelliğine sahip­ti. Bugün hemen hemen bütünüyle yok olan bu yapılara dair aşağıda verilen bil­giler, bir tarih belgesi olarak şehrin bu bölgesine ait mimari özellikleri akset­tirdiği için ehemmiyetlidir.

Sıbyan Mektebi ve Sebil

İbrahim Paşa­nın vakıflarına dair kayıtlarda adı geçen sıbyan mektebi Büyük Postahane’nin ar­kasında, Âşir Efendi sokağı ile Hoca Ka­sım Köprü sokağı arasındaki köşe başın­da bulunuyordu. Bugün hiçbir İzi kalma­yan bu sıbyan mektebi, Türk mimarisin­de örneğine çok rastlandığı şekilde bir sebilin üstünde inşa edilmişti. Yan ta­rafındaki Hoca Kasım yokuşuna açılan girişinin üzerinde beş beyitlik manzum kitâbesindeki, “Kıldı ihlâs ile ihya bîna-zlr ü bî-adîl. Defter-i hayratına yazdı kirâmen kâtibîn Mekteb-i zîbâ-yı İbrâhîm Pâşâyı celîl” mısralarından anla­şıldığına göre İbrahim Paşa bu sıbyan mektebini 1138 (1725-26) yılında “ihya” suretiyle yaptırmıştı. Altındaki sebil de bina ile bir bütün teşkil ettiğine göre aynı tarihte yapılmış olmalıdır. Yapının, yıllar önce lağvedilmiş olan İstanbul Eski Eserleri Koruma Encümeni’ndeki 723 sayılı dosyasında rastlanan, 10 Nisan 1944 tarihli Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yol­ladığı cevapta, “Nevşehirli İbrahim Paşa ve zevcesi Fatma Sultan vakıflarına ait 38 numaralı Hazine Defteri’nm 21. say­fasına kayıtlı. Hoca Paşa nezdinde vakfı muallimhâne ve sebilhanenin” kadrosu­nun sureti bulunmaktadır. Bu belgede 29 Şevval 118

2. 14 Rebîülâhir 1195. 29 Rebîülâhir 1205. 21 Şaban 121

2. 17 Cemâziyelâhir 1227, 10 Şaban 1228 tarihlerinde mektep ve sebil hiz­metlilerinin adları ve kendilerine verile­cek ücret bildirilmiştir.

Cumhuriyet dönemi başlarında Vakıf­lar Genel Müdürlüğü’nün 7 Nisan 1341 (1925) tarih ve 605 sayılı bütçe kanunu ile özel idareye devredilen mektepler ara­sında bu binanın yer almayarak vakıflar­da kaldığı, İstanbul Eski Eserleri Koru­ma Encümeninin 1945 tarihli bir rapo­rundan anlaşılmaktadır. 1923-1928 yıl­ları arasında düzenlenen sıbyan mektep­leri listesinde adına rastlanmadığına gö­re bu tarihlerde faal olmayan mektebin binası yakın tarihlere gelinceye kadar ayakta bulunuyordu.

Herhalde Büyük Postahane’nin yapıldı­ğı sıralarda (1908), arka tarafındaki Âşirefendi sokağı da düzeltilirken buraya ta­şan sebilin üstü yıktırılarak temeli ve etek kısmı kalmıştır. Sebilin mermer üst aksamı, daha sonra yeniden kurulmak üzere, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin Topkapı Sarayı’na bakan duvarının dibinde­ki hendeğin içine bırakılarak burada unu­tulmuştur. İstanbul Belediyesi 1945’te sıbyan mektebini yıktırmak üzere baş­vurunca önce direnen Eski Eserleri Ko­ruma Encümeni sonunda razı olmuş ve bakanlığın izni istendiğinde ise red ce­vabı alınmıştır. Fakat 15 Şubat 1945’te Ankara’da yapılan bir toplantıda da İs­tanbul’daki kurtarılması gereken eserler arasında adı geçen İbrahim Paşa Mektebi’nin bir yıl sonra bakanlık tarafın­dan yıktırılmasına karar verilmiştir.

“Mail-i inhidam” olduğu iddiası ile daha 1943’te yıktırılmak istenen sıbyan mek­tebi, ancak 1968 yılı sonunda Vakıflar İdaresi tarafından yerine bir iş hanı ya­pılmak üzere yıktırılmaya başlanmış ve bu satırların yazarının devamlı mücade­lesine rağmen eserin bütünü hiçbir iz kalmayacak şekilde yok edilmiştir. Hal­buki ısrarla üzerinde durulan, hiç değil­se sebilin, tarihî bir hâtıranın büsbütün silinmesini önlemek için yeni binanın kö­şesinde İhya edilmesi, Gayri Menkul Es­ki Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 12 Nisan 1969 tarihli karan ile uygun görülmüştü. Ancak bu şartla vakıflara iş hanı inşasına izin verilmesine rağmen Vakıflar İstanbul Bölgesi Başmimarı Ertuğrul Eğilmez sebili ihya etmemiştir.

Mektebin girişi yanındaki yokuştan olup buradaki kemerli kapının üstünde kitabesi yer alıyordu. Mektebin altında ise bir bodrum vardı. Herhalde bütün benzerlerinde olduğu gibi içinde bir ha­deme odası ile bir de hela olan bu to­nozlu bodrumun caddeye bakan tara­fında kemerli iki dükkân yer alıyordu. Kapının iç tarafında küçük bir avlu mev­cuttu. Ayrıca mektebin yukarısında, es­ki planlarda görüldüğü üzere oldukça geniş bir de bahçesi bulunuyordu. Sıb­yan mektebinin girişinde, ikisi yan du­varlara bitişik başlıkları mukarnaslı dört mermer sütunlu bir revak uzanıyordu. Üç bölümlü olan bu “hayat”in bölümleri çapraz tonozlarla örtülmüştü. Hayatın kenarında yer alan mermer çerçeveli bir kapıdan mektebin cephesinde açılmış iki sıra pencerelerle bol ışık alan tek me­kândan ibaret dershanesine geçilirdi. Ayrıca bir de ocağı bulunan üstü tuğla­dan büyük bir aynalı tonozla örtülmüş olup içeride giriş tarafında ahşap bir de asma kat bulunuyordu. Alttaki hademe odasına ve helaya revaktaki bir merdi­venden iniliyordu.

Medrese

Bugün kısmen mevcut olmak­la beraber etrafını saran binalar yüzün­den hiçbir taraftan görülmesi mümkün olmayan medrese, Ankara (Babıâli) cad-desiyle eski Acımusluk (şimdi Cematnadir) sokağı arasında bulunmaktadır. Va­kıflar İdaresi’nden bu medreseyi kendi mülkiyetine geçirmiş olan Hakkı Tarık Us burayı Vakit gazetesinin basımevi haline getirmiş, bu sırada iç mimarisi de tanınmaz bir biçime sokulmuştur.

Nedim Divani’nda bu medrese için yazılmış beş beyitlik bir tarih manzu­mesi bulunmaktadır (s. 174). Yakınında­ki sıbyan mektebi ve sebil ile bir yıl aray­la İnşa edildiğine göre bu tarih muhte­melen medreseye aitti. Manzumenin ta­rih beyti şöyledir: “Dedi itmamına tah-sîn birle târihin Nedim / Tarh-ı İbrâhîm Pâşâ pâk ü zîbâ medrese” (1139-1726-271).

Ayvansarâyî Hadikatü’l-cevâmi’de “Acımusluk Mescidi” maddesinde, bu iba­det yerine Maktul İbrahim Paşa tarafın­dan minber koydurulduğunu ve yakının­da onun dârülhadisi ve bir de tek hama­mı olduğunu bildirirken aldanmış veya burada “maktul” sıfatı ile Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’yı kastetmiş olmalı­dır. Damad İbrahim Paşa vakfiyesinde, Acımusluk sokağındaki medrese (dârülhadis) ve hamamın, XVI. yüzyılın Maktul İbrahim Paşa’sının değil Damad İbrahim Paşa’nın eseri olduğu açıkça bellidir.

İstanbul medreselerine dair 20 Ağus­tos 1330 tarihli kayıtta, on iki hücreli bu medresenin dokuz hüc­resinin kullanıldığı, üçünün bütünüyle harap halde olduğu, hava ve güneş ışı­ğı almadığından talebe iskânına uygun bulunmadığı bildirilir. Ayrıca gusülhane, abdesthane ve şadırvanı tamir edilmiş­se de mecraları olmadığından içi kok­maktadır. Medrese onarılsa da mahal­le arasında bulunduğundan talebenin barınması için uygun değildir. O sırada medresede on altı talebe barındıktan başka 19 Kânunuevvel 1334’te iki odasında asker eşyası depolanmıştı; bazı hücrelerde ise yangın felâketzedesi üç kişi yaşamaktaydı. Med­rese bu sıralarda kadro dışıdır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nden elde edilen bir medrese planının Damad İbrahim Paşa’nın bu ikinci dârülhadisine ait olabileceği söylenebilir. Buna gö­re medrese kare bir plana göre düzen­lenmiş olup bazı hususlarda Şehzadebaşı’ndaki dârülhadise benziyordu. Acımus­luk sokağında olan girişin sağında kö­şede büyük kubbeli dershanesi bulunu­yor, ortadaki avluyu kubbeli ve mermer sütunlu revaklar dört taraftan çeviriyor­du. Bugün bu sütunlardan bazıları med­reseyi bölen duvarların aralarında görü­lebilir. Revakların arkasında ise kubbelerle örtülü on yedi hücre vardı. Medre­senin sol tarafında biri büyük kubbeli, ikisi tonozlu üç mekânla mahiyetleri an­laşılamayan bazı bölümler yer alıyordu. Bunların üstünde de önünde çifte kub­beli bir revakı olan, aynalı tonozlu bir sıbyan mektebi bulunuyordu.

Cami

Esasında Sahaf Süleyman Efen­di tarafından yapılmışken Damad İbra­him Paşa’nın ihya ederek evkafına kat­tığı, külliyenin camii haline getirilen Acı­musluk Mescidi çok yıl önce satılarak özel mülkiyete geçmişti ve depo olarak kullanılıyordu. 1986 yılında burada bazı inşaatlar yapılmış, medresenin sağ ta­rafında olması gereken Acımusluk Mescidi’nin arsası üzerinde bir iş hanı inşa edilmiş ve bu yeni binanın üst katında da bir mescid mekânına yer ayrılmıştır.

Hamam

Damad İbrahim Paşa tarafın­dan yaptırılan İstanbul’daki tek hamam, aynı sokakta medresenin karşısında bu­lunuyordu. Girişin iki yanında bir çift me­kân olan hamamın büyük kubbeli soyunma yerini ortada kubbeli, yanlarda to­nozlu bir ılıklık bölümü takip ediyordu. Sıcaklık kısmı ise dört köşesinde halvet hücreleri olan dört eyvanlı tipteydi. Ev­velce satılmış olan hamam da 1986 yı­lında bir iş hanına dönüştürülmüş ve sa­dece büyük kubbeli soyunma yeri yeni binanın içinde muhafaza edilmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi