Ahlak-ı Adudiyye – Adudiddin İci Konusu, Özellikleri, Hakkında Bilgi

22

AHLÂK-I ADUDİYYE Adudüddin el-İcî’nin (ö. 756/1355) ahlâkla ilgili Arapça risalesi.

Asıl adı Risaletü’l-ahlâk olan eser, müellifi Abdurrahman b. Ahmed b. Abdülgaffar el-İcî’nin Adudüddin şeklinde­ki unvanından dolayı Ahlâk-ı ‘Adudiyye ve el-Ahlâku ‘Adudiyye olarak şöhret bulmuştur. Bazı müellifler, eseri er-Risâletü’ş-şâhiyye fî ‘ilmi’l-ahlâk ve Risâletü’l-ahlâk adıyla da zikretmektedir.

Dört bölümden meydana gelen ese­rin birinci bölümünde nazarî ahlâk ko­nuları yer alır. Nutk (düşünme), gazap ve şehvet gibi nefsin temel fonksiyonla­rıyla bunların ifrat ve tefrit şeklindeki aşırılıklarından doğan reziletler ve itidal noktasında tutulmalarıyla kazanılan fa­ziletler üzerinde durulur; ahlâkın insan karakteriyle olan münasebeti ve deği­şip değişmeyeceği meselesine de kısa­ca temas edilir. Eflatun ile Aristo ara­sındaki görüş ayrılıklarından birini teşkil eden ve birçok İslâm ahlâkçısı tara­fından da sık sık gündeme getirilen ah­lâkın değişip değişemeyeceği meselesin­de Îcî de Fârâbî ve daha birçokları gibi, ahlâkın değişebileceği yönündeki görüşü tercih eder. Ahlâkî faziletlerin kazanıl­ması ve korunmasına ayrılan ikinci bö­lümde pratik ahlâk konuları işlenmek­tedir. Daha çok faziletleri elde etmenin ve reziletlerden korunmanın yolları üze­rinde duran müellif, her reziletin, mu­kabili olan bir faziletle giderilebileceğini belirtir. Bilgisizliğin bütün ahlâkî hasta­lıkların kaynağı olduğunu söyleyen İcî, büyük bir eksiklik olarak nitelendirdiği kara cahilliğin (cehl-i mürekkeb) tedavisi için, insan zihninin müşahhastan mü­cerret düşünceye yükselmesinde önemli bir yeri olan ve kesin sonuçlar veren matematik disiplininin öğretilmesini teklif eder. Aile ahlâkının, ev yönetiminin ko­nu edildiği “Siyâsetü’l-menzil” başlıklı üçüncü bölümde ise ana baba, çocuklar, hizmetçiler gibi aile fertlerinin maddî ve manevî hayatlarının düzenlenmesi, aralarında uyum sağlanması, birbirleri­ne karşı olan hak ve sorumlulukları in­celenir. Eserin “Tedbîrü’l-müdün” başlıklı dördüncü bölümünde müellif devlet yönetimi konusunu işlemekte ve insa­nın yaratılıştan içtimaî bir varlık olduğu şeklindeki klasik görüşü tekrar etmek­tedir. Bu bölümde, Fârâbi’den beri devam eden “Fâzıl” ve “Câhil devlet” tar­zındaki klasik medîne (ülke) taksimini Îcî’nin de tekrar ettiği görülür. Ona gö­re, faziletli ülkenin en bariz vasfı, ahali­si arasında sevgi ve dostluğun hâkim olmasıdır. Sosyal hayatın düzenlenmesi ve ülkenin fazilete ulaşmasında Fârâbî gibi o da yöneticilere çok önemli görev­ler düştüğü görüşünü benimser; eseri­ni de toplumu yönetenlere düşen vazife ve sorumlulukları sayarak bitirir.

Ahlâk-ı Adudiyye, genel olarak Fâ­râbî ve İbn Miskeveyh gibi İslâm Meşşâî filozoflarının ahlâk ve siyaset alanındaki görüşlerinin tekrarı mahiyetinde olup önemli bir orijinallik taşımamakla birlikte, bilhassa Osmanlı ve İran ilim ve medrese çevrelerinde hayli ilgi gör­müştür. Nitekim çeşitli kütüphanelerde birçok yazma nüshası bulunan risale, müellifinin diğer eserleri gibi pek çok kişi tarafından şerhedilmiştir. Bu şerh­ler arasında, müellifin talebesi ve Buhârî şarihi Muhammed b. Yûsuf el-Kirmânî’nin şerhi birinci sırayı alır. Taşköprizâde’nin 1540’ta tamamladığı bilinen şerhi ile Müneccimbaşı Ahmed Dede’ye (ö. 1701) ait şerh de değerlidir. Ahlâk-ı ‘Adudiyye, Sultan Abdülaziz dönemi Meclis-i Maârif âzasından Mehmed Emin İstanbulî tarafından Melzemetü’l-ahlâk adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir. Ayrıca ri­salenin birinci bölümünü, eski Kayseri müftülerinden Ahmed Remzi Efendi 100 beyit halinde ve Arapça olarak nazmetmiştir. Şeyhülislâm Mûsâ Kazım Efendi’ye ithaf edilen bu manzume, el-Cevheretü’r-Remziyyetü’l-ferdiyye adıyla basılmıştır.

TDV İslam Ansiklopedisi