Vakıf Gureba Camii Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

35

Gureba Hastahanesi Camii. İstanbul’da XIX. yüzyıla ait cami.

Abdülmecid’in annesi Bezmiâlem Vali­de Sultan tarafından kendi vakfı olan Gu­reba Hastahanesrnin yanında yaptırıl­mış ve hastahane ile birlikte aynı gün hiz­mete açılmıştır(24 Rebîülevvel 1261/2 Ni­san 1845). Bezmiâlem Valide Sultan Ca­mii adıyla da anılır. Yine Bezmiâlem Vali­de Sultan’ın yaptırdığı Dolmabahçe Camii’-ne göre son derece mütevazi bir bina olan ve buradan hastahanenin bir birimi gibi tasarlandığı anlaşılan cami kagirdir ve dikdörtgen bir plan üzerine inşa edil­miştir; çatısı ve minberi ahşaptır. Giriş cephesinin sağ köşesinde kesme taştan yapılmış ince bir minare yer alır. Cadde­ye bakan avlunun giriş kapısı üzerindeki 1261 tarihli ta’lik kitabenin metni Zîver Paşa’ya aittir. Giriş cephesinde ikisi alt­ta, üçü üstte olmak üzere dikdörtgen şek­linde beş, yan cephelerde alt sırada be­şer dikdörtgen, üst sırada üçer daire; ka­dınlar mahfiliyle hünkâr mahfilinde iki­şer dikdörtgen ve kıble cephesinde üst­tekiler daire, alttakiler dikdörtgen şeklin­de ikişer pencere yer almaktadır. Dolayı­sıyla dönemin diğer camileri gibi bu cami de ferah ve aydınlıktır.

İbadet sahnina kemerli bir kapıdan gi­rilir. Girişin açıldığı son cemaat yerinin önünde bugün mevcut olmayan bir sakfa ait iki sütun kaidesi, sağ tarafında ise kadınlar ve hünkâr mahfillerine çıkan mer­divenlerle minarenin kapısı bulunmakta­dır. İki yuvarlak kemerli pencere son ce­maat yerini, kıble cephesi birkaç metre daraltılmış olan ana ibadet mekânına bağ­lamakta, böylece burası daha geniş bir görünüm arzetmektedir. Kadınlar mahfili, kapısından geçişin sağlandığı bir du­varla hünkâr mahfilinden ayrılmıştır. Hün­kâr mahfilinin öne doğru oval bir çıkıntı oluşturan kafesli kısmı, yakın zamanlar­da beton bir duvarla kapatılarak ana iba­det mekânının görülmesi engellenmiş­tir. Ahşap tavanın ortasında yaprak şek­linde yaldızlı bir göbek, diğer tarafların­da da serpiştirilmiş vaziyette yine yaldızlı bitki motifleri görülmektedir. Sivri kü­lâhlı minber, devrinin ahşap oymacılığı­nın güzel örneklerinden biridir. Mihrap bordürü yivli olup yivlerin üst kısmında barok üslûbunda kıvrımlar yer alır. Ca­minin en önemli mimari özelliği, yanın­daki hastahanenin içinden merdivenle çı­kılan ve bir pencerenin arkasında hasta­ların da cemaate katılmalarına imkân ve­ren 20 m2’lik üçüncü bir mahfilinin bu­lunmasıdır. Bu mekânın, son cemaat ye­rine açılan ayrı bir kapısı daha varsa da bu­gün bir duvarla kapatılmış durumdadır.

Caminin hastahane yanında inşa edil­mesinin başlıca sebebi hastahane çalı­şanlarının, hasta sahipleriyle ziyaretçile­rin ve durumu uygun olan hastaların na­mazlarını kılabilmelerine. özellikle de dok­torların ve diğer sağlık personelinin cu­ma namazlarını hastahaneden uzaklaş­madan eda edebilmelerine imkân sağ­lamaktır. Cami vakfiyesinde, ayrıca burada görevli imamların ölüm halindeki hastalara kelime-i şehâdet getirtmeleri ve ölenlerin cenazelerini usulüne uygun biçimde kal­dırmaları da şart koşulmaktadır. Cami­nin ilk hizmet kadrosu imam, hatip, vaiz. müezzin ve kayyimlerden oluşan dokuz kişidir ve bunların görevleri vakfiyede geniş biçimde belirtilmiştir.

1875 yılında onarılması için üç ayrı ira­de çıkarılmış olan camiye valide sultanın bir de kütüphane vakfettiği söylenmek­teyse de bugün böyle bir kitaplık mevcut değildir.

TDV İslâm Ansiklopedisi