Cezayirli Hüseyin Paşa Kimdir, Hayatı, Dönemi

Cezayirli Hüseyin Paşa, (1765-1838} Son Cezayir dayısı ve beylerbeyi.

Denizli’de doğdu, aslen Aydınlıdır. Kar­deşiyle Cezayir’e gidip önce balıkçılık yap­tı, sonra Cezayir askerî ocağına girdi. Bu­rada kısa zamanda nüfuz ve şöhret ka­zanarak “hâcetü’1-hayl” (haraların ve atla­rın nâzırı) mevkiine yükseldi. Dayı Ali Pa­şa valiliğinin altıncı ayında vebadan Ölün­ce Cezayir Ocağı tarafından dayılığa ge­tirildi (1818). İstanbul’dan kendisine beylerbeyilikfermanıyla kılıç ve kaftan gön­derildi. İyilik sever ve âdil bir kimse ola­rak tanınan Hüseyin Paşa işe genel af ilân etmekle başladı ve selefinin aldığı bazı şiddetli tedbirleri kaldırdı. Bununla beraber iki defa yeniçerilerin suikastine mâruz kaldı. Hayatını emniyete almak için bir muhafız kıtasının himayesinde müstahkem bir saray olan Kasba’ya çe­kildi.

Hüseyin Paşa’nın dayı olduğu dönem­de Cezayir eyaletinde birtakım karışıklıklar mevcuttu, şark ve garp vilâyetle­rinde bazı kabileler Türkler’e karşı is­yan halindeydiler. Türk hâkimiyetini ye­niden kurmaya çalışan Hüseyin Paşa, Kostantîne ve Oran beylerinin yardımı ve Arap Ağası Yahya Ağa’nın askerî maha­ret ve kabiliyeti sayesinde isyanları bas­tırdı. 1826’da şark, 1828’de garp top­raklan huzur ve sükûna kavuştu. Bir ta­raftan da 1821-1827 yılları arasında Mo­ra isyanı dolayısıyla Yunanlılar’a karşı sa­vaşan Osmanlı Devleti safında yer aldı. Bir donanma göndererek devlete olan bağlılığını gösterdi. Fakat 1827’de Navarin’de Osmanlı donanması ile birlikte Cezayir donanması da Batılı büyük dev­letler tarafından yakıldı.

Öte yandan Avrupalılar’a karşı sert bir siyaset güden Hüseyin Paşa, Aixla-Chapelle Kongresi’nde korsanlığın ilgasına dair verilen karara katılmadı. Buna kar­şı Fransız ve İngilizler 1819’da ortakla­şa bir deniz gösterisi yaptılarsa da her­hangi bir sonuç alamadılar. İngiliz kon­solosunun sınır dışı edilmesi üzerine du­rum daha da gerginleşti. İngiltere’nin is­tediği tazminat konusunda yapılan ve bir sonuç elde edilemeyen görüşmeler­den sonra İngiliz donanması 12-29 Tem­muz 1824 tarihleri arasında Cezayir şeh­rini topa tuttu. Ancak şehirde Önemli hasar meydana gelmedi; bu husus Ceza-yirliler’in Avrupa devletlerine karsı mü­cadele azmini daha da arttırdı.

Cezayir beyliğiyle Fransa arasında Directoire devrinden beri süregelen bir ala­cak davası vardı. O zamanki Cezayir da­yısı Fransa’ya borç olarak bir miktar hu­bubat ve para vermiş ve alacağını iki yahudi tüccara (Busnach ve Bacri) havale et­mişti. Hüseyin Paşa Bacri’den, mercan rüsumundan dolayı Cezayir hükümetine birikmiş borcunu istediğinde, o da Fran­sa’dan alacaklarını ileri sürerek, dayıya Fransa kralına mektup yazdırdı. Hüse­yin Paşa’nın Fransa kralına gönderdiği üç mektuba cevap gelmedi. Bu durum Fransa’nın Cezayir konsolosu Deval ile Hüseyin Paşa arasında ihtilâfa sebep ol­du. 29 Nisan 1827’de bir bayram arefesinde yaptıkları görüşme sırasında Deval’in verdiği cevaba çok hiddetlenen Hüseyin Paşa’nın elindeki yelpaze İle Deval’e vurması hadisesi büyütülerek Fran­sa’ya hakaret sayıldı. Aslında bu bir ba­haneydi; esas sebep Fransa’nın Cezayir’­deki iktisadî menfaatlerini arttırmak ar-zusuydu. Bunun üzerine Fransa Cezayir’i abluka altına aldı (1827-1830). Hüseyin Paşa muhtemelen İngiltere’nin desteğine güvenerek hiçbir anlaşmaya yanaş­madı ve teklifleri reddetti. Müzakere flaması taşıdığı halde 30 Temmuz 1829’da Provence gemisinin Cezayir batarya­ları tarafından topa tutulmasını bilmez­likten geldi.

Hüseyin Paşa’nın hareketi Fransa’nın İstanbul büyükelçisi tarafından Babıâ­li’ye bildirildiği gibi anlaşmazlığın halli için Fransız hükümeti Mısır Valisi Meh­med Ali Paşa’dan arabuluculuk yapma­sını istedi. Bunun üzerine Babıâli önce eski Cezayir müftüsü Halil Efendi’yi İz­mir’den İstanbul’a çağırıp arabuluculuk talimatı ile Cezayir’e gönderdi. İngiliz el­çisi ise Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın bazı kabilelerle Cezayir’e hücum etmek üzere olduğunu bildirerek Babıâli’yi te­lâşlandırdı. Fransa elçisi merkezden özel bir memur gönderilmesinde ısrar edince bu defa Tâhir Paşa görevlendirildi. Fakat Hüseyin Paşa’nın sert tutumu do­layısıyla Fransa siyasetini değiştirdi ve 31 Ocak 1830’da Cezayir seferine karar vererek donanma hazırlığına girişti. Bu sırada Tâhir Paşa beş maddelik bir tali­matla Marsilya’ya vardıysa da hiçbir so­nuç alamadan geri dönmek zorunda kal­dı. Fransız donanması 14 Haziran 1830′-da Sîdî Ferrüh’a asker çıkardı. Sadece kendi kuvvetlerine dayanmak durumun­da kalan ve daha önce öldürttüğü en iyi kumandanı Yahya Ağa’dan mahrum bu­lunan Hüseyin Paşa uzun süre mukave­met edemedi. Damadı olan kumandanı İbrahim Ağa da başarı gösteremedi. İm­parator Kalesi’nin 4 Temmuz’da zaptı üzerine Fransız General Bourmonfun şartlarını kabul etmek zorunda kaldı.

İşgal anlaşmasının 2 ve 3. maddele­rine göre Hüseyin Paşa şahsî mallarını muhafaza edebilecek ve istediği yere gidebilecekti. Buna rağmen Malta’ya git­mesi önlendiği için Napoli’ye götürül­mesini istedi ve 9 Ağustos 1830’da ora­ya vardı. Kısa süre sonra Livorno’ya geç­ti. Buradan Cezayir ile devamlı ilişki için­de bulunan yahudi tüccarları vasıtasıyla Cezayir’de Fransızlar’dan hoşnut olma­yanlar ve kabile reisleriyle temas kur­maya çalıştı, fakat umduğu sonucu ala­madı. 1831’de maaş tahsisi ve emlâki­nin iadesi için Paris’e gitti. Paris’te iti­bar gördüyse de taşanlarından haber­dar olan Fransız hükümetinden bir şey elde edemedi. Livorno’ya dönünce tah­riklerini yine sürdürdü. Daha sonra sıkı bir gözetim altında olduğunu hissede­rek buradan İskenderiye’ye gitti ve ora­da öldü.

Hüseyin Paşa sert ve inatçı olmakla beraber kan dökücü değildi. Hamdan Hoca onun iyi ahlâklı ve bilgili olduğunu yazarken Ali Rızâ Paşa kendisini cahil ve son derece mağrur biri olarak tanıt­maktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi